Osman Nur Yazdı: Murat Bardakçı’nın ‘Muhafazakar Nankörlük’ Adlı Yazısı ve Siyaset

MURAT BARDAKÇI’NIN ‘MUHAFAZAKÂR NANKÖRLÜK’ ADLI YAZISI VE SİYASET. (I)
(M. Bardakçı’nın 27.03.2023. Haber Türk’teki yazısı. Murat Bardakçı, günümüz Türkiye’sinin en önemli ve meşhur tarihçisidir. Bu yazı, 14.05.2023 tarihinde yapılan seçimlerden önce yazılmıştır. Bu seçim TC tarihinde en önemli seçim olarak görülüyordu. Bir yanda vatana hizmet edenler bir yanda da vatana ihanet edenlerle beraber olanlar vardı. Adeta bu seçim TC için ölüm kalım savaşı gibiydi. Murat Bardakçı böyle bir ortamda bu yazıyı kaleme almıştır.)
Üniversitede “siyaset bilimi” hocamız olan Prof. Bülent Daver, “halkların nankörlüğü” diye bir kavramdan bahseder, örnek olarak da İngiltere’de 1945’te yapılan seçimlerin neticelerini gösterirdi.
Hitler’in İkinci Dünya Savaşı’nda mağlûp edilip Nazi Almanya’sının tarihten silinmesinde büyük rolü olan Başbakan Winston Churchill savaşı kazanmakla İngiltere’yi kurtarmış ama seçimden mağlûp çıkmıştı.
Bülent Daver Hoca: Muhafazakâr Parti’nin lideri, Başbakan ve savaş kahramanı Winston Churchill’in 5 Temmuz 1945 seçimlerinde koltuğunu İşçi Partisi lideri Clement Atlee’ye kaptırmasını anlatırken “Halkların arada bir nankörlükleri tutar, hattâ kurtarıcılarına bile böyle nankörlük ederler” derdi.
Siyasi alandaki nankörlük bizim politika tarihimizde de mevcuttu fakat geçmişteki nankörlüklerin hiçbiri Churchill’in uğradığı seçim yenilgisi kadar çarpıcı şekilde neticelenmemişti…
Bugün eşine-örneğine rastlanmamış temeli nankörlüğe dayalı bir muhalefet politikası ile karşı karşıyayız. Bu nankörlüğü, muhafazakâr olduğunu iddia eden iktidar karşıtı kesim gösteriyor. Daha açık izah edeyim…
Murat Bardakçı’nın ‘muhafazakâr nankörlük’ adlı yazısı ve siyaset. (2)
Türk sağının, 1930’lu senelerden buyana bazı hayalleri vardı:
* Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması.
* Taksim’e cami inşaatı.
* Resmî dairelerde kadınlara türbanın serbest bırakılması, sakallı erkeklerin işlerine serbestçe gidebilmeleri.
* İmam Hatip mezunlarının eşit şartta üniversitelere ve askerî okullara alınmaları.
* Cuma namazını kılan memurlar için mesai saatlerinde ayarlama yapılması.
* Müftülere dinî nikâh kıyma yetkisinin verilmesi. Hepsi halledildi, memleket rahatladı.
2000 yılına kadar Müslümanın hayalleri olanlar gerçekleşti. 2000’lerin başına kadar her vesile ile çekişme mevzuu yapılan ve günün birinde tamamının gerçekleşeceğinin hatırlara gelmesinin mümkün bile olamadığı bu hayallerin tamamı, AK Parti’nin iktidarında kademeli olarak hayata geçirildi. Bugün Ayasofya ibadete açık ve beş vakit namaz kılınabiliyor; Taksim Meydanı’nda da yepyeni bir cami yükseliyor. Bir zamanlar üniversite kapılarında türbanlarını çıkartıp peruk takmak gibisinden azaba mâruz bırakılan kız öğrenciler türbanları ile okullarına, kadın memurlar da işlerine serbestçe gidebiliyorlar. Devlet dairelerinde artık erkek memurlara “Sen neden sakallısın? Sen neden günlük sakal tıraşı olmadın?” diye sorulmuyor. Eskiden askerî okullara alınmayan İmam Hatip mezunları bu okullara şimdi serbestçe girebiliyorlar, hattâ artık başı örtülü kadın subaylarımız bile var, Hava ve Deniz Harp Okulları’na da imparatorluk döneminden buyana ilk defa cami inşa edildi. Cuma namazına gitmek de memurlar için dert olmaktan çıktı ve memurlar için mesai saatlerinde ayarlama yapıldı. Müftüler de artık resmî nikâh kıyabiliyorlar. Hayal edilip hakikat olan sadece bunlardan ibaret değil…
Murat Bardakçı’nın ‘muhafazakâr nankörlük’ adlı yazısı ve siyaset. (3)
Türkiye Osmanlılardan sonra ilk defa kendi silahını kendi yapmaya başladı. Türkiye nerede ise altı asırdan, yani Fatih Sultan Mehmet zamanından buyana ilk defa kendi silâhını kendisi yapmaya başladı. İmal ettiğimiz SİHA’lar savaş konseptini (kavramını) değiştirirken kendi tankımızı, kendi savaş uçağımızı, kendi savaş gemilerimizi, kendi otomobilimizi bile kendimiz imal etmeye başladık.
Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri içinde ilk defa Osmanlı devletine sahip çıkıldı. “Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın devamı değildir, Osmanlı Tarihi ile bizim bir alâkamız yoktur” saçmalıkları ve tarihimizi inkâr son buldu, tarihimize devletçe sahip çıkıldı ve bir zamanların en büyük hayallerinden olan eski harfler bile seçmeli ders yapıldı. Türkiye bugün sadece yurt içindeki değil, yurtdışındaki Türk eserlerini de restore ediyor ve bir zamanların “Kızılelma”sı olan Türk Dünyası ütopyası, “Türk Devletleri Teşkilâtı” olarak faaliyette… Çok değil, yirmi-yirmi beş sene öncesine kadar uzak birer hayal olan bu değişiklikler bir tarafa, Türkiye artık dünyada ismi geçen ülkelerden biridir!
Murat Bardakçı’nın ‘muhafazakâr nankörlük’ adlı yazısı ve siyaset. (4)
Kapalı olan başka Ayasofya mı var? Muhalefet partilerinin iktidarı eleştirmesi, yapılan hemen herşeyi fena ve yanlış göstermeleri âdettendir, bir yerde de muhalif olmanın gereğidir. İktidarın ekonomi alanındaki uygulamalarına yahut dış politikasına veryansın edilebilir ama muhafazakâr kesimin nerede ise seksen senelik hayallerinin hakikat hâline getirilmesinin inkârı, sadece ideolojik nankörlüktür.
Muhafazakâr partilerin sosyalistleri iktidara getirmek için çalışması akıl tutulmasıdır. Siyasî hayatları boyunca daima muhafazakâr çizgide bulunan ama sonradan Altılı Masa’yı teşkil eden (Deva, Gelecek, İyi, Saadet, Demokrat partileri) yıllarca veryansın ettikleri CHP’nin şimdiki liderini cumhurbaşkanı yapma çabasına girişen liderlerden üçü, Temel Karamollaoğlu, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan şimdi işte böyle davranıyorlar… Meselâ, Ayasofya zaten ibadete açılmışken ve mâbedi turistler de serbestçe gezebilirlerken Temel Bey’in “İktidara geldiğimizde, Ayasofya gerçek manada açılmış olacak, kendi ruhuna kavuşacaktır. …Bazı bölümleri turistlere açılabilir” meâlindeki sözleri ile Ayasofya’nın bir başka muhafazakâr yönetim tarafından ibadete açılmış olmasını görmezlikten geliyor, yani muhafazakâr bir nankörlük sergiliyor!
(Temel Karamollaoğlu; “Çamlıca Camii’ne, hızlı trene ne gerek var” diyebiliyor. Ahmet Davutoğlu; “HDP PKK’dan ayrı” diyebiliyor. Ali Babacan; “İHA ve SİHA’lar için iktidara geldiklerinde bunlara dokunacağız” ifadesiyle bunların fabrikalarını kapatacağız diye konuşabiliyor).
Bu muhafazakâr görünümlü partilerin, iktidar, güç ve mansıp (yüksek makam) hırsının, uğrunda hayat boyu mücadele verilen hayalleri, hevesleri ve arzuları bile bu partilerce artık yerle bir edecek hâle gelmiş olması hazindir!
Murat Bardakçı diyor ki: “Dünyada geçmişine küfreden bizden başka bir millet yoktur. Üstelik hiçbir ülkenin bizim gibi böyle gurur duyacağı tarihi de yoktur”.
Murat Bardakçı, bu sözleriyle Osmanlı devletine küfreden CHP zihniyetini kast ediyor. CHP’liler Osmanlı devletini de aşağılıyorlar. Bunu M. Kamal’ın Osmanlı devletini ortadan kaldırıp yerine Türkiye Cumhuriyetini kurmasına dayandırıyorlar.
Kaynak: Osman NUR
Araştırmacı, Eğitimci Yazar

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.