Cem Murat Yazdı: Fabrika Ayarlarına ve Sine-i Millete Dönüş

FABRİKA AYARLARINA VE SİNE-İ MİLLETE DÖNÜŞ

Bazen bir fırtına kopar; sadece ağaçların dallarını kırmakla kalmaz, toprağın altındaki köklerin ne kadar derine indiğini de test eder. Bugün borsa manipülasyonları, şüpheli fon hareketleri ve finansal kriz ile yüzleştiğimiz şu günler, tam da böyle bir imtihan döneminden geçtiğimizi gösteriyor.

Ortada devasa bir tablo var: Bir yanda sisteme dahil olan 455 bin yatırımcı ve bu süreçten olumsuz etkilenen binlerce mağdur, bunun getirisi olarak tüm borsa ve diğer fonlarda oluşan mağduriyet ile para çıkışı ve bu paranın vadeli mevduatın yolunu tutması, diğer yanda bürokratik mekanizmaların uyarılara zamanında tepki vermemiş olmasının getirdiği derin sancı.

Borsa İstanbul’un uyardığı, uluslararası kuruluşların işaret ettiği, uyarı mektuplarının yazıldığı, ancak bürokrasi çarkları arasında sümen altı edilen ya da ağırdan alınan adımlar, maalesef felaketin büyümesine zemin hazırladı. İsmet Özel’in “Ortada bir kepazelik varsa ve kimse kepaze edilemiyorsa, toplum işlenen suça bilkuvve iştirak etmiştir” uyarısı, tam da bu tür çürümeler karşısında toplumsal ve vicdani bir ayık kalma çağrısıdır.

Günübirlik kâr hırsıyla hareket edenler, “Herkes yapıyordu, ben de girdim” diyerek kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışabilir. Ancak düşen bir çığda hiçbir kar tanesi kendini suçlu görmese de, çığı oluşturan o tekil ihmaller ve hırslardır. Burada 455 bin yatırımcının tamamını direkt “mağdur” saymak da doğru değildir; zira kâr hırsıyla yükselişe ortak olup zamanında çıkanlar kâr ederken, sistemin patlamasıyla içeride kalanlar mağduriyete uğramıştır. Suçlu ve mağdur arasında ince bir çizgi var, zamanlama!

İşte bu noktada AK Parti seçmeninin ve hakiki dava insanlarının erdemli tavrını özel olarak tebrik etmek ve hakkını teslim etmek gerekir. Zaman zaman orantısız şekilde, olan olmayan her meseleyi doğrudan muhatapların üzerine yığarak yüklenmiş olsak da, bu tepkinin arkasında samimi bir hayal kırıklığı ve sarsılmaz bir adalet beklentisi yatmaktadır. Bu taban, “bizden” diyerek hatayı halı altına süpüren bir anlayışı asla kabul etmemiş, bilakis yanlışın üzerine en sert şekilde gitmiştir.

Oysa muhalefet cephesinin tutumuna baktığımızda vahim bir tezatla karşılaşıyoruz. Muhalefet cephesi, yolsuzluk, usulsüzlük, hatta taciz ve tecavüz davalarıyla sarsılan kendi figürleri için mitingler düzenlemiş, kalkışma ve gösterilerle suçluları adeta ilam-ı harp ederek savunma yoluna gitmiştir. İddianameler ve ağır iddialar karşısında dahi “siyasi koruma zırhı” ören bu anlayışın aksine; AK Parti tabanı kendi iktidarında da olsa eğriye eğri, doğruya doğru diyebilme ahlakını muhafaza etmiştir.

Fatma Betül Sayan Kaya örneğinde görüldüğü gibi, kamuoyundaki bu net ve tavizsiz adalet baskısı, partinin kendi bünyesinde hesap verme mekanizmasını çalıştırmasını ve adli süreçlerin tereddütsüz başlatılmasını biraz daha hızlandırdıysa ne mutlu bizlere.

Madalyonun en karanlık yüzü ise olayın sadece birkaç finansal oyundan ibaret olmadığını gösteriyor. Soruşturmalar ve kamuoyuna yansıyan deliller derinleştikçe, karşımıza yetki ve makamını kalkan olarak kullanan birileri çıkıyor!

