Hakkı Şafak Ses Yazdı: Şeyh Nazım Kıbrısî ve Sorular/ Ve Bir Hatıra

#ŞEYH_NAZIM_KIBRISİ VE SORULAR / VE BİR HATIRA
#Şeyh_Nazım_Kıbrısi’nin dünyanın dört bir yerin ‘de müridi var… Ama her ne hikmetse müritler hep #İngiliz Milletler Cemiyeti’ne üye olan eski İngiliz sömürgesi ülkelerde… Görevi İngiltere adına oralardaki Müslüman kitleyi elde tutmak mıydı? Şeyh Kıbrısi Kraliçe’nin ölümü ile nihayet Kral olan o dönemdeki unvanı ile “Prens Charles”‘in Müslüman olup kendi tarikatına mensup olduğunu ama durumu gereği bunu açıklayamadığını İngiliz gazete ve dergilerine manşet manşet beyanatlar ile duyuruyor. Prens Charles Müslüman oldu mu?

İngiltere’nin 1 numarası olan doktoru ingiliz hanedanı özel olarak tahsis ediyor kendisine…
bu ayrıcalığın sebebi neydi?

Şeyh Nazım Kıbrısi… Şu an MİT ve Emniyet’te de kaydı bulunan faaliyetlerine Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesini Dr.Fazıl Küçük’ün verdiği yıllarda başlayan bir İngiliz Ajanı mı?
Hatta Dr.Fazıl Küçük devletin bilgi ve onayı ile bu şeyhi adadan sürüyor, sonrasında İngilizler ona niye sahip çıktı?

Bu Londra’nın Kuzey bölgesinde yer alan Şeyh Nazım Kıbrısi Camii.
Bir havranın Şeyh Nazım Kıbrısi tarafından satın alınıp camiye çevrildiği yeri gayet uygun değerinin oldukça altında bir meblağa fiyata üstelik Rothschild Ailesi neden satar?
…….
Nazım Kıbrısi Charles için ‘Seyyit’ demişti
Ülkücü camianın tanınan isimlerinden Hakkı Şafak Ses, THY’nin Sky Life dergisinde yer alan bir röportajı ve “şeyh” Nazım Kıbrısi ile diyaloğunu kaleme aldı.

“9 Eylül, Elizabeth ve Şeyh Kıbrısi” başlıklı yazısı şöyle:

Yıllar önce bir gün Ankara’dan İstanbul’a uçakla giderken THY’nın aylık dergisi Sky Life’taki bir röportaja takıldı gözüm.
Şeyh Nazım Kıbrısi ile özel yapılmış uzun bir röportaj vardı. Şöyle bir göz attım. Okumaya niyetim yoktu. Fakat resimleri görünce okumaya karar verdim. Resimlerden birinde Şeyh Nazım Kıbrısi, diğerinde Prens Charles vardı.
Kıbrısi, kraliyet ailesini öve öve bitiremiyor, sonunda da bombayı patlatıyordu:
“Prens Charles seyittir ve sünnetli doğmuştur. Kraliyet ailesi gizi müslümandır ve soyları peygamberimize dayanır.”

Okur okumaz;
“Aşağılık soytarı, işbirlikçi münafık” sözleri bir anda ağzımdan çıktı.

İngilizin, tarikat-cemaat işbirliği ve tarihi geçmişini çok iyi öğrenmiştik Atsız ve Türkeş sayesinde!.. İkisine de rahmet olsun!..

Sonra bir an düşündüm. Acaba ağır bir hakaret ve suçlama mı yapmıştım?..”Gizli olanı ve niyeti Allah bilir. Biz açık ve net olan söze bakarız. Cevabımız söylediği sözedir” diyerek kendimi rahatlattım.
Bir yıl kadar sonra Manisa’da olduğum bir gün doktor bir arkadaşım aradı.”Neredesin?” dedi.
“Salihli’de tesisteyim” dedim.”Akşam bize gel. Şeyh Nazım bizim eve gelecek. Sohbet var dedi
Bir an şaşıdım. “Senin Şeyh Nazım ile ne işin var? Senin şeyhin, tarikatın başka değil mi?” dedim.
“Boşver şimdi bu soruları. Sen gel. Anlatırım sana neden geldiğini” dedi.
“Bakarız” dedim, telefonu kapattım.
Bir an düşündüm.

