Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Seyyare’nin Kocasını Seyyare’den Sorsunlar!
Seyyare’nin Kocasını Seyyare’den Sorsunlar!
Olayı çözen; polisin dedektiflik dehası ya da derin istihbarat çalışmaları değildi. İşin sırrı, Seyyare’ye yardım eden komşu adamın karısının uyanıklığındaydı. Kadın baktı ki kocası Seyyare’nin etrafında fazla dolanıyor, gitti devlete: “Gidin, bu adamı kocamdan ve Seyyare’den sorun; bunları takibe alın!” dedi.
İhbar üzerine başlayan takip bir yıl sonra sonuç verdiğinde, Vezirköprü taraflarındaki kalaycı Hüseyin Efendi’nin trajikomik kıskançlık masalı da topraktan çıkarılmış oldu.
Tarihler 1945 civarını gösteriyordu. Memleketin kıskançlık coğrafyası geniştir fakat bizim kalaycı Hüseyin Efendi’ninki bambaşkaydı. Oflu adamcağız perdeden şüphe eder, tül örtse ‘rüzgâr öptü’ diye huysuzlanır, en sonunda çareyi hırdavatçıdan aldığı iki kutu yağlıboyada bulurdu. Evin bütün pencerelerini içeriden bir güzel boyadı, kapıları kilitledi. Ev dediğin zaten kasabanın dışında, etrafında başka tek bir yapının olmadığı müstakil bir yerdi; ama kıskanç adamın şüphesi sınır tanımazdı.
Belki de Hüseyin Efendi en başından beri haklıydı. Evinin etrafında dolanan o gölgeyi, Seyyare’nin bakışlarındaki saklı meyili sezmişti. Fakat adam şüphesiyle yüzleşmek yerine, karısını karanlığa gömmeyi seçti. Pencereleri karartıp kapıları kilitledikçe, Seyyare’yi tam da şüphelendiği o adamın yardımına ittiğini göremedi.
Dışarıdan bakan derdi ki: “Zavallı Seyyare Hanım o karanlık damda mahsur kalmış, çaresizce kaderini bekliyor.”
Oysa Seyyare ne çaresiz bir kadındı ne de aklı ermeyen biri. Kaçmak istese yol çoktu. Kocası Karadeniz gurbetçisiydi; sırtında kalay körüğü, köy köy dolaşırdı. Günlerce eve uğramadığı olurdu. Çocuk da yoktu. Seyyare istese bir sabah kapıyı çeker; akrabalarına gider, devlete başvurur, o hayattan yürüyüp giderdi. Kaçacak zekâ da vardı onda, güç de.
Fakat Seyyare kaçmayı değil, baltayı seçti.
Bir gece baltayı eline aldı. Kocasının şakağına birkaç kez vurdu. Adam öldü. Seyyare yastığın altındaki silahı beline soktu. Tek başına koca adamı kaldırmak kolay değildi tabii; hemen kapısında dolanan o komşu adamı ayarladı. Aralarında ne vardı ne yok bilinmez ama gecenin köründe beraber bir çukur kazdılar. Adamı çukura oturur vaziyette koyup gömdüler. Seyyare hiç istifini bozmadan toprağı düzeltti, üstüne de bir güzel ıspanak ekti.
Toprağın altında oturur vaziyette bir adam, üstünde yeşeren ıspanaklar…
Bir süre sonra devlete gidip “Kocam dokuz aydır kayıp” dedi. Ta ki o komşu kadın ihbar edene kadar…
Yakalandıklarında Seyyare’nin ağzından çıkan ilk şey yine toprağın altındaki kocasıydı: “Nasıl gömdüysek aynı öyle duruyordu, oturur vaziyette…” Seyyare sanki bir insan değil de bir eşya gömmüştü.
Yirmi beş yıl hapiste yattı Seyyare. Yataksız bir hücrede çeyrek asır geçti, 1970’lerin başında sapasağlam çıktı geldi kasabaya. Ellili yaşlarının ortasında, uzun boylu, heybetli, gösterişli bir kadındı.
Ben Zühriye henüz 14 yaşındaydım. Bahçeli kasaba evimizin önünde ev sahibimiz ve komşu kadınlarla otururken denk geldim ona. Herkes ayağa kalktı; “Geçmiş olsun Seyyare, hoş geldin” dediler. Seyyare oturdu ve anlatmaya başladı. Buz gibi soğukkanlı sesiyle, hiç gözünü kırpmadan, sanki bir zafer kazanmış gibi iştahla aktardı her şeyi.
Hiçbir pişmanlık emaresi yoktu yüzünde.
Oradakilerin gözünün içine bakarak aynı şeyi söyledi:
— Adam tekrar dirilse, kapıları yine kilitlese, pencereleri yine boyasa, yine yaparım! Yine yaparım!
Seyyare kocasının kıskançlığını, işlediği cinayetin kalkanı yapmıştı. Gerçek sırrı toprağa gömdü, kendi içindeki mahkemede kendini akladı.
Rabbim bizi zalimin zulmünden de, şeytanın, nefsin ve kötü insanın şerrinden de muhafaza eylesin.
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş
- Haydar Mermer Yazdı: Bu Binaları Bu Yurtları Nasıl Yaptınız? - Ağustos 13, 2026
- Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Seyyare’nin Kocasını Seyyare’den Sorsunlar! - Ağustos 13, 2026
- Edirne Kulisi/M. Ali Terzioğlu Yazdı: TÜ Rektörü Hatipler’in 2009 Dosyası - Ağustos 13, 2026

