Yahya Baştürk Yazdı: oksik (zehirli) bir toplumda, Mü’min olmak!
Toksik (zehirli) bir toplumda, Mü’min olmak!
Müslümanlar için öfke halinde, Dinî ters yüz eden bir tuzak vardır:
1- “Sınır koyuyorum” deyip merhametsizleşmek!
2- Gıybeti meşrulaştırmak!
3- Herkesi, şeytan ilan etmek!
4- Aile ile ilişkiyi toptan kesmek!
5- Öfkeyi kutsal saymak.!
1. Merhametsizlik, hikmet sanılır!
İlk kırılma incelikte olur. Yıllarca “çok yumuşak” olmanın bedelini ödemişsindir. Bir gün hayır demeyi öğrenirsin. Bu hayır doğrudur. Sonra hayır, sertleşir. Sertlik, soğukluğa döner. Soğukluk, küçümsemeye. Küçümseme, “ben artık böyle insanlara merhamet etmem”e.
İşte orada ölçü kayar.!
Merhamet, yeniden ezilmek değildir.
Merhamet, karşıdakini insan olmaktan çıkarmamaktır. En tehlikeli cümle şudur: “Ben merhameti bitirdim, çünkü hak etmiyorlar.”
Sen zararı durdurursun. Kalbin mühürünü kimseye teslim etmezsin. Ama “artık hiç kimseye acımam” dersen, toksik toplumun sana yaptığı şeyi kendi elinle tamamlamış olursun: kalbini taşlaştırırsın. Taş kalp, korunmuş kalp değildir. Ölmüş kalptir.!
2. Gıybet, “hakikati söylemek” diye içeri alınır!
Bu tuzağın en iştahlı kapısı dildir. Gıybetin tarifi serttir: Kardeşini, duysa hoşlanmayacağı şeyle anmaktır. O şey onda varsa gıybettir. Yoksa iftiradır.! Yani doğruluk, gıybeti helal etmez. Doğruluk, çoğu zaman gıybeti daha da lezzetli kılar. Çünkü nefs “ben yalan söylemiyorum” diye rahatlar.!
Toksik ilişkilerden bunalan insan konuşmak ister. Anlaşılmak ister. Adını koymak ister. Bu insani bir ihtiyaçtır. Dertleşmek, şahit aramak, bir güvenilir kişiye “bana bunlar oldu” demek başka şeydir.! Ama sonra konuşma çoğalır! Masa çoğalır! Ton değişir! İsimler dolaşır! Eski eş, anne, kardeş, “toksik” diye bir karakter olur. Hikâye her anlatışta keskinleşir. Nüanslar düşer. İnsan, zarar görmüş bir kul olmaktan çıkar; bir canavar portresine dönüşür.!
Bunu meşrulaştıran cümleler hazırdır:
“Ben sadece uyarıyorum.” “Herkes bilsin.”
“Ben iyileşiyorum, konuşmam lazım.”
“Bu gıybet değil, gerçek.” (⁉️)
Gıybetin en ince formu budur: yarayı tedavi ediyor gibi görünürken ölü eti yemek! Gıybet, hazır olmayan bir bedenin üzerinde konuşmaktır. Karşı taraf yoktur. Savunma yoktur. Sadece senin anlatın vardır. Ve anlatı, her tekrar edilişte seni daha haklı, onu daha şeytanî kılar.! Bazen gıybet, intikamın en temiz görünen yoludur. Sınır koymak, karşındakini her mecliste teşhir etmeyi gerektirmez.!
Adalet, herkese her şeyi anlatmak değildir.
Bazen en doğru sınır, dilin sınırıdır.
Konuşman gereken yerler vardır: güvenilir bir âlim, bir hekim, bir hâkim, zarar görebilecek bir yakın, kendi iç dökümünü taşıyabilecek bir sır emini. Bunlar şahitlik olabilir.
