Yahya Baştürk Yazdı: Cerrahın Olmadığı Yerde, Kangren Kazanır!
Cerrahın Olmadığı Yerde, Kangren Kazanır!
Türkiye’nin derdi; Yolsuzluk, ahlaksızlık ve yozlaşmanın “istisna” olmaktan çıkması ve sistemin kendisi hâline gelmesidir! Böyle bir çürüme, nezaketle, uzlaşmayla, “herkese bir şeyler vererek” temizlenmez. Temizlenmesi için, tavizsiz, korkulan, hesap soran ve hesap kesen çelik gibi bir devlet gerekir.!
Sert ve otoriter, sınır koyan bir liderlik.!
Yumuşak iktidar, çürümüş bir toplumu iyileştiremez; ancak çürümeyi idare eder.!
Çürük diş, fırçalamak ile iyileşmez. Çekilir! Çeken el titrememelidir.! Yolsuzluk sadece zimmet değildir. İhale, atama, imar, sınav, vakıf, belediye, üniversite kapısıdır. Ahlaksızlık sadece kişisel zaafla sınırlı değildir; “benim adamım” diyerek suçu örten, “bizden” diye liyakati ezen, güç kimdeyse ahlakı ona göre eğen, kolektif bir refleks hâline gelmiştir.!
Yozlaşma ise bunun kurumsallaşmış hâlidir: kurallar kâğıtta, fiilî düzen ilişkidedir. Bu üçü bir arada yürürken, seçimle gelen her hükümet aynı bataklıkta yüzmek zorunda kalır. Çünkü bataklığı kurutacak irade, bir sonraki seçimi kaybetme korkusuyla felç olmuştur.!
Türkiye’ye müspet bir diktatör lazım!
Gerçek çare İslam hukukudur! Ancak, millet olarak böyle bir sisteme asla layık değiliz! O yüzden bu konuya hiç girmek istemiyorum! Burada diktatörten kasıt, keyfî zulüm demek değildir.! Müspet yönde, suça karşı tavizsizlik / acımasızlık demektir. Yani: kamu malına el uzatanın makamı, partisi, cemaati, medya gücü ne olursa olsun şah damarının kesilmesidir. Liyakatın pazarlık konusu olmaktan çıkarılmasıdır. Devletin kapısının, “tanıdık” olmadan da açılmasıdır. Ahlaki çifte standardın (birine serbest, diğerine yasak) sona erdirilmesidir. Bunlar için devlet liderinin sevilmesi şart değildir.! Korkulması, daha doğrusu kuralı çiğneyenin korkması şarttır.!
Sevgi ve hoşgörü, istikrarlı ve ahlaklı toplumlar içindir. Çökmüş normların olduğu yerde önce korku, sonra alışkanlık, en son meşruiyet gelir.! Buna itiraz edenler “demokrasi” derler. Demokrasi günümüzde ahlaksızlığın, yolsuzluğun ve hırsızlığın süresiz teminatı olmuştur!
Demokrasi Türkiye’de denenmiş ve çöp olmuştur! Halk, her seçimde oy verir; sonra aynı halk, çıkarına olan yanlışlara asla sesini çıkarmaz. Bu kısır döngü, ancak üstten çelik gibi bir irade ile kırılır. O irade gelmezse, her “demokratik” dönem bir öncekinin çökmüş envanterini devralır, yetmez üzerine kendi listesini ekler.!
Çelik gibi sert iktidar’ın riski var mıdır?
Elbette risk vardır. Sert iktidar, kendi yolsuzluğunu da örtebilir. Bu yüzden ölçü, liderin öfkesi değil, koyduğu kuralın herkese — önce kendi çevresine — uygulanmasıdır.!
Tavizsizlik, düşmana karşı değil, düzene karşı olmalıdır. Aksi halde yeni bir yozlaşma, eskisinin yerine geçer. Ama bu risk, mevcut çürümenin kesinliği yanında teorik kalır.!
Türkiye’nin sorunu sertlik değil; hiç kimsenin gerçekten sert olmamasıdır.! Bir ülke, rüşveti normal, kayırmacılığı kader, ikiyüzlülüğü siyaset sanatı saymaya başladığında, o ülkeye slogan değil, cerrah gerekir.!
Neşter acıtır. Ama kangreni, sloganlar iyileştirmez…
Kaynak: Yahya Baştürk

