Oğulcan Doğan Yazdı: Tekvir Suresi 8. ve 9. Ayetler: “Diri diri gömülen kız çocuğuna, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman…”
Tekvir Suresi 8. ve 9. Ayetler: “Diri diri gömülen kız çocuğuna, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman…”
Tekvir Suresi 8 ve 9. ayetler bana ilk başta hayatımın en uzak, en “tarihsel” satırları gibi geldi. “Diri diri gömülen kız çocuğuna, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman…” Kendi kendime “Bu devirde kim evladını toprağa gömer ki? Bu çok eski, ilkel bir vahşet” deyip geçmek işin kolayıydı. Fakat ayetin işaret ettiği o kök refleksi günümüz dünyasına tercüme edince, aslında meselenin hiç de uzağında olmadığımı, biçim değiştirerek sürdüğünü fark ettim.
Cahiliye toplumu o masum canı neden toprağa gömüyordu? Aç kalma korkusuyla, kabile baskısıyla, “el âlem ne der” kaygısıyla… Bugün kimse fiziki bir mezar kazmıyor belki; ama insan aynı korkularla bizzat kendi hakkına girerek özünü diri diri gömüyor. Mesela etrafımıza bakalım: Kendi sınırlarını, hayallerini ve sağlığını unutup “aman çocuklarım eksik kalmasın, düzen bozulmasın” diyerek kendini sessizce yok eden, hayatını bir mezara çeviren fedakâr annelerimiz…
Cahiliye toplumu o masum canı neden toprağa gömüyordu? Aç kalma korkusuyla, kabile baskısıyla, “el âlem ne der” kaygısıyla… Bugün kimse fiziki bir mezar kazmıyor belki; ama insan aynı korkularla bizzat kendi hakkına girerek özünü diri diri gömüyor. Mesela etrafımıza bakalım: Kendi sınırlarını, hayallerini ve sağlığını unutup “aman çocuklarım eksik kalmasın, düzen bozulmasın” diyerek kendini sessizce yok eden, hayatını bir mezara çeviren fedakâr annelerimiz…
Toplum bunu “kutsal fedakârlık” diye alkışlıyor; ama özünde insanın kendi emanetine reva gördüğü ağır bir haksızlık yatmıyor mu? Üstelik sadece anneler değil, çoğumuz aynı tuzağa düşüyoruz. Bir ortamdan dışlanmamak için karakterimizi eziyoruz. Bir ilişkide terk edilmemek ya da iş yerinde göze batmamak uğruna vicdanımızın sesini boğuyoruz. El âlemin biçtiği roller için içimizdeki o duru, berrak yaratılışın üstüne her gün kendi elimizle bir kürek toprak daha atıyoruz.
İşte ilahi adaletin büyüklüğü tam burada yakama yapışıyor: O gün hesap sorulurken sadece dışarıya verdiğimiz zararlar değil, kendi nefsimize yaptığımız zulümler de masaya gelecek. Allah insana canını, ruhunu ve fıtratını korunması gereken bir emanet olarak verdi; başkalarının rızası veya sahte korkular uğruna çiğnenip kurban edilsin diye değil. Toplumun onayını almak için kendi varlığını boğan herkes, günün sonunda o ezdiği emanetle yüzleşmek zorunda kalacak.
Sahne kapanıp da “düzen bozulmasın, ayıplanmayayım” diyerek içimde sessizce öldürdüğüm o masumiyet ayağa kalktığında… Ve gözlerimin içine bakıp: “Beni hangi dünyalık hesap uğruna, kimin onayını Allah’ın emanetinden üstün tutarak toprağa gömdün; kendi hakkına hangi bahaneyle girdin?” diye sorduğunda… Kendi nefsimin celladı olmuşken, o ilahi mahkemede verebilecek mahcup olmayan, sahici tek bir cevabım olacak mı?
Kaynak: Oğulcan Doğan
- Şevki Karabekiroğlu Yazdı: ‘Bak Abdülhamit, torunların mazotu 100 liraya alıyor…’ - Eylül 19, 2026
- Oğulcan Doğan Yazdı: Tekvir Suresi 8. ve 9. Ayetler: “Diri diri gömülen kız çocuğuna, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman…” - Eylül 19, 2026
- Ahmet Rasim Küçükusta Yazdı: İnsanlar 50 seneden beri doymuş yağların damar sertliğine, kalp krizi ve felçlere sebep olduğu yalanıyla kandırıldı - Eylül 19, 2026

