Cengiz Genç Yazdı: Tarımın Paradoksu: Çiftçi Üretiyor, Herkes Kazanıyor; Çiftçi Neden Kazanamıyor?

Türkiye’de tarım sektörü yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil; aynı zamanda gıda güvenliğinin, kırsal kalkınmanın, istihdamın ve milli ekonominin temel direklerinden biridir. Buna rağmen üretimin merkezinde yer alan çiftçi, yıllardır artan girdi maliyetleri, iklim kaynaklı riskler, finansman sorunları ve piyasa belirsizlikleri nedeniyle ciddi ekonomik baskı altında üretim yapmaktadır. [1]Bugün Anadolu’nun hemen her köşesinde aynı soru sorulmaktadır:

“Ben üretiyorum. Peki ben neden kazanamıyorum?”

Bu soru yalnızca bireysel bir serzeniş değil; Türkiye tarımının yapısal sorunlarını ortaya koyan önemli bir sosyo-ekonomik tespittir. [2]

Çiftçi Daha Tohum Atmadan Harcamaya Başlıyor

Tarımsal üretim süreci, daha tohum toprağa düşmeden yüksek maliyetlerle başlamaktadır. Üretici, henüz hasat yapmadan çok sayıda girdi için ödeme yapmak zorunda kalmaktadır. [3]
Çiftçi;
. Traktör alıyor, traktör üreticisi kazanıyor.

  • Lastik alıyor, lastik üreticisi kazanıyor.
  • Mazot alıyor, akaryakıt sektörü kazanıyor.
  • Motor yağı alıyor, yağ üreticisi kazanıyor.
  • Tohum alıyor, tohum firması kazanıyor.
  • Gübre alıyor, gübre üreticisi kazanıyor.
  • Zirai ilaç alıyor, ilaç firması kazanıyor.
  • Mibzerle ekim yaptırıyor, hizmet sağlayıcı kazanıyor.
  • Hasatta biçerdöver geliyor, biçerdöver işletmecisi kazanıyor.
  • Nakliyeci ürününü taşıyor, nakliyeci kazanıyor.
  • Bankadan kredi çekiyor, finans kuruluşu faiz geliri elde ediyor. [4]
Üretim zincirinde yer alan hemen herkes gelir elde ederken; bütün üretim riskini üstlenen çiftçi çoğu zaman sezon sonunda ya başa baş noktasında kalmakta ya da zarar etmektedir. Tarımın temel paradoksu da tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. [5]
Tarımın En Büyük Riski Çiftçinin Omuzlarındadır

Sanayici üretimini geçici olarak durdurabilir.

Tüccar malını depoda bekletebilir.

Ancak çiftçinin üretimi erteleme lüksü yoktur.

Yağış rejimindeki değişiklikler, kuraklık, don, dolu, hastalıklar, zararlılar ve piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalar doğrudan üreticinin gelirini etkilemektedir. Tarımsal faaliyetin bütün doğal ve ekonomik riskleri büyük ölçüde çiftçinin üzerinde toplanmaktadır. [6]
Kazancın önemli bölümü üretim zincirinin farklı halkalarına dağılırken, üretimin başarısız olması hâlinde oluşan ekonomik yükün büyük kısmı yine üretici tarafından taşınmaktadır. [7]

Rekolte Arttığında da Çiftçi Kazanamıyor

Ekonomik açıdan değerlendirildiğinde yüksek rekoltenin üretici gelirini artırması beklenir. Ancak uygulamada çoğu zaman bunun tam tersi yaşanmaktadır. [8]

Ürün miktarı arttığında piyasa fiyatları düşebilmekte; fiyatların yükseldiği yıllarda ise kuraklık veya diğer doğal nedenlerle verim gerileyebilmektedir.

Bu durum, üreticiyi “yüksek verim–düşük fiyat” ile “düşük verim–yüksek fiyat” ikilemi arasında bırakmaktadır. Sonuç olarak birçok çiftçi, iyi bir üretim sezonu geçirmiş olsa bile beklediği gelir seviyesine ulaşamamaktadır. [9]

Yüksek Maliyet, Düşük Satış Fiyatı

Son yıllarda;

  • Mazot fiyatları,
  • Gübre maliyetleri,
  • Sertifikalı tohum giderleri,
  • Zirai ilaç fiyatları,
  • İşçilik ücretleri,
  • Makine bakım ve onarım giderleri,

önemli ölçüde artmıştır. Buna karşın ürün satış fiyatları çoğu zaman aynı oranda yükselmemektedir. [10]
Bu nedenle birçok üretici yüksek rekolte elde etmesine rağmen, artan maliyetler nedeniyle borçlarını kapatmakta zorlanmakta ve yeni üretim sezonuna finansal baskı altında girmektedir. [11].        Tarım Stratejik Bir Güvenlik Meselesidir

Tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değildir. Tarım; gıda güvenliğinin, milli güvenliğin, ekonomik bağımsızlığın ve toplumsal istikrarın temel unsurlarından biridir. Gıda üretiminde dışa bağımlı hâle gelen ülkeler, küresel krizler, savaşlar ve tedarik zinciri sorunları karşısında önemli risklerle karşı karşıya kalmaktadır. [12]

Tarım;
  • Gıda güvenliğidir.
  • Milli güvenliktir.
  • Stratejik bağımsızlıktır.
  • Kırsal kalkınmadır.
  • Sosyal istikrardır.

