Mustafa Kır Yazdı: Dini istismar etmek veya İslam ile aldatmak!

Dini istismar etmek veya İslam ile aldatmak!
Tarihi seyir içerisinde bazı tarikat ve cemaat önderleri;siyaset ve ticaret mensupları tarafından maddi kazanç sağlamak, makam-mevki elde etmek, güç ve otoriteyi sürdürmek, amacıyla dindarlık kisvesi altında “dinin”, “tarikatın”, “cemaatin”, “siyasetin” çıkar amaçlı kullanıldığına Müslümanların İslam ile aldatıldığına şahit olunmaktadır. Bu durum, evrensel anlamda İslam dinin yüce mesajının etkisini azaltmakta; samimi Müslümanların, güvenilirliğini ve inandırıcılığını zaafa uğratmaktadır. “Sakın aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın” (Fâtır Suresi, 5. Ayet)

Müslümanların din ile aldatılmalarının en büyük sebebi cehaletten, aklı, tefekkürü, tezekkürü bir kenara bırakıp, “irade ”nin bir ideolojinin, bir siyasi akımın bir cemaat veya bir tarikat liderinin emrine teslim edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere akıl, Allah’ın insanlara bahşettiği en büyük nimettir. Hayat, akıl ile anlam kazanmaktadır. Sorgulama, eleştirel düşünme insan olmanın gereğidir.; bilgi edinme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma, araştırma, sorgulama, sorun çözme; doğru ile yanlışın, hayır ile şerrin, iyi ile kötünün birbirinden ayırt edilebilmesi aklın kullanılmasıyla mümkün olabilmektedir.

Aklın kullanılmaması; iradenin kayıtsız şartsız başkalarının iradesine teslim edilmesi modern çağımızın hastalığı olduğu gibi;bireyin şahsına, inancına, ailesine ve bütün insanlığa yaptığı en büyük ihanettir. Bir Uzak Doğu atasözünde “Beni bir kez aldatırsan yazıklar olsun sana, ikinci kez aldatırsan yazıklar olsun bana.” Denilmektedir. Yaşanan olaylardan istismarcılar kadar, aklını kullanmayan bu yaşananlardan ders çıkarmayan istismara uğrayanlarda sorumludur. “Allah, akıllarını kullanmayanların kalpleri üzerine mânevî pislikler yağdırır.” (Yunus,100) “

Genel anlamda söylem ve davranışları ile kendilerini İslam’ın savunucusu ve temsilcisi gibi gösteren bu kesimlerin; kişisel çıkarlarını İslam’ın emir ve yasaklarının önüne koymaları; Müslüman görüntüsü ile İslam’ın yasakladığı; riyakarlığı,şekilciliği, kayırmacılığı, çıkarcılığı, dolandırıcılığı, adaletsizliği, emanete hıyaneti, yalanı, iftirayı, ön yargıyı, kul hakkına tecavüzüyaşam biçimine dönüştürmeleri; iman ile amel, İslam ile Müslümanlık arasında derin uçurum meydana gelmektedir.

İslam; Allah katında insanların ırkını, cinsiyetini, makamını, mevkini ve sosyal statüsünü değil; sadece takvasını ölçü kabul eden, akla ve ilme değer veren, düşünmeyi, araştırmayı, çalışmayı, iyi niyeti, salih ameli, kitap ve sünnete uygun davranmayı, işi en güzel şekilde sonuçlandırmayı, adaleti, liyakati, meşvereti, maslahat, helal rızık kazanmayı, hayırda yardımlaşmayı, cihad yapmayı emreden; zulmü, haksızlığı ve haksız kazancı, çevreye zararı, harama el uzatmayı, kötü sözü ve kötü ameli yasaklayan her hayırlı ve güzel işi ibadet kabul eden;en son, en mükemmel ve hükümleri kıyamete kadar geçerli olan İlahî bir dindir. İslam üstündür, ondan üstün hiçbir şey olamaz. Hiçbir amaç İslam’dan daha üstün tutulamaz.

İslam; silm (slm) kökünden türeyen; sulh barış, esenlik, selam, kurtuluş, itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak gibi anlamlara gelen Arapça bir kelimedir. Dini bir terim olarak ise İslam; kulun aklı ve iradesiyle Allah’ın iradesine teslim olması, Allah’ın peygamberlerine vahiy yoluyla bildirdiği onlarında İnsanlara tebliğ ettiği Hak dinin emir ve yasaklarını şartsız ve şüphesiz kabul etmesidir.

