Metin Külünk Yazdı: Ne: Acı Siyaset Hâlâ FETÖ’yü Anlamamış!
Ne: Acı Siyaset Hâlâ FETÖ’yü Anlamamış!
Hatta devlette bile hâlâ FETÖ’nün ne olduğunu anlamayanlar var.
Bu ülkeyi bile bile, iyi niyetle ya da cehalet veya gaflet ve delalet içinde yüzünler bir kez daha aynı tuzağın içine sürüklemek neden?
15 Temmuz’un hemen ardından, FETÖ ve siyaset ilişkisini konuşurken operasyonlara müdahale edilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmiştik. Çünkü FETÖ, klasik anlamda bir terör örgütünün ötesinde, daha derin bir aklın ürünü olan bir yapılanmaydı.
Bütün yumurtaları aynı sepete koymayacak kadar stratejik hareket eden; görünüşte birbirine bağlı değilmiş gibi dursalar da farklı yöntemlerle aynı hedefe hizmet edebilen, iç içe geçmiş matruşka benzeri bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu aklımızdan çıkarmamalıyız.
FETÖ’nün kehanetçi, mesihçi; irrasyonel rüyalara ve sonradan üretilen keramet anlatılarına
dayanan paradigmasının, hayatın farklı alanlarında bazı isimler tarafından sürdürüldüğünü
görüyoruz. Bu modelin, kıyamet öncesinde Müslümanların Hıristiyanlaştırılmasına ya da
güdümüne sokulmasına odaklandığı yönündeki değerlendirmeler de ayrıca ciddiyetle ele
alınmalıdır.
Diyalog projesinin çeşitli varyasyonlarla devam etmesi kabul edilemez. Vatikan ve Patrikhane
ile ilişkileri olduğu bilinen kurumlar düzenledikleri uluslararası organizasyonlarla FETÖ
paradigmasının güncellenmeye çalışıldığı yönünde bir görüntü vermemelidir.
Bu organizasyonda Kur’an’ın “araçsallaştırıldığını” görüyoruz. Üstelik söz konusu uluslararası
kongreye devlet yetkililerimizin ve bazı resmî kurumların da temsilcilerinin katılması, bu
sürecin ve zihniyetin yeniden meşrulaştırıldığı izlenimini doğuruyor. Bu tabloyu yeniden ve
dikkatle değerlendirmek mecburiyetindeyiz.
Eğer 15 Temmuz gecesi unutulmuşsa ve FETÖ’nün “renklenerek”, Tel Aviv-Londra hattıyla
ilişkili yeni bir İslam projesinde operasyonel rol üstlendiği yönündeki iddialar artık göz ardı
ediliyorsa, tehlike düşündüğümüzden daha büyük demektir.
Bilinmelidir ki, tarih içinde fikri, siyasi ve askeri her türlü badireyi sabır ve teenni ile aşmış
olan milletimiz, “renklenmiş” bu tehlikeyi de aşacak ve hiçbir şekilde boyun eğmeyecektir.
ASIL GÜNDEM MADDESİ: FETÖ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
FETÖ’yü yalnızca 15 Temmuz’a kadar gelen ve sonrasındaki örgütsel yapısıyla anlamak
mümkün değildir. FETÖ’nün hangi fikri zeminden beslendiği, hangi çevrelerle ilişki kurduğu,
hangi isimler tarafından desteklendiği ve zaman içinde nasıl büyüdüğü tek tek ortaya
konulmalıdır.
Bu açıdan Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur çevresi üzerinde özellikle durulması
gerekiyor.
Said Nursi, yakın tarihimizdeki en önemli isimler arasında yer alıyor. Sürgünlerde ve
hapishanelerde yazdığı Risale-i Nur Külliyatı ve o tefsir etrafında oluşan Nurculuk akımının
etkisi bugün de devam ediyor.
Anti-emperyalist ve anti-İngiliz duruşu ile bilinen Said Nursi’nin başlattığı bir hareket nasıl
oldu da FETÖ eliyle ABD-İngiltere, NATO ve Vatikan güdümüne sokulabildi? Bu keskin
dönüşün önemli noktalarıyla ilgili özeleştiriyi öncelikli olarak Nur camiasının yapması
gerekmiyor mu?
FETÖ lideri Gülen, Nurculuk akımının içinde yer aldı ve o ağaçtan beslenerek sonraki gücüne
erişti.
Bugün FETÖ, ülkemiz ve bölgemiz için en önemli iç tehdit olarak hâlâ devam ediyorsa, bu
nifak örgütünün hangi dış ve iç desteklerle o güce ulaştığını ortaya koymamız gerekiyor. Bunu
öncelikli olarak Bediüzzaman’ın yolundan gidenlerin acilen yapması gerekiyor.
