‘Biliyor musunuz? Ben Bu Çağdan Nefret Ettim..!’

‘Biliyor musunuz? Ben Bu Çağdan Nefret Ettim..!’
“Biliyor musunuz? Ben bu çağdan nefret ettim. Etimle, kemiğimle, hücrelerimle nefret ettim.” Merhum şair Cahit Zarifoğlu bu sözü 1980’de söylemiş ve 1987’de vefat etmiştir..

Acaba, merhum Zarifoğlu günümüzü görse ne derdi..? Biliyor musunuz, diye tekrar ederdi belki, sesi bu sefer daha alçak, daha kırık;

“Ben o çağdan nefret etmiştim. Etimle, kemiğimle, hücrelerimle. Şimdi ise o nefret ettiğim çağın bile hasreti sardı içimi. Çünkü sizin çağınızda nefret etmek bile, eski bir lüks oldu.”

İnsanlar, birbirinin yüzüne bakmıyor artık. Bakıyorlar ama görmüyorlar. Gözler ekrana gömülmüş, parmaklar sürekli bir şeyi kaydırıyor; sanki dünya bir yerde saklanmış, bulunmak için değil, geçilmek için var.!

Eskiden yalan söyleyenler utanırdı. Şimdi yalanın kendisi utanıyor, çünkü gerçek diye bir şey kalmadı ortada. Her şey bir “anlatı”, her şey bir “perspektif”. Adalet bir algoritmaya, merhamet bir beğeniye, vicdan bir filtreye dönüşmüş durumda!

Çocuklar hâlâ doğuyor. Ama doğdukları dünya, onları daha ilk günden korkutuyor. Zarifoğlu “çocukları ürkütülmüş bir dünyanın denizi mavi olsa ne yazar” demişti. Şimdi deniz bile mavi değil; ya kirli, ya yangın, ya da bir ekranın arkasında. Ve çocuklar, ürkmek için bile fazla erken büyüyorlar.!

İnsanlar hâlâ konuşuyor. Ama konuştukları dil, birbirini anlamak için değil, birbirini yenmek için kurulmuş. Her cümle bir silah, her sessizlik bir suç. Eskiden susmak bir erdemdi. Şimdi susmak, taraf olmamak anlamına geliyor; taraf olmamak ise hainlik.!

Zarifoğlu belki şunu da fısıldardı:

“Ben hücrelerimle nefret etmiştim. Siz ise hücrelerinizi bile satıyorsunuz. Bir ekran için, bir beğeni için, bir onay için. Ben bu çağdan tiksinmiştim. Siz ise bu çağın içinde, kendinizden tiksiniyorsunuz ve bunu ‘modernlik’ diye adlandırıyorsunuz.”

Sonra belki de susardı. Çünkü söyleyecek başka söz kalmamıştı. Sadece bakardı. O bakışla. O bakışın içinde hem merhamet, hem de artık hiçbir şeye yetmeyen bir acı olurdu!

Ve o acının adı, bugün hâlâ aynıdır:

“Biliyor musunuz?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.