İslam, inanlarını dünyada huzura, ahirette kurtuluşa erdiren;inanç, ibadet, ahlak, muamelat gibi insanların birbiriyle ve toplumla olan; ailevî, malî, ticari, siyasi, ahlaki, hukuki ve sosyal ilişkilerini düzenleyen; itikadi ve ameli anlamda emirler ve yasaklar bütünüdür.

Müslüman hiçbir zorlama olmaksızın kendi iradesiyle dinolarak İslam’ı seçen, yapınız ya da yapmayınız şeklindeki Allah’ın emirlerine tam bir itaatle teslim olan; hayatını Allah’ın emir ve yasakları, Hz. Peygamberin (s.a.v) sünneti doğrultusunda şekillendiren kimsedir. Müslümanlık sadece kuru bir öğreti, ya da kuru bir inanma ve itaat şekli değildir. İslam dini; hükümlerininkalp ile tasdik, dil ile ikrar, azalar ile tatbik edildiği; hayatın bütün alanını kuşatan bir yaşam biçimi ve bir hayat nizamıdır.

Peygamberimiz (s.a.v) üç defa tekrar ederek, Din samimiyettir. Din samimiyettir. Din Samimiyettir. Müslüman elinden ve dilinden insanların güvende olduğu, Mü’min ise, Müslümanların can ve mal emniyetinin güvende olduğu kimsedir.” Buyurmuştur.

Gerek ülkemizde gerekse İslam coğrafyasındaki Müslümanların içinde bulundukları en büyük tehlike Müslümanların samimiyetsizliğidir. Müslümanlık görüntüsü altında İslam’ın yasak kıldığı eylem, söylem ve davranışlarıiçselleştirmeleri, bireysel çıkarları uğruna; haksızlığı, adaletsizliği, kayırmacılığı, kul hakkına tecavüzü, haksız kazancı; yalanı, iftirayı, hayasızlığı, emanete ihaneti yaşam biçimine dönüştürmeleri ve işlenen kötülükleri sıradanlaştırmalarıdır.

Müslümanların mal, mülk, makam, mevki kazanmak, gücü ve siyasi otoriteyi ele geçirmek ya da dünyalık elde etmek amacıyla dindarlık görüntüsü altında “dini” bir çıkar aracı olarak kullanmaları Peygamberimiz (s.a.v) tarafından münafıkça bir davranış olarak vasıflandırılmaktadır. Nitekim hadisi şerifte: “Münafıklığın alameti üçtür. Konuştuğu zaman yalan söyler. Söz verdiği zaman sözünde durmaz. Korunması için bırakılan şeyleri, kendilerine tevdi edilen bir görevi kötüye kullanarak emanete ihanet eder.” Buyurulmaktadır.

Ünlü Mısırlı düşünür Muhammed Abduh’a veya İran’lısosyolog, mütefekkir ve yazar Ali Şerifali’ye atfedilen “Avrupa’da İslam’ı gördüm, Müslüman yok; ülkemde Müslümanları gördüm, İslam yok” sözüyle; Batı toplumlarının Müslüman olmadıkları halde; adalet, dürüstlük, çalışma disiplini ve sosyal düzen gibi İslami değerlere uygun davrandıklarına; Müslümanların çoğunlukta oldukları ülkelerde şekilsel Müslümanlığın varlığına,ahlaki ve insani değerlerin zayıfladığına vurgu yapılmakta, İslam dinin teorisi ile Müslümanların pratikteki yaşantıları arasındaki uçuruma dikkat çekilmektedir.

​İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy Berlin ziyareti dönüşünde sorulan bir soru üzerine “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi“ sözüyle Batı toplumlarının çalışma ahlakını ve dürüstlüğünü övmekte (Müslümanların) inancına rağmen tembellik ve ahlaki zafiyet içinde olmasını eleştirmektedir. Yine Bosna Hersek C. Başkanı, İslam düşünürü Bilge Kral Aliya İzzetbegovic’te “İslam harika bir şeydir. Ama Müslümanlar için aynı şeyi söyleyemem” diyerek, dinin mükemmelliği ile Müslümanların kusurları arasındaki acı gerçeğe vurgu yapmaktadır.

