Hikaye/Lâ Edrî Yazdı: Kibrin Tokadı
Kibrin Tokadı
Bir adam vardı. Parası çoktu. Öyle böyle değil… Eline geçen her şeyin üzerinde kendi adının yazmasını isterdi. Büyük bir evi, pahalı arabaları, gösterişli kıyafetleri vardı. Ama en pahalı şeyi parası değildi. Kibriydi. Çünkü parasını kaybetmekten korktuğu kadar insanlığını kaybetmekten korkmuyordu. Bir gün kapısına yaşlı bir adam geldi. Üzerinde eski bir ceket vardı. Elinde de küçük bir poşet… Adam kapıyı açtı. — Buyur. Yaşlı adam mahcup bir şekilde:
— Evladım, birkaç gündür iş arıyorum. Bir işin varsa… Adam baştan aşağı süzdü onu. Sonra küçümseyerek güldü. — Senin gibi insanlar benim kapımda iş aramaz. Git başka yerde şansını dene. Yaşlı adam başını eğdi. — Allah razı olsun, yine de kapını açtın. Adam kapıyı yüzüne kapattı. Arkasından da: — Allah mı? Allah sana iş bulsun! diyerek kahkaha attı. O kahkaha evin içinde uzun süre yankılandı. Ama bazı kahkahaların sonu sessizliktir. Aradan aylar geçti. Adamın işleri bozulmaya başladı.
Önce bir şirketi battı. Sonra diğeri. Ardından arabalarını sattı. Evini satmak zorunda kaldı. Bir zamanlar kapısından insanları geri çevirdiği o büyük evden, elinde bir bavulla çıktı. Yanında kimse yoktu. Çünkü o zengin olduğu zaman etrafında çok insan vardı. Ama insanları değil, parasını biriktirmişti. Para gidince kalabalık da gitmişti. Bir akşam yağmurun altında yürürken, bir dükkânın önünde durdu. Camda kendi yansımasını gördü. Üzerindeki mont eskimişti. Ayakkabıları çamur içindeydi.
Bir zamanlar kendisine benzeyen insanları beğenmeyen adam, şimdi kendisine bile bakmak istemiyordu. Tam o sırada arkasından bir ses geldi: — Efendim? Döndü. Yaşlı bir adamdı. Elinde bir poşet vardı. Adamın yüzü bir anda değişti. O adamdı. Aylar önce kapısından kovduğu yaşlı adam… Yaşlı adam onu tanıdı. Ama yüzüne vurmadı. Sadece: — Aç mısınız? diye sordu. Adamın gözleri doldu. — Evet. Yaşlı adam poşeti uzattı. — Alın. Evde iki ekmek vardı. Birini size getirdim. Adam poşeti aldı. Ekmek sıcaktı.
Ellerini ısıttı. Ama asıl yanan elleri değildi. İçiydi. Başını eğdi. — Beni hatırladınız mı? Yaşlı adam gülümsedi. — Hatırladım. — Ben size çok kötü davranmıştım. — Davrandınız. — Beni neden hâlâ düşünüyorsunuz? Yaşlı adam bir süre sustu. Sonra: — Çünkü siz bana kötülük ettiğinizde ben sizin gibi olmak istemedim. Adamın gözünden bir damla yaş düştü. İşte o gün ilk defa zenginliğin ne olduğunu anladı. Para değildi. Ev değildi. Araba değildi.
İnsanın cebinde hiçbir şey yokken bile başkasına verecek bir iyiliğinin olmasıydı. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. — Allah’ım… dedi. — Ben varlığımla övündüm. Sen bana yokluğumu gösterdin. Sonra sustu. Çünkü bazı cevapları insanın kulağı değil, vicdanı duyar. O günden sonra hayatını yeniden kurmaya başladı. Ama bu defa önce parasını değil, insanlığını biriktirdi. Ve yıllar sonra kendisine: “Nasıl bu kadar değiştin?” diye sorduklarında sadece şunu söyledi: “Ben değişmedim.
Elimdeki her şey gitti, geriye kim olduğum kaldı.” Siyah Kalem der ki: Mal insanı büyütmez. İnsan, malının yanında nasıl davrandığıyla büyür. Bugün elinde olan yarın olmayabilir. Bugün kapında bekleyen insan, yarın seni ayağa kaldıran kişi olabilir. Bugün küçümsediğin insanın eline muhtaç olabilirsin. Çünkü hayatın hesabı bazen insanın hesabından değil, Allah’ın terazisinden geçer. Ve o terazide para geçmez. Unvan geçmez. Gösteriş geçmez. Araba geçmez. Ev geçmez. Orada yalnızca insanlığın kalır.
Kibirle yükseldiğini sananlara gelince… Unutmasınlar: Allah bazen kuluna tokadı malıyla değil, malının yokluğuyla atar. Ve insanın en ağır düşüşü, cebinden parasının düşmesi değildir. Kibirle çıktığı yerden, insanlığını arayarak inmesidir. İşte o zaman anlarsın: Varlık senin değildi. Sana emanet edilmişti. Sen ise emaneti kendinden bildin. Hayat da sana sessizce şunu söyledi: “Sahip olduğunu sandığın her şeyin gerçek sahibi sen değilsin.”
Kaynak: Lâ Edrî
- Ümit Karanfil, Edirne Ticaret Borsası’na Aday - Eylül 30, 2026
- Hikaye/Lâ Edrî Yazdı: Kibrin Tokadı - Eylül 30, 2026
- Gündüz Demirhan Yazdı: Asıl Olan, Allah’ın Rızasına Uygun Davranmaya Çalışmaktır - Eylül 30, 2026