3. Herkesi şeytan ilan etmek, uyanış değil; kibirdir!
Toksik toplum, gözünü keskinleştirmiştir. Bu bir lütuf olabilir. Artık naif değilsindir. Ama keskin göz; merhametli ve bereketli kalmazsa her yerde düşman görmeye başlar.! O zaman evinde ki her sert söz “narsisizm” olur. Her ihmal “duygusal istismar” olur. Her yaşlı anne “kontrolcü” olur. Her uyumsuz akraba “toksik” olur.! Her seni üzen insan “şeytanın askeri” olur.!
Bu dil seni güçlü hissettirir. Çünkü karmaşık hayatı tek kelimeye indirger. Tek kelime rahatlatır. Tek kelime seni masum, karşı tarafı mahkûm eder.! Ama İslam, suizanı günah sayar. Kusur araştırmayı yasaklar.! Din, insanı tek sıfatına indirgemeyi sevmez.!
Bir kulun bütün varlığını bir yara etrafında toplamak, o kulu Allah’ın yargılaması gibi yargılamaktır.! Şeytan ilan etmek, çoğu zaman şu işe yarar: Artık ona dua etmezsin.
Artık onda hayır ihtimali bırakmazsın. Artık kendi öfkeni sorgulamazsın. Çünkü karşında insan yoktur; sembol vardır.! Sembolün üzerinde her şey mübahtır. İşte tuzak buradadır.!
Sahte bir uyanış, “artık kimseye güvenmem, herkes aynı” demektir. Bu kalbin kapanmasıdır.! Kapanmış kalp, bir daha sevmeyi değil; bir daha adil olmayı da kaybeder.!
4. Aileyi toptan kesmek, korunma değil; yeni bir kesiştir!
Burada iki uç uçurum vardır. Birinci uçurum: “Ailedir” diye zulme boyun eğmek.! İkinci uçurum: “Toksiktir” diye rahim bağını bir gecede yakmak.! İslâm ikisini de men eder.
Sıla-i rahim, her kapıyı sonuna kadar açmak değildir. Zarar kesin ise görüşmeyi seyrekleştirmek, ortamı değiştirmek, çocukları o atmosfere sokmamak, hatta bir süreliğine konuşmamak, âlimlerin de kabul ettiği bir tedbir olabilir. Mesafe, bazen en merhametli müdahaledir.!
Ama toptan kesmek başka şeydir. Toptan kesmek, bir kişideki zehri bütün soya yaymaktır. Annedir diye babayı, kardeştir diye yeğeni, bir yara vardır diye bütün hatıraları, duaları, bayramı, ölümü, ihtiyacı iptal etmektir.! Bu, adalet değil; öfkenin toplu cezalandırmasıdır.!
Sıla-i rahimin en derin tarifi şudur: Karşı taraf kestiğinde de senin tamamen zalimleşmemen. Bu, “yine aynı sofraya otur” demek değildir. Bu, “sen de onun silahını alma” demektir.! Bazen sıla: bir dua, bir ihtiyaç anında gizlice bırakılan yardım, bir selam, bir ölüm haberinde bulunmak, aradaki masumları cezalandırmamak olabilir.! Bağı korumak, ruhunu tekrar teslim etmek değildir.! Bağı yakmak da takva değildir. Bazen sadece öfkenin nihai zaferidir.!
5. Öfkeyi kutsal saymak, nefsin en bakımlı hâlidir!
Öfke, ilk anda yardımcıdır. Sana “bu yanlış” der. Sınırın ham maddesidir. Öfke olmasa bazı insanlar sonsuza kadar evet der. Ama öfke bir bekçi olarak kalmazsa kral olur.! Kral olunca her sertliğin altına “ben haklıyım” yazar.! Her kırıcı söz “ben artık ezilmiyorum” olur. Her aşağılama “ben gerçeklerimi söylüyorum” olur. Her kopuş “ben iyileşiyorum” olur.
Kur’an tam buraya iner:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya daha yakındır.”
Ayetteki derinlik sarsıcıdır. Kin, yok sayılmaz. Kin olabilir. Öfke olabilir. Hatta haklı öfke olabilir. Yasaklanan şey öfkenin varlığı değil; öfkenin ölçü olmasıdır.!
Takva, öfkesizleşmek değildir. Takva, öfkeliyken bile adaleti elden bırakmamaktır.
