İsa Kılıç Yazdı: (Son) İftarname…
( Son ) İftarName…
Ramazan’da Mukabele
Türkçemizde sıklıkla duyduğumuz mukabele kelimesi Arapça, k-b-l kökünden gelir ve karşılık vermek anlamındadır. Birisine “İyi ki varsın” dediğinizde, o kimse size “bilmukabele” dediğinde aslında bunu diyerek, “Aynen, sen de iyi ki varsın” diye karşılık vermiş olur. Bu bir nevi o cümleyi onaylamak ve kabul etmektir ki zaten “kabul” kelimesi de yine aynı etimolojik kökten gelir.
Kur’an’da Ali İmran suresi 37. ayette “tekabbele” veya Tevbe suresi 104. ayette “yakbelu” gibi fiiller kabul etmek anlamındadır. Öyleyse mukabele kelimesi muhatabınızın söylediğini kabul etmeniz ve aynı fikirde olduğunuzu lisanen beyan etmenizdir. Dolayısıyla karşılıklı bir durum söz konusudur. Zaten Kur’an’da Hicr 47. ayette geçen “mütekabilin” kelimesi de karşılıklı anlamına gelir.
Kıble kelimesi de yine aynı kökten gelir. Kıble, yön yani yüzümüzü döndüğümüz yer anlamına gelir. Nitekim Yusuf suresinin 26. ayetinde “ Eğer gömleği önden yırtılmışsa ..” ayetindeki “Kubul” kelimesi ön anlamına gelir. Nitekim Kur’an’da çoklukla geçen “kabl” kelimeleri de “önce” anlamına gelmektedir.
Kabiliyet kelimesi ile mukabele kelimesi de aynı kökten gelir. Mukabele bir nevi manevi kabiliyettir. Zira insan ruhunda vefa kabiliyeti fonksiyonel olunca kişi mukabele etmek ister. Zaten “Teşekkür etmek” insandaki mukabele edebilme kabiliyetinin bir neticesidir. Kulluğun ruhunda dahi mukabele etme kabiliyeti vardır.
Peki sonsuz ikram sahibi olan Rabbe sınırlı kapasiteli insan nasıl mukabele eder?
İşte onun için kulluğun ruhunda; kusurları, acziyeti ve muhtaçlığı görmek vardır. İkramıyla kulunu taltif eden Rabbe “bilmukabil” demektir aslında ibadet.
Ne ki kulluk sadece insan-Allah ilişkisini değil insan-insan ilişkisini de tanzim eder. Öyleyse Rabbimizin verdiklerine hakiki mukabele,hayatımızdaki tevhid ve adalet mekanizmalarını işlevsel kılarak mümkün olur.
Kur’an’da, “Şu bir gerçek ki biz sana ‘tekrarlanan yedi’yi ve yüce Kur’an’ı verdik” (el-Hicr 15/87) meâlindeki âyette “seb‘an mine’l-mesânî” ifadesi “tekrarlanan yedi” demektir. Kur’an’da iki sure 7 ayettir. Bunlardan birisi Fatiha suresi diğeri Maun suresidir.
Fatiha suresi ile Allah-insan ilişkisi tanzim olur iken Maun suresi ile ise insan-insan ilişkisi düzenlenir. İşte kulluk, şayet Hakka mukabele etmek ise bunun özünde tevhidi ve adaleti hayatımızda hakim kılmak vardır.
Şayet Kur’an yolunda gittiğimizi iddia ediyorsak hurafeye ve batıla gösterdiğimiz hassasiyeti, adalet ile ilgili konularda da gösterebilmeliyiz.Yoksa ibadetler ritüelleşir ve çağrılarımız çığırtkanlıktan öteye girmez. Zira Islam, bir tarafı tevhid diğer tarafı adalet olan bir dindir.Kulluk bilinci ile Rabbimize mukabele etmek ise bu iki sorumluluğu ifa edebilmekle mümkün olur.
Bununla beraber, bir sosyal topluluk olan kabile kelimesi de aynı kökten gelir zira kabile içtimai anlamda insanların sorumluluk ile birbirlerine mukabale edebiledikleri cemiyetlerdir. İnsanlar yüzyüze baktıklarından ve dayanışma ile birbirlerine mukabelede bulunduklarından dolayı onlara kabile denmiş olsa gerektir.
Sevgiye sevgiyle, ikrama hamd ile, dosta vefa ile,zulme adalet ile,hakikate ilim ile, kelama kelam ile, selama selam ile mukabele edebilelim duasıyla.
Hayırlı iftarlar dilerim……dost.
Kaynak: İsa Kılıç
- İsa Kılıç Yazdı: (Son) İftarname… - Mart 18, 2026
- EÇGD’den Ağaç Budamalarına Tepki - Mart 15, 2026
- İsa Kılıç Yazdı: İftarname… Bir Alıntı/Bir Yorum - Mart 10, 2026

