Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Çok Şükür Dersimiz Boş Geçmiyor

Çok Şükür Dersimiz Boş Geçmiyor

Öğretmen, buz gibi Coca-Cola şişesinin kapağını “fıss” diye açtı.
Derin bir nefes alıp o siyah, asitli sıvıyı tüm sınıfın gözü önünde, adeta bir zafer edasıyla yudumladı. Şişeyi masaya koyarken, koridorda kendisine boykotu ve Filistin’deki mazlumları hatırlatmaya çalışan meslektaşlarına dönüp müstehza bir gülümsemeyle cevap verdi:
—“Ben sizin gibi düşünmüyorum kardeşim! Özgür irade, serbest piyasa!”

Okulun koridorlarında kısa bir duraksama oldu. Hizmetli Rıza Efendi elindeki paspasa biraz daha sıkı sarıldı. Tarih Öğretmeni Niyazi Bey gözlüklerini burnunun ucuna indirip derin bir “Cııızzz” çekti.

Devir değişmişti. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Şermin Hanım, 26 yaşında, diplomasını yeni almış, başındaki eşarbı en son moda tekniklerle tutturmuş bir kadındı. Ona göre öğretmenlik, sabah dokuz akşam altı arasında icra edilen bir memuriyetti. Müfredat “Namaz dinin direğidir” diyordu. Şermin Hanım bunu sınıfta harika anlatır, tahtaya minare bile çizerdi. Ama namaz kılmaya gelince kendisi namaz kılmaz tek cümleyle geçiştirirdi: “Canım, o kişisel vicdan meselesi. Memuriyetle ne alakası var?”

Erkek öğrenciler etrafında pervane olurdu. 12-C’den Burak’a koridorda öyle içten sarılırdı ki, gören ablası sanırdı. Niyazi Bey bir gün usulca uyardı:
—“Hocam, lise çağındaki çocuklara bu kadar… biraz mesafe koysak?”

Şermin Hanım modern pedagojiyi hemen masaya sürdü:
—“Aaa Niyazi Bey! Sevgi ve temas odaklı eğitim bu. Siz mesafe koydukça gençleri kaybediyorsunuz.”

Niyazi Bey sustu. Ne de olsa Şermin Hanım, ailesi üç durak ötede oturduğu halde “kendi sınırlarımı çizmem lazım” diyerek ayrı eve çıkmış, babasının telefonlarını “şu an öz-bakım saatimdeyim” diye açmayan bağımsız bir kadındı.

Oysa akşamları o ayrı tuttuğu evin kapısını kapatıp yalnız kaldığında, salondaki aynanın karşısına geçerdi. Başındaki örtüyü iğnelerinden tek tek çözerken annesinin sitemli sesi kulaklarında çınlardı: “Kızım, elin âlem ne der? O çocuklara ne anlatıyorsun?” Şermin aynadaki yansımasına bakıp kendi kendine fısıldardı: “Ben dürüstüm. En azından halk gibi riyakâr değilim. İnanmadığımı yaşamıyorum, yaşamadığımı da satmıyorum. Ben sadece aktarıcıyım.” Coca-Cola’yı da bunun için içerdi.

Mahalle baskısına, annesinin sesine, meslektaşlarının sitemine karşı küçük, köpüklü bir isyan bayrağı gibi. Çelişkisi onun tek özgürlük alanıydı. Ve bu özgürlüğü, anlattığı ahlakın üzerine basarak kullanıyordu.

Geçen gün yerel gazeteden bir muhabir geldi. Şermin Hanım’ın sınıfın ortasında cola içişini ve koridordaki cevabını duymuştu.
—“Sayın Hocam, temsil ve örnek olma konusunda ne düşünüyorsunuz?”
Şermin Hanım şişeyi muhabire doğru çevirdi:
—“Bakın evladım, ben bu okulda değerler uzmanı olarak bulunuyorum. Kuantum fiziği profesörü laboratuvarda atom parçalıyor diye evde elektron mu fırlatıyor? Hayır. Ben derste kuralı anlatırım, dışarıda hayatımı yaşarım. Beni kategorize etmeyin.”

Müdür Bey hemen devreye girdi. Velilerden şikâyet gelmesin, müfettiş raporuna bir satır yazılmasın yeterliydi.

Şermin Hanım’ın “modern ve profesyonel” tutumunu takdiren idare odasında sessiz sedasız bir plaket verildi. Üzerinde şunlar yazıyordu:
“Müfredatı harfiyen aktaran, kurumumuza hiçbir idari ve hukuki pürüz çıkarmayan öğretmenimize…”

O günden sonra okulda kimse kimsenin neye inanıp neyi yaşadığıyla ilgilenmedi. Müfettişler geldi, evrakları karıştırdı, kazanım testlerinin yüzdelerine baktı ve teftiş defterine “Eğitim-öğretim faaliyetleri sorunsuz devam etmektedir” yazıp gitti.

Halk ise panoda asılı duran “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” ders programına bakıp bakıp şükretti:
—“Çok şükür, dersimiz boş geçmiyor!”
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.