Bu yüzleşmeyi ve sorgulamayı yapmadan bugün Nur camiasının hiçbir şey olmamış gibi eski
yöntem ve söylemlerle faaliyetlerine devam etmesi düşünülemez.
Sadece ilmi reddiye yaptığı için terörist yaftası vurularak mağdur edilen Muşlu Molla
Muhammed Doğan’a yönelik kumpasta Nur camiasının FETÖ lideri Gülen’e verdiği destek bir
turnusol kâğıdı işlevi görüyor. Bu konu her açıdan ele alınıp yeniden ele alınmalı.
Kamuoyuna Nur camiasından ayrıldı görüntüsü verilirken, Gülen’in 1974 yılında Hizmet Vakfı
mütevelli heyetine nasıl girdiği, oradaki isimlerle 50 yıllık yol arkadaşlığı ve bunun bugüne
uzantısı ile ilgili iddialar da ciddiyetle incelenmelidir.
RENKLENME 70’LERDE BAŞLADI
FETÖ’nün “Renklenme” dönemi bugün başlamış değil. 70’lerden bugüne uzanan süreçle ilgili
iddialara baktığımızda ileri sürülen konular çok ciddi boyutta.
Muhalif nurcular, FETÖ’yü ortaya çıkaran yapının öncelikli olarak Risale-i Nur’ları küresel
sisteme problem oluşturmayacak şekilde tahrif ettiğini ileri sürüyor. Risale-i Nur’da yapılan
tahrifle, “Ehl-i Kitap” ve özelde Hıristiyanların “Cennet ehli” olarak ima edildiği vurgulanıyor.
Bu konuyla ilgili “belgeli” iddialara hâlâ cevap verilmiyor olması ve tahrifli olduğu ileri
sürülen metinlerin hâlâ basılmaya devam etmesi kabul edilebilir bir şey değil.
FETÖ’yü anlayabilmek için, 60’lardan günümüze uzanan ve Gülen’in “esas oğlan”a
dönüştürüldüğü süreci iyi bilmemiz gerekiyor.
Said Nursi’nin “vefatımdan sonra hakikatli vârisim” dediği merhum Hulusi Yahyagil’in ve aynı
şekilde Hüsrev Altınbaşak ve Mehmed Feyzi Pamukçu merhumların tasfiye sürecinin ve
Gülen’e alan açma operasyonunda rol alan kişilerin ortaya çıkarılması gerekiyor.
Bediüzzaman’a hizmet ettiği için yıllarca hürmet ettiğimiz “büyük” abilerimizin, her geçen
gün yeni yeni belgelerle ortaya çıkan Fetullah Gülen’e verdiği destekleri de bugün artık
sorgulamamız gerekiyor.
Halefleri olan isimler acaba FETÖ ve FETÖ’yü oluşturan küreselci-biatçı zihniyetle aralarına ne
kadar çizgi çekebiliyor? Acaba bazı Nurcu gruplarda bugün bile FETÖ lideri Gülen, bir
profesyonel ajan-hain olarak değil de “Cibali Baba” misali, “meczup evliya” olarak anlatılıyor
mu? Bu yönde duyumlarımız olduğunu söylemekle yetinelim.
Bediüzzaman Sempozyumları, ilki 1991’de olmak üzere 35 yıldır çeşitli aralıklarla
gerçekleştiriliyor. Bugün yine uluslararası katılımlı olarak bir yenisi düzenleniyor.
Eğer bir sempozyum yapılacaksa, asıl ana başlık bu temel konuları tartışmak ve sonuca
ulaşmak üzere düzenlenmeli: “FETÖ, Nurcuların içinden nasıl çıktı ve hangi etkenler ve
desteklerle büyüyüp serpildi?”
Bunun yanında, Risale-i Nur’ların orijinal el yazmalarıyla latinize baskılar arasında FETÖ’ye
itikadi ve siyasi sızma noktası açan dramatik tahrifler olduğu iddialarına da cevap verilmelidir.
Bu iki konu sessiz sedasız geçiştirilebilecek konular değildir.
DİYALOG MESELESİ VE VATİKAN
Bugüne kadar gerçekleştirilmiş organizasyonlarda gördüğümüz şey, Vatikan rahipleri Thomas
Michel ve George Maroviç’in müspet insanlar hatta “gizli Müslümanlar” olarak lanse
edilmeleriydi. “Üçüncü Bin Yılda” Türk dünyasını Hıristiyanlaştırmayı hedefleyen Vatikan’ın
en önemli isimlerine gösterilen itibarı ve bu kişilerin FETÖ’ye verdiği desteği göz ardı ederek
ve hiçbir şey olmamış gibi davranarak hayata devam edemeyiz.
