Süleyman Ragıp Yazıcılar Yazdı: “Burnun Sürtülür, Kulağını Kendin Manen Çekersin”
“BURNUN SÜRTÜLÜR, KULAĞINI KENDİN MANEN ÇEKERSİN”
İsmailağa camiası özelinde “kabirden yönetim” tartışmaları sürüyor, hocalar birbirlerine reddiyeler yapmakla meşgul. Kimi tasavvufi muhitlerde de “baş olma” yarışı kıran kırana devam ediyor, tatsız tartışmalar aleni yürütülüyor. Neresinden baksanız hazin tablolar söz konusu.
Diğer yandan, Felsefeci Prof. Dr. Ahmet Arslan uzun süredir radarımda, sohbet tarzı ve anlatım biçimi ile inançsız, Allahsız, ateist, agnostik vs. insanların yüreğine su serpebilecek öncü isimlerin başında geliyor; cüretkardır, kibirlidir, kendine hayrandır, dev ego sahibidir, düşünceleri ve fikirleriyle sözü meydandadır.
Memleketimize faydadan çok zararı olduğuna inandığım Fatih Altaylı, ara ara Ahmet Arslan’ı konuk eder, yaptıkları programların hem iyi reytingi olur hem de kamuoyu için bolca yeni tartışma malzemesi çıkar.
Son çekim bir saat sürmüş, “Tanrı insanların yarattığı bir efsanedir” başlığı taşıyor. Yorumlara bakılırsa hayran kitlesi gün be gün artıyor, birçok insan duygu ve düşüncelerinin tercümanı olarak Ahmet Arslan’a umut bağlıyor.
Videonun tamamı burada:
Şu cümleleri üzerinden ilerleyebiliriz:
“Zorla güzellik olmaz, siyer derslerini seçenlerin oranı başlangıçta %35 idi, şimdi %4’e indi.”
“İstediği kadar ilahiyat fakültesi açsınlar, o öğrenciler kendi hocalarını değil beni dinleyecekler. Hadi çıksınlar ortaya? Ortaya çıkan kim, Celal Şengör, İlber Ortaylı, ben… Hadi konuşsunlar, niye konuşamıyorlar? Su akar yolunu bulur, akıl akar, akıl yolunu bulur.”
“Dinden ne bekleniyordu? Diyelim ki ölüm korkusu. Ölüm korkusu insanlarda hâlâ var. Ama ölüm epey geriye itildi. Ölüm yaşı uzadı. İnsanlar artık o kadar yaşlı ölmeye başladılar ki ölüm korkulacak bir şey olmaktan çıktı. Ölüm artık eskisi gibi korkunç değil.”
“Tanrı’nın gazabından korkulurdu. Ne demek gazap? Hastalık, veba, deprem mesela. Tanrı deprem göndermiyor Japonya’ya. Almanya’ya da. Türkiye’ye gönderiyor Tanrı. Neden çünkü depreme mukavim evler yapıldığı zaman gazaptan korunuyorsun. Şimdi veba ve salgın hastalıkları yok, çaresi bulundu. Din işlevsiz kalıyor. Din ne yapardı, hayata anlam verirdi. Şimdi bu ihtiyacı karşılayacak o kadar çok şey var ki.”
“Tanrı ortadan kalkacak demiyorum, kurum olarak dine ihtiyaç kalmayacak diyorum. Gündelik hayatında her şeyini belirleyen bir Tanrı yok artık.”
“İstesek de istemesek de insan ve insan ve insan. Yani insanın yetenekleri, insanın ihtiyaçları, insanın vicdanı, insanın kalbi, bunları geliştirmek ve işletmek zorundayız. Biz bütün bu kabiliyetlerimizi bir tarafa bırakıp bir evliyaya, bir peygambere bunları yükleyip yaşayamayız. Şimdiye kadar yaşıyorduk. Artık bir adamın sezgilerine, bir adamın rüyalarına bırakılamayacak kadar karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Birlikte o dünyayı sahip olduğumuz yeteneklerimizle, bize ait olan kurumlarla kuracağız. İnsani, insan ve insan.”