Bir yanda BTK içerisine yuvalanarak hakikatin ve yolsuzlukların üzerini örtmek amacıyla sosyal medyada ses çıkaran kullanıcıların hesaplarını jet hızıyla engelleyen ve susturan bir kalkan; diğer yanda soruşturma kapsamındaki şüphelilerin ve kilit isimlerin mal varlıklarına konulan tedbirleri ışık hızıyla kaldıran bürokratik bir mekanizma… Bu tablo, organizasyonun ne kadar derin, ahtapot gibi devlet çarklarına sirayet etmiş ve adeta paralel bir koruma kalkanı oluşturmuş bir ağ olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

İşte Cumhurbaşkanımızın ve Adalet Bakanımız’ın da bizzat karşısında durduğu, ne pahasına olursa olsun yıkılması gereken asıl çöreklenmiş yapı budur.

2002 yılında bu hareket iktidara gelirken, arkasında feryat eden, adalete ve liyakate susamış Anadolu insanının duası ve iradesi vardı. Bunalımlarla, vesayetle, yoklukla boğuşan bir millet; samimiyete, dürüstlüğe ve millet için bedel ödemeye hazır bir kadroya güvenmişti.

Geçen çeyrek asırlık süreçte vesayetle mücadele edildi, büyük altyapı hamleleri yapıldı, hendek ve gezi olaylarından 15 Temmuz hain darbe girişimine, pandemiden bölgemizdeki savaşlara kadar tarihi badireler atlatıldı. Ancak kabul etmek gerekir ki; makam, mevki ve dünyalık imkânlarla tanıştıkça, bürokrasiye ve iktidar çarklarına sızan kibir, liyakatsizlik ve menfaat ilişkileri, o ilk günkü dava ruhunu zedeledi. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Küçük cihaddan büyük cihada (nefisle ve dünyalıklarla mücadeleye) dönüyoruz” buyruğundaki incelik tam da buradadır.

Siyasetin de, bürokrasinin de, davanın da tazelenip nefes alacağı yegâne merci milletin tam kalbidir. Devlet ile millet arasına örülen yapay kalkanlar, bürokratik oligarşiler ve ikbal hesabı yapan çevreler ancak milletin sinesine dönülerek bertaraf edilebilir. Sine-i millete dönmek; koltukların, unvanların ve imtiyazların koruyucu gölgesinden sıyrılıp, 2002’deki o yalın, hesapsız ve ihlaslı duruşa sarılmaktır.

Cumhurbaşkanımızın “O paralar gelecek, başka yolu yok” iradesi, bürokratik kalkanları aşarak doğrudan milletin adalet beklentisiyle buluşmaktadır.

Bugün neşter doğru yere vurulursa, yapanın yanına bırakılmazsa (ki şüphemiz yok) adalet duygusu yeniden tesis edilebilir.

Bizler zeminin kaydığı bu zamanlarda, sürüklenen kar taneleri olmak yerine zemine çakılan sağlam birer kazık olmak zorundayız.

Zemin kayıyor lakin birileri bunu tutmak zorunda. Bu devletin çimentosu, harcıyız biz. Çocuğumuza bırakabileceğimiz en büyük mirasın bir torpil, bir imtiyaz veya kadro değil, adil işleyen bir devlet mekanizması olduğunu unutmayalım.

Biz Tayyip Erdoğan’da (haşa) kusursuzluk aramadık, aradığımız samimiyetti ve bu samimiyette onda fazlasıyla mevcut, asıl olan budur. İnsan yanılabilir, çevresi ve bürokratik kalkanlar tarafından yanıltılabilir. Ancak Reis hakikate sadık iradesiyle sarıldığı sürece, bu millet kendi liderini yalnız bırakmaz; kurumların içine çöreklenmiş bu ağların üzerine cesaretle gidilmesini, bürokratik zırhların sökülüp özümüz olan sine-i millete dönülmesini de sonuna kadar destekler.

Yeter ki ilk günkü gibi halkla iç içe, adil, samimi ve liyakatli olalım. Gerisi hallolur. Rabbim olan biteni hayra çevirsin. Ellerini ovuşturanlara fırsat vermesin.
Kaynak: Cem Murat

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.