Dr. Zeki Bayraktar Yazdı: İngiltere’den Muhtelif
İNGİLTERE’DEN MUHTELİF
.
İngiltere, özellikle de Londra, oldukça kozmopolit bir ülke ve şehir. Birleşik Krallık’ta yaklaşık 4 milyon Müslüman yaşıyor. Nitekim Londra’nın belediye başkanı da Pakistan kökenli bir Müslüman. Kamu kurumlarında ve kamusal alanlarda önemli sayıda başörtülü kadın çalışan görmek mümkün.
Sokaklar genel olarak temiz. Ancak bazı bölgelerde ciddi miktarda çöp ve dağınıklık da gördük. Bu açıdan bir paradoks var. Kurallara genel olarak uyuluyor. Nitekim grubumuzdaki otobüs şoförü yere bir izmarit attığı için başörtülü bir belediye görevlisi gelip 100 sterlin ceza yazdı ve hiç taviz vermedi. Buna karşılık, bazı sokaklarda kâğıt, çöp ve benzeri atıklarla karşılaştık. Özellikle kamusal tuvaletlerde ciddi bir hijyen problemi olduğunu da gözlemledim.
Londra’da trafik gerçekten büyük bir çile. Yollar dar; yeni yollar yapılması da şehrin yapısı nedeniyle oldukça zor. Nitekim İngilizlerin bu probleme geliştirdiği çözümlerden biri çift katlı otobüsler. Ancak görünen o ki bu çözüm de trafik sorununu tamamen çözmeye yetmiyor.
İngiltere dinlere ve inançlara karşı oldukça saygılı ve müsamahakâr bir ülke izlenimi veriyor. Bunun sömürgecilik döneminden edinilen tecrübelerden mi, yoksa demokrasi kültüründen mi kaynaklandığını bilemiyorum. Ancak farklı din ve inançların kamusal alanda görünür olmasına genel olarak izin veriliyor ve ayrımcılıktan kaçınılıyor.
Sokaklarda İngilizce dışında en fazla karşılaştığım ikinci dil Arapça oldu. Özellikle bazı bölgelerde Arapça tabelalı çok sayıda dükkân ve işletme görmek mümkün.
Bir başka dikkatimi çeken uygulama ise bazı sokaklarda ve caddelerde bulunan defibrilatör cihazlarıydı. Kalbi duran bir kişiye ilk müdahale açısından oldukça mantıklı ve hayat kurtarıcı bir uygulama. Umarım ülkemizde de daha yaygın hâle gelir.
Ancak İngiltere’nin sağlık sistemi de ciddi bir kriz yaşıyor. Hastaların ameliyat için aylarca beklediği, doktorlara ulaşmakta zorlandığı ve sağlık hizmetlerinde ciddi tıkanıklıkların yaşandığı anlatılıyor. Doktorların zaman zaman greve gitmesi de bu sorunları daha görünür hâle getiriyor. Bir yandan da sağlık çalışanlarının yoğun bir baskı ve stres altında olduğu ifade ediliyor. Daha önce de yazmıştım; İngiltere’de doktor intiharlarıyla ilgili ciddi bir problem var, özellikle kamusal soruşturmalar sağlık çalışanları üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor (3 günde bir, 1 Dr intiharla ölüyor).
Sokakta yürüyen insanların büyük bölümünde sırt çantası dikkatimi çekti. Kıyafetleri veya yaşları ne olursa olsun; kadın, erkek, genç, yaşlı, memur görünümlü veya sivil olsun, insanların önemli bir kısmı sırt çantası taşıyor.
Pek çok Avrupa şehrinde olduğu gibi Londra’da da evsizler ve sokaklarda yaşayan insanlar var.
Güvenlik konusu da problemli, çanta vs hırsızlığı (kap kaç) çok yaygın. Özellikle akşam saatlerinden sonra bazı bölgelerde sokakta yürümek büyük bir risk. Grubumuzdan akşam yürüyüşüne çıkan bazı arkadaşlarımız tehlikeli durumlarla karşılaştılar, esrarkeşler vs.
İngiltere’de özellikle küçük şehirlerde ve kasabalarda akşam hayatı Türkiye’deki, özellikle de İstanbul’daki gibi canlı değil. Birçok dükkân akşam saatlerinde erken kapanıyor. Kış aylarında havanın da erken kararmasıyla birlikte bazı şehirler akşam saatlerinde adeta sessizleşiyor ve ölü şehir görüntüsü veriyor.
Sokaklarda gördüğümüz otomobillerin önemli bir bölümünün Alman markaları olduğunu fark ettim. Ardından Japon ve Kore otomobilleri geliyor gibi görünüyor. İtalyan ve İspanyol markaları da var. Fransız otomobilleri ise neredeyse yok denecek kadar az.
Bunun nedenini rehberimize sordum. Şakayla karışık, “Fransızlara gıcık kapıyorlar, ondan mı?” dedim. Gerçi İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere’yi bombalayanlar Fransızlar değil, Almanlardı. Rehberimiz ise bunun Fransızlara karşı bir antipatiyle ilgisi olmadığını, Fransız otomotiv mühendisliğinin İngilizlerin gözünde yeterince iyi olmadığını söyledi. Elbette otomobil tercihlerinin gerçek nedeni bundan ibaret mi, bilmiyorum.
İngiltere’de demografik açıdan da önemli bir değişim yaşanıyor. Göçmenlerin nüfus içindeki ağırlığı oldukça fazla ve özellikle hizmet sektöründe çalışanların önemli bir bölümünün göçmenlerden oluştuğu görülüyor.
Ekonomik sorunlar da dikkat çekiyor. Önceki dönemlere kıyasla hayat pahalılığının arttığı, kiraların yükseldiği ve özellikle dar ve orta gelirli insanlar açısından ekonomik şartların zorlaştığı anlaşılıyor.
İngiltere’de etin ise oldukça ucuz olduğunu fark ettim. Bunun nedenlerinden biri, Birleşik Krallık’ın geniş çayır ve otlaklara sahip olması ve hayvancılığa son derece elverişli bir coğrafyaya sahip olması. Özellikle şehirlerarası yollarda sağlı sollu koyun ve sığır sürülerini rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Bugün yemek yediğimiz Türk restoranında da oldukça bol miktarda et kullanılan pirzola yedik. Etin Kuzey İrlanda’dan geldiğini söylediler. Hatta bazı bölgelerde hayvan sayısını kontrol etmek amacıyla zaman zaman sürülerin azaltıldığı ve kesimlerin yapıldığı bile anlatılıyor.
Ancak etin görece ucuz olmasına rağmen personel ve hizmet maliyetleri yüksek olduğu için restoranlarda karşınıza çıkan fiyatlar yine de yüksek olabiliyor.
Kaynak: Zeki Bayraktar
- İdri Günaydın Yazdı:Süleymancıları ne yandan vuralım (3) - Eylül 2, 2026
- Fatih Süleyman Denizolgun’dan Arınç’a Veryansın! - Eylül 2, 2026
- Dr. Zeki Bayraktar Yazdı: İngiltere’den Muhtelif - Eylül 2, 2026