Evet, bu minvalde gidiyor sözleri. Retoriği güçlü, havası cakası yerinde…
Çok şey söylenebilir ve söylenmelidir de, kendi adıma karşılıklı bir programa çıksak, anladığı dilden çok güzel konuşabileceğime ve Ahmet Arslan’ı epey yorabileceğime inanıyorum, epey eğlenceli olurdu doğrusu, biz her sözü dinleriz, en güzeline tâbi oluruz, kendisiyle aşikar bir yayın çok hoş olurdu aslında.
Lakin bazı isimlerin karşısına çıkamadığından bahsetmesi ayrıca üzdü beni, bugünün gençleri sözü meydanda olan insanları seviyor, çata çat konuşmalardan hoşlanıyor, herkes eteklerindekini döksün istiyor, hakikatler detaylı ve ikna edici şekilde dile getirilsin istiyor. Kaçak güreşten hoşlanmıyorlar. Ahmet Arslan’ın tahta tahtını sallayacak hakikat erlerine ihtiyaç çok, Prof. Dr. İlhan Kutluer Hocamız gibi.
Her neyse, bir tahlilimi paylaşarak bitirmek isterim, söyleşinin sonunda 54. ve 55. dakikalar arasında, Ahmet Arslan şu ucube beyanlarda bulunuyor:
“İnsanlar anlamı sadece Tanrı’da ve dinde aramıyorlar. Bir tarafta anlamı arıyorlar ama aradığı anlamın makul olmasını istiyor. Kendisine bir öte dünya var, zebaniler var, ateşler var, yanıyor vs. dediğin zaman, kusura bakma Arap bedevisine bunlar inandırıcı gelebilir ama biraz daha spiritüel, biraz daha tinsel bir dünya görüşüne sahip olan insan için bunlar hiç inandırıcı görünmeyebilir. Kısaca din ihtiyarlığından ölüyor, işlevlerini yerine getiremiyor.”
Bu sözleri söylerken yüz ifadelerini ve elini dikkatle takip ettim, önce gayri ihtiyarı burnuna gidiyor parmakları, sonra da kulağına uzanıyor, kurcalıyor birkaç saniye.
Sezgilerim ve iletişim alanındaki tecrübelerim şunu söylüyor, aslında içten içe haddi aştığının farkında ve sözlerinin nereye gittiğinin bilincinde, tüm bunlara rağmen vicdanı ise ister istemez kendisini onaylamıyor, geriliyor, tedirgin oluyor ve ruhunun hakikati manen “o kibirli burnun sürtülsün” mesajını almış gibi aksülamelde bulunuyor. Kalbinin derinliklerden bir el de, şımarıklığına ve ukalalığına daha fazla tahammül edemeyerek kendi kulağını çekiyor. O anların fotoğrafını ekliyorum aşağıya.
İşte böyle, bakalım günler neler gösterir, hem Celal Şengör’ün hem de Ahmet Arslan’ın hidayetle şereflenmesi her daim mümkün, maç doksan dakika ama uzatmalarda gol geldiği de çok görülmüştür, inşallah gerçeğe gönüllerini, gözlerini kapatmazlar, amin.
Selam ve dua ile.
Kaynak: Süleyman Ragıp Yazıcılar
Genç Dergi Yazı İşleri Müdürü
- Süleyman Ragıp Yazıcılar Yazdı: “Burnun Sürtülür, Kulağını Kendin Manen Çekersin” - Haziran 19, 2026
- İdris Günaydın Yazdı: Hâlâ O Korku! - Haziran 19, 2026
- Mehmet Akkaşoğlu Yazdı: Allah’ın Güzel İsimlerinden ‘El-Afüvv’ - Haziran 19, 2026