Müslümanların bu zillet ve acziyete maruz kalmaları; Dış güçlerden mi, Müslüman oluşlarından mı? Yoksa Müslüman gibi inanıp dinlerinin emirlerine sırt çevirmelerinden mi kaynaklanmaktadır? Yaşanan acı gerçekler, İslam’ın evrensel ilkelerinin önündeki en büyük engelin, dış güçlerden ziyade imanları ile amelleri arasında tutarsızlık bulunan; inandıklarıdinin değerlerini, ticaretlerinde, siyasetlerinde; günlük hayatlarında yaşam biçimine dönüştürmeyen, zevklerini ve heveslerini ahiret inancının önünde tutan Müslümanlarınkendilerinden kaynaklandığını ortaya koymaktadır.

“Tabiinin meşhur alimlerinden ve velilerinden İbrahim Ethem Hazretleri ile Basra halkı arasında geçen şu diyalog günümüz Müslümanlarının hali pürmelalinin görünen resmi gibidir. Basra halkı İbrahim Ethem’e: “Ey İbrahim! Bela ve musibetlerden bir türlü kurtulamıyoruz. Dua ediyoruz, dualarımız da kabul olmuyor. Bize bu durumun sebebini açıklar mısınız? Diye sorarlar.

İbrahim Ethem: “İsterseniz bu sorunuzu cevabını içinizde bir müddet kaldıktan ve durumunuzu tetkik ettikten sonra cevaplandırayım. Der. Durumlarını araştırdıktan sonra; onlara şöyle cevap verir: “Ey Basra halkı, halinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duası kabul olmaz.” Der. Ve duaların kabul olmayışının sebeplerini şöyle sıralar:

1- “Allah’a inandığınızı söylüyorsunuz, ama Allah’ın emirlerini yerine getirmiyorsunuz.
2- Kur’an-ı okuyorsunuz, ama içindekilerle amel etmiyorsunuz.
3- Peygamberi s.a.v) sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini ihya etmiyorsunuz.

4- Şeytanın düşmanınız olduğunu iddia ediyorsunuz ama onunla dostluktan kuruyorsunuz.
5- Cennete girmeyi arzu ediyorsunuz ama ona girecek amelleri işlemiyorsunuz.
6- Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ona götürecek fiillerden kaçınmıyorsunuz.
7- Ölüm haktır diyorsunuz, lakin ölüm için hazırlık yapmıyorsunuz.
8- Din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, kendi ayıbınızı görmüyorsunuz.
9- Allah’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, ama şükretmiyorsunuz.
10- Ölülerinizi gömüyorsunuz, bir gün sizin de gömüleceğinizi düşünmüyorsunuz.”

​ İbrahim Ethem daha sonra: “Ey Basra halkı! Kalbinizi öldüren hastalıkları terk etmedikçe dualarınızın kabul olacağını ummayınız. Dualarınızın kabulünü, kalbinizin dirilmesini istiyorsanız kendinizi değiştiriniz. “Allah “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. (Raad,11) Buyuruyor.

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ahir zamanda, dinle dünyayı talep eden insanlar zuhur edecek. Bunlar, insanlara (iyi görünüp) onları aldatmak için öyle bir yumuşaklığa bürünecekler ki koyun postu yanlarında kaba kalacak. Dilleri baldan daha tatlı, ancak kalbleri kurtlarınkinden daha vahşi olacak Cenab-ı Hakk (bunlar için) şöyle diyecektir: “Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz, yoksa bana karşı cürete mi yelteniyorsunuz? Zat-ı Akdesime yemin olsun, bunlar üzerine, kendilerinden çıkacak öyle bir fitne göndereceğim ki, içlerinde halim olanlar bile şaşkına dönecekler.

Evet, hayatımızı İslam inancının ilkelerine göre şekillendirmediğimiz; dost-düşman, haklı haksız, zalim mazlum ayırımı yapmadığımız; Allah’tan başkasına boyun eğdiğimiz, liderimizi, şeyhimizi ilahlaştırdığımız; nefis muhasebesi yapmadığımız, Aklımızı kullanmadığımız, inancımız ile ilgili İslam’ın öngördüğü ilkelere hassasiyet göstermediğimiz için izzetimizi kaybediyoruz. Kur’an’a ve sünnete bağlılığımız zayıfladıkça; Müslümanlığımızdan hatta insanlığımızdan uzaklaşıyoruz. Böyle bir duruma gelişimiz Allah’ın hakkımızda böyle takdir etmesinden değil, inanç ve medeniyet değerlerimizi terk etmemizden kaynaklanmaktadır.

Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha, 5), Ey iman edenler! Allah ve Rasülne karşı hainlik etmeyin, size bırakılan emanetlere de bile bile ihanet etmeyin.” (Enfaal 27) Kaynak: Mustafa kır

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.