Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Bu Çocuğun Güzelliği Aynı Sen!

Bu Çocuğun Güzelliği Aynı Sen!

On günlük iş gezisinden dönüp sokak kapısını açtığımda, karşılaştığım manzara bir evin değil, kazı çalışması yarıda bırakılmış bir arkeolojik sit alanının manzarasıydı.
​Mutfaktan koridora doğru uzanan bulaşık kuleleri, adeta yeni bir medeniyetin temelini atıyordu.

Tencerelerin içinde kendi ekosistemini kurmuş yeşil küfler, salonun ortasında yığılmış kirli çamaşırlar ve tuvaletin kapısından içeri adım atmamı engelleyen o keskin koku…

​İki çocukla yola çıkmadan önce evi pırıl pırıl bırakmış, kocam Remzi’ye de buzdolabına yapıştırdığım üç sayfalık “Yaşamda Kalma ve Evi Ayakta Tutma Rehberi”ni teslim etmiştim.

Remzi o sırada telefonundan bana koca bir kalp işareti atmakla meşguldü. Zaten ne zaman evle, çocuklarla ya da faturalarla ilgili bir talepte bulunsam, ağzını açıp tek kelime etmez, gözlerinin içiyle güler ve telefonundan veya eliyle havadan bir kalp işareti yapıp konuyu ertelerdi. Kalp işareti, Remzi’nin dilinde “Tamam karıcım, seni seviyorum, şimdi beni rahat bırak ve o işi sen yap” demekti.

​Evdeki o felaket manzarayı görünce bavulları koridora düşürdüm. Çığlık atmak, evi ateşe vermek ya da Remzi’yi o bulaşık dağının en tepesine oturtmak arasında gidip geliyordum. Tam o sırada salondan, koltuğa yayılmış olan Remzi göründü. Üzerinde üç gündür değiştirmediği belli olan kirden grileşmiş atlet, elinde kumanda…

​Beni görünce hiç istifini bozmadı. Dehşet içindeki yüz ifademe baktı, sonra kucağında uyuyan küçük oğlumuza sevgiyle dokundu ve o meşhur, kadife gibi sesiyle konuştu:
​— Ah Ayşecim, geldin mi? Bak şu oğlanın uyurkenki güzelliğine… Valla bu çocuğun güzelliği sana çekmiş, tıpkı senin gibi melek gibi uyuyor. Şu kaş, şu göz tamamen sen!
​O an… İşte o an zihnimdeki bütün şalterler attı ama ne hikmetse sigortalar atmadı, pamuk şeker gibi eridi.

​”Sana çekmiş” demişti! Bana! Yani bu evdeki tek güzel şeyin kaynağı bendim. Remzi benim güzelliğimi, melekliğimi onaylamıştı. Bulaşık dağları gözüme bir anda Uludağ’ın karlı tepeleri gibi heybetli ve estetik görünmeye başladı. Tuvaletteki koku, bir sanatçının çilesi gibi geldi.

Remzi bana iltifat etmişti!
​— Öyle mi dersin Remzi? Gerçekten bana mı benziyor? diye fısıldadım, sesimdeki hiddetten eser kalmamıştı.
​— Benzemek ne kelime, tıpkı sensin! dedi ve havaya küçük bir kalp işareti çizip kumandaya bastı.

​Ertesi gün komşumuz Nimet Hanım’a oturmaya gittiğimde, çayın yanında bir saat boyunca Remzi’yi anlattım.
​— Nimet abla, dedim, bizim Remzi gibisi bu devirde kalmadı valla. O kadar ince, o kadar romantik bir adam ki! Dün geziden döndüm, adam çocukları önüme koydu, ‘Bu çocukların güzelliği tamamen sana çekmiş Ayşe, sen bir meleksin’ dedi. Öyle ruhu inceltilmiş bir adam işte…

​Nimet Hanım yüzüme acıyarak baktı:
— Kız Ayşe, adam evi çöp ev yapmış, 10 gün bulaşık yıkamamış, sen hâla Remzi diyorsun!
​— Olsun abla, dedim gururla, bulaşık yıkanır, ev temizlenir. Ama kaç kadının kocası ona ‘Bu çocuğun güzelliği sana çekmiş’ der? Sanatçı ruhlu adam benim kocam, detaylarla uğraşmaz!

​O günden sonra ne zaman mutfakta dağ gibi biriken bulaşıkları yıkasam ya da Remzi’nin “kalp” işaretiyle ertelediği faturaları ödemeye koşsam, aynaya bakıp gülümsedim. Bulaşık deterjanının köpükleri arasında Remzi’nin o muazzam iltifatı çınlıyordu.

Remzi haklıydı; ben bir melektim. Zaten bir melekten başkası da bu evde tek bir iltifata kanıp bütün bu yükü seve seve çekmezdi.
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.