Gündüz Demirhan Yazdı: Madene ‘hayır’ demek Türkiye’yi köle yapmak istemektir
Madene ‘hayır’ demek Türkiye’yi köle yapmak istemektir
Tuhaftır, Ordu AKP vekilleri, maden ihalesi alan iş adamlarının yurttan sesler korosu elemanı gibi konuşmaya başlamış.
Hayır, sayın vekillerim…
Madene “hayır” diyen yok.
Talana “hayır” diyen var. Toprağına sahip çıkmaya çalışan üç beş gariban köylünün, ellerindeki son hayat umudunu almaya çalışan talan ve ihale ekibine karşı direnişi var.
Siz meseleyi çok farklı yerinden anlamışsınız. Lütfen beyninizle düşünün.
Bakın bu konunun cahili iseniz, size kısa ve özet bir ders verebilirim.
Buyurun, dinleyin.
Madene karşı olan yok… Madenlerin çıkarılma şekline karşı olan var. Yaşam alanlarında maden çıkarılmasına karşı çıkan var. Kolay mı, maden için insanın evini barkını terk edip gitmesi?
Madene karşı çıkan yok… Kamu yararı gözetmeyip verimlilik hesabı yapılmayan ranta karşı çıkan var.
Madene karşı çıkan yok… Üç beş ihale ve talan ekibinin bütün maden ruhsatlarını kendi bünyesinde toplayıp, maden çıkarma yalanı ile devleti ve milleti kandırmasına karşı çıkan var.
Madene karşı çıkan yok… ÇED yani çevre etki değerlendirmesine duyulmayan bir güven var. Çünkü, bakan değişince ÇED de değişiyor.
Koro halinde madenci ve talancı ihale sahiplerinin sesi olan vekillerden öncelikle bu başlıkları sindirmelerini istiyorum. Lütfen aklınızı başınıza alın.
Bakın Erzincan İliç felaketi daha yeni olay… Şirket kimdi? Rothschild grubunun yan kuruluşu. Çıkardığı madenden devlete ödediği payın 4 misli devletten hibe ve teşvik almıştı. O tarihten önce altın madenlerindeki devlet payı %4 iken sonrasında %8’e çıktı. Biliyor musunuz, bu oran bile sömürge Afrika’sındaki oranlar ile aynı…
Başka madenlerde devlet payı nedir biliyor musunuz? %1-%4 arası değişir.
Ve bir başka ayrıntı… Cevher yurt içinde işlenirse devlet payının %50’si silinir. Yani devlet payı %4’ten 8’e çıkan altın madencisi tekrar %4 öder.
Nasıl ama? Kanun çıkarıp, pay artırıyorsun ve hemen tecavüz ediyorsun. Millet bu zihniyete karşı çıkıyor.
Bakın iyi dinleyin ve öğrenin… Ben araştırdım siz de araştırın…
Avustralya, Kanada, Şili, Peru gibi ülkelerde devlet payı oranları saf kâr veya ciro üzerinden %12 ila %35 arasında değişen esnek veya yüksek oranlarla vergilendirilir.
Türkiye’de nasıldı?
%1’den 4’e kadar devlet payı ile mesele bitiyor sanıyorsanız, yanılıyorsunuz… KDV istisnası, gümrük muafiyeti, SGK desteği, kurumlar vergisinde %80’lere varan muafiyet… Yani birileri maden çıkarıyor diye bir şeylerine dilimizle masaj yapmadığımız kalmış.
Hepsi tamam da… Bu çok önemli ayrıntılardan daha önemli bir konu daha var.
Amaç maden çıkarmak mı yoksa fakir çiftçiyi mi dövmek? Amaç maden çıkarmak mı yoksa tekel oluşturup milleti ve devleti kendisine muhtaç hale getirmek mi?
İşte bir de böyle bir mevzu var. Nasıl mı? Anlatayım.
Maden arama ruhsatları, sözüm ona maden arama yeterliliği bulunan üç beş şirkette toplanarak tekelleşme oluşturulmuştur.
Bazıları coğrafi tekel oluşturarak rakiplerinin o alana girmesini engeller. Ama maden çıkarmaz.
Bazıları ruhsatı rezerve eder ve satışa çıkararak kar etmeye çalışır. Yine maden çıkarmaz.
Mesela, hazırlanan bazı raporlara göre; Kaz Dağları’nın %79’u, Muğla’nın %59’u, Artvin’in ise %71’i farklı şirketlere maden ruhsatlıdır ama aslında bu şirketler aslında tek çatı altındadır. Kurulan onlarca alt ve paravan şirketlerle tekel oluşturulmuş, maden arama adı altında ruhsat mafyası oluşturmuşlardır. Cengiz, Limak, Kalyon, Kolin, İbrahim Çeçen, Eczacıbaşı, Koza gibi şirketlerin ticari iştirak bilgilerini sorgulayınca gerçek ortaya çıkmaktadır.
Bu hikayenin bir de borsacılık boyutu vardır…
Mesela, Kanada Borsası ile ilgilenenler iyi bilir. Binlerce küçük madencilik şirketi vardır. Aslında sahipleri üç beş kişi ve aynıdır. Küçük bir şirket büyük bir altın madeni buldu haberi ile borsada vurgun yaparlar. Aslında bulunan bir şey yoktur. Bu bir keriz avlama yöntemi klasiği olmuştur.
Türkiye’de yöneticiler bütün bunları bilmiyor mu? Elbette biliyorlar. Bildikleri içindir ki “yatırım programlarını iki yıl üst üste %50’nin altında tamamlayan ve sahada üretim yapmayan firmaların ruhsatlarının iptal edilmesi” kuralı getirilmiştir.
Bu yasa maddesinin varlığı bile, Türkiye’de binlerce ruhsatın aslında “üretim yapmak için değil, rantı elde tutmak için kapatıldığının” en net, resmi ve hukuki kanıtıdır.
O zaman bu vekiller niye halkı aptal yerine koyup böyle konuşuyorlar? Devletin ve milletin menfaatlerini savunmak yerine niye başka söylemlerle ortaya çıkıyorlar? Milletin, maden ihalesini eleştiren ve kontrol etmek isteyenlere niye aba altından sopa gösteriyorlar? Bu şahıslar kimin vekili?
Kaynak: Gündüz Demirhan