THY Sky Life’taki röportaj aklıma geldi.
Bu röportajı ve onun için düşündüğümü yüzüne söylemek ve işin aslını ona sormak doğru olur diyerek gitmeye karar verdim.
Akşam biraz geciktim.
Arkadaşımın evine geldiğimde onlar sohbete başlayalı bir saati geçmiş.
Kapıyı kızı açtı.
“Hoş geldin Hakkı amca. Babamlar salonda. Biz hanımlar yukarıdayız. Siz salona geçin” dedi.
“Tamam” dedim.
Her zaman gelip gittiğim için evin yabancısı değildim. Salonun kapısını açtığımda bir an şaşırdım.

Gördüğüm manzara şu idi:
Salonda herkes, yaklaşık 30-35 kişi yerde diz üstü oturuyordu. Şeyh Nazım üçlü koltukta ortada yüksekte oturmuştu. Ben içeri girince sohbet bir an durdu. Şeyh Nazım dahil herkes bana bakıyordu. Ön safta oturan arkadaşım işaret ederek ve yanında yer açarak oturmamı istedi.
Tablo beni rahatsız etmişti.
Yere oturmadım.
Doğru Şeyh Nazımın oturduğu koltuğa yöneldim ve sağ yanında ki boş yere oturdum.
Hafifçe “Selamün Aleyküm cümleten” dedim.
Bir huzursuzluk oldu.
Herkes yerde diz üstü otururken biz Şeyh Nazım’la yan yana koltukta oturuyorduk.
Başında siyah bir sarık, sırtında yine siyah bir cübbe vardı. Göz çevresindeki siyah halkaların içinden bakan iki cin gibi siyah göz ile bir an beni süzdükten sonra konuşmaya devam etti.
Ama neşesinin kaçtığı her halinden belli idi.
Sohbet konusu Osmanlı’nın ahir zamanda Mehdi öncesi yeniden bütün ihtişamı ile kurulması üzerine idi.

Fakat benim salona girişim ve yanına direkt oturmam konuşmanın insicamını bozmuştu. Bir kaç cümle sonra sustu ve birden bana dönü.
Kıbrıs şivesi ile “Bu arkadaşı bir tanıyalım” dedi.
“Nereden gelir nereye gidersin?” diye sordu.
Doktor arkadaşım “benim yakın dostumdur, kendisi iş adamıdır. Onu da davet etmiştim” dedi.
Ben de “Evet aslında benim buraya gelme sebebim size bir konuyu sormak ve belki de helalleşmek için” dedim.
Bana doğru hafifçe dönerek birazda istihza ile “Sor bakalım” dedi.

Herkesin meraklı gözleri bize dönmüştü. Müridlerinin de biraz gerilmiş olduğunu tahmin etmek zor değildi elbet.
Ben de yüzüne karşı soracağım soruyu sordum:
“Geçen yıl uçakta THY dergisinde sizin bir röportajınızı okudum. Siz orada İngiliz kraliyet ailesinin gizli Müslüman olduğunu, Prens Charles’ın peygamber sünneti ile doğduğunu ve Seyyit olduğunu söylüyordunuz.
Dünyada 600 yıl milyonlarca müslümanın katili bir sülaleyi bu şekilde aklamanıza karşılık sizin hakkınızda kötü sözler söyledim ve bedduada bulundum.
Belki bir açıklamanız olur, helalleşiriz diye geldim” dedim.
Ortalık buz gibi oldu.Nefesler tutuldu.
Şeyh Nazım ne diyecekti?
Göz göze idik.Ben de oldukça gergindim.
O bir kaç saniyede aklımdan geçenleri ve düşündüğüm kareleri anlatmak çok uzun sürer.

Sonra ne mi oldu? Tahmin edemezsiniz!
Bir anda iki elleri ile dizlerine doğru hamle yaptı ve ağzından şu cümle çıktı:
“Eveeet… Buralardan gitme zamanı geldi. Haydi eyvallah” dedi ve kalkarak salon kapısına doğru gitti. Ardından salondaki herkes ayağa kalktı ve birden salon boşaldı.
Ben koltukta yalnız kalmıştım. Sokak kapısından gürültüyle çıkarlarken uğultudan ne dedikleri anlaşılmadı tabi.

Yani kısaca ben fakire hakkını helal (!) etmek istemedi ve kaçarcasına orayı terketti.
Bir daha da Manisa’ya tekrar geldiğini duymadık…
Kaynak:Gapolay Gazetesi Hakkı Şafak Ses

admin
Sosyal Medya

admin

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Gönder
Haber İhbar Hattı
Haber İhbar Hattı..
Lütfen Sağ Alttaki Gönder Butonunu Tıklayınız.