Bu nedenle tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, yalnızca çiftçinin değil, devletin ve toplumun ortak sorumluluğudur. [13]

Çözüm Önerileri

Türkiye’nin tarımsal üretim gücünü koruyabilmesi için aşağıdaki stratejik adımlar önem taşımaktadır:

  • Üretim maliyetleri dikkate alınarak alım fiyatları belirlenmelidir.
  • Destekleme ödemeleri üretim döneminde yapılmalıdır.
  • Uygun faizli ve uzun vadeli tarım kredileri yaygınlaştırılmalıdır.
  • Sulama yatırımları hızlandırılmalıdır.
  • Tarım sigortalarının kapsamı genişletilmelidir.
  • Kooperatifçilik ve üretici birlikleri güçlendirilmelidir.
  • Üretici ile tüketici arasındaki aracılık maliyetleri azaltılmalıdır.
  • Genç nüfusun tarımda kalmasını sağlayacak teşvikler geliştirilmelidir.
  • Dijital tarım uygulamaları ve iklim değişikliğine uyum projeleri desteklenmelidir. [14]

Screenshot

Sonuç

Bugün çiftçi yalnızca kendi ailesi için değil, yaklaşık 86 milyon vatandaşın gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla üretim yapmaktadır. [15]

Üretimin sürdürülebilirliği, çiftçinin ekonomik olarak ayakta kalmasına bağlıdır.

Çiftçi kazanamazsa tarım zayıflar.

Tarım zayıflarsa ülke zayıflar.

Bu nedenle tarıma yapılacak her yatırım, yalnızca bugünün değil; gelecek nesillerin gıda güvenliğine, ekonomik bağımsızlığına ve milli geleceğine yapılmış stratejik bir yatırımdır.

Toprağı işleyen eli güçlendirmek, Türkiye’nin geleceğini güçlendirmektir.

Yazarın Stratejik Analizi ve Editoryal Değerlendirme

Türkiye’de tarım sektörünün karşı karşıya bulunduğu sorunlar yalnızca çiftçinin gelir kaybı olarak değerlendirilmemelidir. Tarım; ekonomi, milli güvenlik, sosyal istikrar ve sürdürülebilir kalkınmanın kesiştiği stratejik bir alandır. [16]

Sahadaki gerçeklik, bu tespitleri daha da belirgin hâle getirmektedir. Çiftçi yalnızca ekonomik baskılarla değil, aynı zamanda ağır iklim şartları altında üretim yapmanın fiziksel zorluklarıyla da mücadele etmektedir. Yaz aylarında yüksek sıcaklıklarda yapılan üretim, yabancı ot mücadelesi, kuraklık riski ve artan girdi maliyetleri, tarımsal faaliyetin görünmeyen yükleri arasında yer almaktadır. [17]

Bu çerçevede aşağıdaki stratejik sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

1. Tarım, ekonomik olduğu kadar milli güvenlik meselesidir.

2. Üretim zincirinde risk ile kazanç arasındaki denge yeniden kurulmalıdır.

3. Çiftçinin üretimden çekilmesi, enflasyon, göç ve ithalat bağımlılığı gibi çok yönlü sonuçlar doğurabilir.

4. Destek politikaları yalnızca miktar bakımından değil, zamanlama bakımından da yeniden planlanmalıdır.

5. İklim değişikliğine uyum sağlayan uzun vadeli tarım politikaları oluşturulmalıdır.

6. Kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir.

7. Üniversiteler, kamu kurumları, meslek kuruluşları ve üreticiler ortak bir tarım vizyonu etrafında iş birliği yapmalıdır. [18]

Son Değerlendirme

Çiftçinin kazandığı bir tarım sistemi; üreticiyi, tüketiciyi, sanayiciyi, tüccarı ve ülke ekonomisini birlikte güçlendirir.

Güçlü bir tarım sektörü; güçlü bir ekonomi, güçlü bir toplum ve güçlü bir Türkiye demektir.

Kaynakça

[1] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). Bitkisel Üretim İstatistikleri.

[2] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE).

[3] Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO). Hububat Alım Fiyatları ve Piyasa Değerlendirme Raporları.

[4] Tarım ve Orman Bakanlığı. Tarım Sektörü Raporları.

[5] Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB). Tarımsal Üretim ve Çiftçi Değerlendirme Raporları.

[6] Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO). The State of Food and Agriculture.

[7] OECD. Agricultural Policy Monitoring and Evaluation.

[8] Ziraat Mühendisleri Odası. Tarım Politikaları ve Üretim Maliyetleri Raporları.

[9] Tarım ve Orman Bakanlığı. Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı.

[10] Akademik makaleler ve kırsal kalkınma literatürü (tarım ekonomisi, gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarım alanındaki çalışmalar.

Kaynak: Cengiz Genç/Araştırmacı-Yazar

 

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.