Kutsanmış öfke, insanı şu yalana inandırır:
“Ben kızgınım, öyleyse doğru konuşuyorum.” Hayır! Kızgınken en çok nefs konuşur. Nefs ise dinî kelimeleri çok güzel kullanır. “Hakkımı arıyorum” der. “Emri bil maruf yapıyorum” der. “Toksikliği ifşa ediyorum” der. Oysa bazen yaptığı şey, yıllardır yutulan öfkeyi birilerine kusturmaktır.!
Güçlü olan, öfkelenen değildir. Güçlü olan, öfkesinin içinde bile dilini, hükmünü ve elini tutabilendir. Bu tuzağın iç mekanizması
Bu beş sapma ayrı durmaz. Hepsi aynı kuyudan çıkar.!
Önce yara vardır.
Sonra yara, kimlik olur.
Sonra kimlik, ahlak olur.!
Sonra ahlak, din diliyle mühürlenir.!
“Ben mağdurum” cümlesi doğru olabilir.
Ama “ben mağdurum, öyleyse her yaptığım temizdir” cümlesi yalandır.!
Mağduriyet, günah keçisi değildir.!
Mağduriyet, sorumluluğu silmez.!
Mağduriyet, gıybeti helal etmez.!
Mağduriyet, merhameti aptallık ilan etmez.!
Mağduriyet, aileyi toptan yakmayı sevap yazmaz.!
En tehlikeli an, çevrenin seni alkışladığı andır;
“Çok güçlüsün.” “Keşke herkes senin gibi yapabilse.” Alkış, yaranın üzerine tatlı bir zehir döker. İnsan sanır ki sertleştikçe iyileşiyor. Oysa bazen sadece daha gürültülü bir yalnızlığa geçiyordur.!
Bir insanın kendine soracağı en derin sorular şunlardır;
1-Sınır mı koyuyorsun, taht mı kuruyorsun?
2-Bu cümleyi onların duymayacağı yerde söylemesem de durabilir miyim?
3-Onları anlatırken kalbimde bir lezzet var mı?
4-Onların değişmesi mi istiyorum, yoksa yerle bir olması mı?
5-Mesafe mi istiyorum, yoksa yok oluşlarını seyretmek mi?
6-Bu öfke beni daha adil mi kılıyor, yoksa daha keskin mi?
7-Hâlâ onun hidayeti için dua edebiliyor muyum?
8-Çocuklarını, masum yakınlarını, geçmişindeki iyiliği tamamen sildim mi?
9-“Toksik” kelimesi artık düşünmeyi durduran bir mühür mü oldu?
Bu sorular bizi tekrar ezilmeye çağırmaz. Bizi insan kalmaya çağırır.!
Filhakika, dinin ters yüz edilmemiş duruşu nasıl durur? Şöyle durur: Kapı kilitlidir. Ama lanet yağmaz. Mesafe vardır. Ama teşhir yoktur. Adın konmuştur. Ama insanlar, tek kelimeye indirgenmemiştir. Öfke bilinmektedir. Ama öfke, kıble olmamıştır. Aile toptan yakılmamıştır. Zarar durdurulmuştur. Dua kesilmemiştir!
Mü’min der ki:
“Yanlışları hayatıma almıyorum.
Ama yanlış insanları Allah’ın kulu olmaktan da çıkarmıyorum.! Hesablarınız bana değil, Allah’a aittir. Ben hakkımı korurum. Ama kimsenin yerini gasbetmem.”
İşte bunlar, yanlışa karşı olan sınırın İslami hâlidir!
Selam ve dua ile…
Kaynak: Yahya Baştürk
- Haydar Mermer Yazdı: Bize Güya; Demokrasi, İnsan Hakları, Hürriyet İhraç Eden Devletlerin Polisine Verdiği Yetkilere Bir Bakın, Bir de Bizimkine… - Eylül 2, 2026
- Edirne Belediyesi Meclis Üyesi Gözaltına Alındı - Eylül 2, 2026
- Yahya Baştürk Yazdı: oksik (zehirli) bir toplumda, Mü’min olmak! - Eylül 2, 2026

