De. Osman Çakmak Yazdı: Bir Ölçü, İki Çocuktan Birini Yükseltmek İçin Diğerini Bastırmak Zorundaysa, O Ölçü Gerçekten Maarifin Ölçüsü Olabilir mi?
Bir Ölçü, İki Çocuktan Birini Yükseltmek İçin Diğerini Bastırmak Zorundaysa, O Ölçü Gerçekten Maarifin Ölçüsü Olabilir mi?
Okul koridorunda, sınav sonuçlarının asıldığı panonun önünde duran çocukların yüzlerine baktım. Listenin başındaki çocuğun sevinci ile hemen altındaki çocuğun mahcubiyeti aynı kâğıttan doğuyordu.
Zihnime bir soru takıldı ve hâlâ inmedi: bir ölçü, iki çocuktan birini yükseltmek için diğerini bastırmak zorundaysa, o ölçü gerçekten maarifin ölçüsü olabilir mi?
🧭 KURTULMAMIZ GEREKEN İLK KAVRAM
İşlerin yoluna girmesi için elden çıkarmamız gereken kavramların başında, sanıyorum, bugünkü BAŞARI anlayışı geliyor. Yani sınav, ölçme ve değerlendirmenin sıralamaya, sıralamanın da hayatın gayesine dönüştüğü o anlayış. Onu esas alan bir hayat düzeni ve eğitim, fazilet yerine menfaati, hak ve adalet yerine kuvveti oturtuyor merkeze. Seküler hayat tarzı, göklerden inen bir emirle değil, işte böyle sessiz bir ölçü değişikliğiyle kuruluyor.
Farkında olmadığımız şey şu: başarı odaklı eğitim, bencilliği ve enaniyeti bir sera gibi besliyor. Çünkü benim “başarılı” olmam, bir bakıma senin geride kalmana bağlı. Sıralama yapan bir tezgâh, kardeşliği değil rekabeti dokur; başka bir şey dokuması da yapısı gereği mümkün değil. Halbuki maarif, arkadaşının meziyetiyle iftihar eden bir duygu yükleyebilseydi, aynı sınıfta iki çocuk birbirinin rakibi değil şahidi olurdu.
⚙️ FAİLSİZ KELİMELERİN ARKASINDAN İÇERİYE AÇILAN KAPI
Materyalist ve seküler felsefenin telkin ettiği şey, kuru bir maddi başarıdır. Hak, adalet ve fazilet duygularının güçlenmesi değil; terakki ve kemalat yolculuğu hiç değil. “Başarı merdivenlerine tırman” diyen çağrıların ardında, insanın egosunu şişiren bir hava var. Kişisel gelişim adı altında dolaşan bazı teknikler, insana neredeyse kendini ‘ilah’ gibi görmesini fısıldıyor; hilkatteki yerini değil, kurgusal bir tahtı gösteriyor.
Bir kelimeyi masum sanmak, en kolay sızma yolu. Diploma, kariyer, motivasyon, makam, mevki, şöhret ve maddi birikim ölçü olunca; inanç, tevazu, zarafet, hakikat, terbiye, diğergâmlık ve tezkiye bize darılıp çekip gidiyor. Sistemin donanımı yerinde durur, işletim sistemi değişir — kimse de bir şey olduğunu fark etmez.
Bu anlayışın vardığı yer daha açık: kazanç ve terfi için her şey mubahlaşıyor. Haz eksenli bir hayat uğruna nefisler azdırılıyor, benlik ve enaniyet güçlendiriliyor. Yalan, hile, aldatma ve başkasının hakkını çiğnemek, yükselmenin basamağı hâline geliyor. Bilinçaltlarına “şahsiyet, izzet, liyakat ve ehliyet bu devirde geçersizdir” mesajı yükleniyor. İnanç yok, ahiret yok, tükettiğin kadar varsın; beden dili, imaj ve görüntü her şey, fıtrî davranışlar hiçbir şey. ‘Tatlı’ yalanlar, kendini sevme, kimseye çaktırmadan gemisini yürütmek… başarının olmazsa olmazları. Ortada bir kaza değil, kurulmuş bir nizam var; şeytanî bir nizam.
🌱 PEKİ BU KAVRAM YERİNDEN NASIL OYNAR
Buraya kadarı teşhis. Ama teşhis, ilaç değil. Aklıma takılan asıl soru şu: bu kadar yerleşmiş bir kavram nasıl elden çıkar?
Sanıyorum kelimeyi kovmakla değil — kantarın ayarını düzeltmekle. Çünkü mesele “başarı” lafzında değil, ölçü biriminde. Ölçü birimi “kim kimi geçti” olduğu sürece, kelimeyi ne kadar süslesek de aynı sıralama tezgâhı çalışmaya devam eder.
Ölçünün yerine ne konur? Bir çocuğun dünkü hâli. Bir insanın kendi dünüyle yarışması, ne kibir üretir ne mahcubiyet; sadece terakki üretir. Sınav da o zaman bir hüküm aleti olmaktan çıkıp teşhis aleti olur; hekimin tahlil kâğıdı gibi — hastayı sıralamak için değil, tedavi etmek için okunan bir kâğıt.
İkinci ölçü, faziletin görünür kılınması. Bir sınıfta hangi çocuğun daha çok kazandığı değil, hangisinin daha vicdanlı, daha diğergâm, daha faydalı olduğu takdir görüyorsa, o sınıfta ilim ile ahlak birbirinden koparılmamış olur. Zaten “din kitabı” ile “kâinat kitabı” birbirini şerh ederken, ikisini birbirinden ayıran tek şey bizim koyduğumuz bu bozuk kantardı.
Üçüncüsü de en zoru: gayenin yeniden hatırlanması. İnsan bu âleme birinci olmaya değil, kemale ermeye gönderilmiş. Bu hatırlanınca başarı hayatımızdan çıkmıyor aslında; hizmetkâr olduğu yere geri dönüyor. Zira asıl yükseliş, merdivende bir basamak yukarı çıkmak değil; kalbini, ahlakını ve insanlığını bir kademe yukarı taşıyabilmektir.
Ve şu ihtimal beni hep düşündürüyor: bozuk bir arabaya en kaliteli benzini koymak, arabayı düzeltmiyor — sadece daha hızlı yanlış istikamete götürüyor.
Osman Cakmak
@takipçi
Kaynak: Dr. Osman Çakmak
- Gündüz Demirhan Yazdı: Tarihçiler Bana Kızacak, Abdulhamid Han Hayranları Belki Daha Fazla Kızacak ama Bazı Gerçeklerin Söylenmesi Gerekiyor! - Eylül 3, 2026
- Bir Portre/Ali Süzen Yazdı: Edirne’de İkinci El Eşya Piyasasının Piri, Duayeni İlyas Gürbüz - Eylül 3, 2026
- De. Osman Çakmak Yazdı: Bir Ölçü, İki Çocuktan Birini Yükseltmek İçin Diğerini Bastırmak Zorundaysa, O Ölçü Gerçekten Maarifin Ölçüsü Olabilir mi? - Eylül 3, 2026

