Prof.Dr. Osman Çakmak Yazdı: Özbekistanlı Bacının Sözleri ve Türkiye Gerçeği
# 🚂 ÖZBEKİSTANLI BACININ SÖZLERİ VE TÜRKİYE GERÇEĞİ
Facebook akışında önümüze düşen video düştü.
Özbekistanlı bir hanımefendi, tarlada-traktörde ya da hastane koridorunda dönen o devasa dişlilerin arasından sesleniyor:
*”Türkiye’de iş çok ama Türk gençleri iş beğenmiyor, şükretmiyor.”* İlk bakışta ne kadar tanıdık, ne kadar “doğru” görünen bir ezber değil mi?
Kahvehane felsefesinin en sevdiği nakarat. Ancak meseleye derinlikle baktığımızda, o hanımefendinin aslında kapitalizmin ve zorunlu eğitimin Türkiye’de ürettiği yeni insan modelini hiç ama hiç anlayamadığını görüyoruz.
Gelin, bu meseleyi “iş beğenmeyen gençler” sığlığından çıkarıp, sistemin bizi nasıl bir yalanın içine hapsettiğini tane tane masaya yatıralım. 👇
### 💻 1. GÖÇMENİN YAZILIMI VS. YERLİNİN DONANIMI (Hayatta Kalma Modu)
Özbekistanlı kadının zihinsel işletim sistemi (yazılımı), **”saf hayatta kalma ve arbitraj”** üzerine kuruludur. Ne demek bu?
* **Döviz Arbitrajı:** Türkiye’de kazandığı ve bizim burada “yetmiyor” diye feryat ettiğimiz o asgari ücret ya da hasta bakıcı maaşı, kendi ülkesine gönderildiğinde çarpan etkisiyle devasa bir alım gücüne dönüşüyor. Yani onun donanımı (harcama yeri) Özbekistan’da, yazılımı (çalışma yeri) Türkiye’de.
* **Ontolojik Güvencesizlik:** Göçmen işçi için burası geçici bir istasyon. O, sistemin kendisine dayattığı tüketim çılgınlığına entegre olmak zorunda değil; onun varoluşsal amacı “küpünü doldurup dönmektir.” Bu yüzden alt temizlemeyi de, ağır işi de rasyonalize edebilir.
### 🎓 2. ZORUNLU EĞİTİMİN “BEYAZ YAKA” İLLÜZYONU VE FABRİKA AYARLARI
Gelelim bizim memleketin gençlerine… Türkiye’de son 20-30 yılda uygulanan **zorunlu eğitim sistemi**, toplumsal yapının genetiğiyle oynadı.
* Siz bir fabrikaya 12 yıl boyunca *”Sen değerlisin, sen okuyup büyük adam olacaksın, plazalarda oturacaksın”* diye yazılım yüklüyorsunuz. Bilgisayarı tamamen “Office programları çalıştıracak” şekilde formatlıyorsunuz. Sonra mezuniyet günü gelince o bilgisayara diyorsunuz ki: *”Hadi şimdi git, sanayide torna tesviye yap veya hastanede alt temizle.”* Donanım o yazılımı reddeder!
* **Mesleksizlik Sarmalı:** Zorunlu eğitim, köyleri boşaltıp herkesi “diplomalı işsiz” yaparken, eski esnaf-zanaatkar çıraklık kültürünü (ahilik zihniyetini) yok etti. Gençler meslek beğenmiyor değil; sistem onlara meslek edinme şansı vermedi, sadece statü illüzyonu sattı.
### 🛍️ 3. KAPİTALİST TÜKETİMCİLİK VE ONTOLOJİK BOŞLUK (İPhone Kusuru)
Mesele sadece maaşın miktarı değil, o maaşın gencin ruhunda açtığı **varoluşsal (ontolojik) yara**.
* Özbekistanlı kadının dünyasında başarı ölçütü “eve ekmek götürmek ve şükretmektir.” Modern Türk gencinin dünyası ise Instagram ve TikTok algoritması tarafından işgal edilmiştir. Sistem gence her gün şunu fısıldar: *”En iyi telefonu almalısın, en iyi kafede oturmalısın, lüks yaşamalısın.”*
* **Matematiksel İmkansızlık:** Bugün bir genç, asgari ücretle yemeden içmeden 5 yıl çalışsa bile bir ev veya araba alamayacağını biliyor. Yani **”Çalışma -> Ödül”** mekanizması kırılmıştır. Genç, sistemin kendisini sadece bir “köle” olarak konumlandırdığını görüyor. Kendini gerçekleştiremeyeceği, modern tüketim toplumunun standartlarına erişemeyeceği bir işte çalışmayı, kendi varoluşuna (ontolojisine) bir hakaret olarak algılıyor.
### 🏛️ 4. REİS’İN MAKiNiSTLiĞİ VE YANLIŞ RAYDAKİ GENÇLiK
Şimdi kahvehanedeki dayıların dilinden konuşalım: *”Yahu Reis dünya lideri, iş sahası açıyor, yollar yapıyor.”* Güzel de, **tren bozuk ve ray kırık** analojimiz burada da geçerli.
Ekonomi yönetimi ucuz iş gücüne dayalı, katma değersiz bir büyüme modeli (donanım) seçmiş. Ama toplumun eğitim seviyesini ve beklentilerini (yazılım) yukarılara çekmiş. Ortada devasa bir **uyumsuzluk** var. Gençler “tembellikten” değil, sistemin onlara sunduğu geleceksizlikten kaçıyorlar.
* **Gerçek:** Özbek bakıcının “şükür” dediği şey, asgari ücret baskısıyla yerli işçinin emeğini ucuzlatan, sömürüyü derinleştiren küresel kapitalist çarkın yağlanmasından başka bir şey değildir.
✨ **Sözün Özü:** Özbekistanlı hanımefendi kendi penceresinden haklı olabilir ama sosyolojik körlük yaşıyor. Türkiye’deki sorun “iş beğenmemek” değil; **zorunlu eğitimle beklentisi arşa çıkarılmış, kapitalist tüketim sistemiyle ruhu emilmiş ve enflasyonla emeği kuşa çevrilmiş** bir gençliğin sistemik protestosudur.
Toplumun yazılımını “tüketim” üzerine kurup, donanımını “ucuz amelelik” seviyesinde tutarsanız; o makine er ya da geç motor yakar! 🚨🚜 Tarımda çoban, sanayide çırak, hastanede bakıcı bulamıyorsanız; dönüp gençlere değil, o genci yetiştiren sisteme bakacaksınız.
Kaynak: Prof.Dr. Osman Çakmak

