Abdullah Bayrak Yazdı: Rabbena Hep Bana..!

Rabbena Hep Bana..!
Pazara gittim. Bizim buralara özgü olan çorbalık diğer adıyla kırılmış buğday veya “yarma” almak için tezgâhları dolaşmaya başladım. Bir tezgâhta görünce fiyatını sordum. “Kilosu 75 TL” dedi. Fiyat pahalı geldi.

​Hemen karşısındaki başka bir tezgâha yöneldim. O ise “85 TL” dedi. İlk tezgâha tekrar baktım; buğdayı biraz iri kıyılmıştı. Bu durum hem geç pişmesine hem de tanelerin sert kalmasına neden olurdu. Karşı tezgâhtaki ise ince kıyılmıştı; bir-iki kaynamada hemen pişerdi. Bu yüzden daha pahalı olmasına rağmen ince kıyılmış olanı tercih ettim.

​Bu kez patatesin fiyatı uygun geldiği için ilk tezgâha geri döndüm.
​Satıcı beni takip etmiş olmalı ki ben patates seçerken mırıldandı: “Biz daha uygun fiyat söylediğimiz hâlde millet gidip pahalı olanı alıyor…”

​Önce üzerime alınmadım. Sonra “Bu ‘millet’ ben miyim acaba?” diye düşündüm ve sordum:

— Siz bunları bana mı söylüyorsunuz?
— Evet.

​Hiç üşenmeden, çorbalığı neden karşı tezgâhtan aldığımı tek tek anlattım.

“Ben o işten anlamam; sen öyle diyorsan öyledir,” dedi.
“Evet, aynen öyle!” diye karşılık verdim.
“İyi madem…” diyerek beni sözleriyle kerhen onayladı. Çünkü yüzünde, kalben ikna olmadığını gösteren hüznü sezebiliyordum.

​İçim cız etti. Başka bir ayrıntıya dikkat çekmek istercesine, “Bakın, patatesi de sizden aldım,” dedim esefle…

​Hiç tanımadığım bu esnafın tavrı bana oldukça ilginç geldi. Aklıma hemen fetihten önce tebdil-i kıyafetle esnafı dolaşan Fatih Sultan Mehmed geldi.

​Sabahın erken saatlerinde bir dükkândan tereyağı alan Sultan, başka ihtiyaçlarını da aynı yerden almak isteyince esnaf şöyle demişti: “Beyim, ben bu sabah siftahımı yaptım çok şükür. Yandaki komşum henüz siftah etmedi, diğer ihtiyaçlarınızı da ondan alın.” Padişah, yanında veziriyle dükkân dükkân dolaşıp aynı ahlâkla karşılaşınca vezirine dönüp o tarihi sözü söylemişti: “Arkamda böyle bir halk varken ben İstanbul’u fethederim!”

​Yine Kurtuluş Savaşı yıllarında mevzilerde yaşanan bir olay da hayli düşündürücüdür…

​Çarpışmalar esnasında şehit düşen Yozgatlı bir askerin cebinden bir not çıkar. Asker komutanından, Kayserili bir arkadaşına on para borcu olduğunu ve şehit düşerse bunu ödemesini rica etmektedir; zira ahirete borçlu gitmek istememektedir. Komutan Kayserili askeri aradığında onun da şehit düştüğünü öğrenir. Onun cebinde de şu not vardır: “Komutanım, eğer şehit düşersem filan arkadaşımdan alacağımı helal ettiğimi söyler misiniz? Mahcup olmasın diye yüzüne söyleyemedim…” Bu mektuplar bölükteki herkesi gözyaşına boğmuş, ordunun manevi gücünü katlamıştır.

​Başkasını kendine tercih eden (îsâr) böyle askerlerle ve onları yetiştiren bir halkla nice kurtuluş savaşları kazanılır…
​Peki ya bugün?

​Çeşitli bahanelerle sürekli fiyat artıran, elinde kalan malı ucuza satıp bereketi Allah’tan beklemek yerine çöpe dökerek Allah’ın gazabını üzerine çeken, kendinden başkasının kazanmasına tahammül edemeyen, hileli satış yapmak için yeminden güç alan, müşteriye sağlamı gösterip poşetini tezgâh altındaki çürük sebzeleri koyan günümüz bazı esnafıyla ve bencil davranışlar sergileyen kimi insanımızla biz neyi kazanabiliriz?

Suna Ilhan

…Peki ya bugün?

Çeşitli bahanelerle sürekli fiyat artıran, elinde kalan malı ucuza satıp bereketi Allah’tan beklemek yerine çöpe dökerek Allah’ın gazabını üzerine çeken, kendinden başkasının kazanmasına tahammül edemeyen, hileli satış yapmak için yeminden güç alan, müşteriye sağlamı gösterip poşetine tezgâh altındaki çürük sebzeleri koyan günümüz bazı esnafıyla ve bencil davranışlar sergileyen kimi insanımızla biz neyi kazanabiliriz?

“Rabbena hep bana” diyenlerin çoğaldığı bir yerde, sadece cebimizdeki paranın değil, insanlığımızın da bereketi kaçıyor. Fatih’i İstanbul’un kapılarına götüren o esnaf ahlakı, yerini “benden sonrası tufan” diyen bir anlayışa bıraktığında, aslında sadece komşumuzun rızkına değil, kendi geleceğimize de darbe vuruyoruz. Unutmamalıyız ki; kalbi ikna olmayan o pazarcının hüznü de, terazide hile yapanın kazancı da bu topluma huzur getirmeyecektir. Biz komşusunun siftahını dert eden o asil ruhu yeniden kuşanmadıkça, madden zenginleşsek bile manen kaybetmeye mahkûmuz.

Virüsten beri bu Millet birbirini kazıklıyor ve kimse kimseye de “piyasa çok şişti, bu fiyatları indirelim” demiyor. Sonra da herkes devlete, kadere suç atıyor. Hayır, işin doğrusu bu: Virüs döneminde başlayan fahiş fiyatlandırma/kazıklama aynen devam ediyor. Acı gerçek bu.

Kaynak: Abdullah Bayrak

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.