FETÖ’nün en baş destekçisi Cizvit rahibi Thomas Michel, Nur camiası tarafından “Bir
Hıristiyan Nur talebesi” olarak lanse edilmiştir. Aynı şekilde Vatikan İstanbul temsilcisi
Maroviç de “gizli Müslüman” olarak tanımlanmıştır. Bu kişilere “teberrüken” Risale-i Nur’dan
dersler yaptırıldığı da kamuoyuna yansımış skandal olaylardır. Ve Müslüman ve “Nur
Talebesi” olarak lanse edilen bu papazlar, öldüklerinde Katolik mezarlıklarına defnedildiler ve
nurcu kitlelerin kandırıldığı da böylece tescil edilmiş oldu. Peki bu sempozyumların
düzenleyicilerinden ve Nur camiasının önde gelen isimlerinden şimdi bir özür alacağımız yok
mu?
Hiç kimsenin gücenmesine, darılmasına gerek yok. Eski zihniyet maalesef hiçbir şey olmamış
gibi şu an yine devam ediyor. Küresel merkezler ve Vatikan’la iş birliği halinde yine bir yerel
ve uluslararası nüfuz devşirme faaliyeti var.
Kur’an’ı araçsallaştıran âfâkî başlıklarla gündem oluşturmaya çalışmak yerine, bu temel
meselelerin açıkça tartışılması ve Nur camiasının kamuoyunun beklediği özeleştiriyi acilen
yapması gerekiyor.
NEW AGE FETÖ”YE ALAN AÇILAMAZ.
Şu an FETÖ’den sonra ve birlikte KÖZ meselesinin Türkiye’nin en önemli gündem
maddelerinden biri olması gerektiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Konuyu yakından takip
edenler bu tehlikeye dikkat çekiyor. Ve iddialar göz ardı edilebilecek gibi değil.
Evet, FETÖ, ihaneti ortaya çıkana kadar yerli ve yabancı merkezlerin ve en önemli mahfillerin
can dostuydu. Devlet desteği yanında çok ciddi bir uluslararası desteği de vardı. Kendisini hep
uluslararası organizasyonlarla meşrulaştırdı ve nüfuz devşirdi.
Ancak bu tablo kimseyi yanıltmamalı. Bugün minarenin tepesinde olanlar yarın kuyunun
dibinde olabileceklerini de göz ardı etmemelidirler. Çünkü yaşadığımımız süreçte her türlü
grup, cemaat, cemiyet, parti, ideloji ve mezhep aidiyetinden soyutlanarak görmemiz gereken
şey, Türkiye’mizin dahilde ve hariçte bir “hayat-memât” mücadelesi vermekte olduğudur.
Etrafımız ateş çemberi iken bizi içeride çaresiz bırakacak, FETÖ’yle arasına çizgi çekmemiş ve
küresel sisteme entegre hiçbir yapılanma artık kabul edilemez. Hiç kimse bu faktörü gözden
ırak etmemelidir.
Bugüne kadar olduğu gibi bir “bukalemun örgüt” olan FETÖ’nün hiçbir zaman tek renkle arz-ı
endam etmediğini biliyoruz ve süreci yakından izliyoruz.
FETÖ’den sonraki dönemde, Adnan Hocacılar, Süleymancılar, Kuytulcular örneği herkes için
ibret verici olmalıdır. Genç Nurcu kitleleri hedefine alan ve pıtrak misali çoğalan fetövârî
organizasyonlar ve onlara “abilik” yapan Nur camiası içindeki güç odakları da bu gerçekle çok
uzak olmayan bir zaman diliminde yüzleşme durumuyla karşı karşıya kalabilir.
Kaynağı belirsiz finans yapılarıyla gençlere dönük faaliyetlere hız vermiş “FETÖ Kuluçkası” bu
yapılar, afaki konulardan önce Nur camiasının bir numaralı gündemi olmalıdır.
Bu organizasyonların FETÖ lideri öldüğünde yayınladıkları utangaç ve ikircikli “taziyeleri” hep
birlikte gördük ve şoke olduk.
10-15 yıl sonra NATO ve ABD’yle siyaseten ve zihnen eklemli, metamorfoz geçirmiş “New
Age Nurculuk” ya da “New Age FETÖcülük”le yüz yüze kalmak istemiyoruz.
FETÖ’nün tasfiyesi sonrası yeniden yapılanmaya giden örgütün Türkiye’de KÖZ örgütü
şemsiyesi altında bir araya geldiği ve oradan manupile edildiği ileri sürülmektedir. Bunlar çok
ciddi ve cevabı verilmesi gereken iddialardır.
Bugün sanki hiçbir şey olmamış gibi elimizi güzelce sabunlayıp bu meseleyi bir kenara
koyamayız. Böyle bir geçiştirme tavrı ma’şeri vicdanı yaralamaktadır.
Bizim görevimiz süreci yakından izlemek ve yetkilileri uyarmaktır.
Kaynak: Metin Külünk

