Yahya Baştürk Yazdı: Toplum olarak gürültüyle değil, sessizce ölüyoruz.!

Toplum olarak gürültüyle değil, sessizce ölüyoruz.!

Ahlaki Çürümeden Medeniyetin Sonuna Giden Yolda; Duvarlar ayakta kalır, binalar durur, ama ruhlar boşalır. İnsanlar yürür, konuşur, tüketir; fakat artık ne haya kalır ne iffet, ne emanet ne takva! Tarih, bu gerçeği defalarca kanıtlamıştır: Roma’dan Osmanlı’nın son dönemlerine, günümüz Batı’sından birçok doğu toplumuna…

Toplum çöküşü, siyasi yozlaşmanın ötesinde, manevi bir iflastır. Bu makalede, o çöküşün acımasız anatomisini gözler önüne sereceğim.
Çöküşün İlk Belirtileri: Haya ve İffetin Ölümü
Toplum çöküşü, en çok ahlaki erozyonla başlar. Kur’an’da Âdem ve Havva kıssasında (A’raf, 7/27) şeytanın ilk tuzağı çıplaklık ve utanç duygusunu yok etmekti. Bugün aynı tuzak sosyal medya, pornografi endüstrisi ve “özgürlük” adı altında teşhir kültürüyle milyonları esir alıyor.!

Haya bitince iffet ölür. İffet ölünce aile dağılır. Aile dağılınca toplumun temeli çürür. Boşanma oranlarının rekor kırdığı, cinsel sapkınlıkların “çeşitlilik” diye normalleştirildiği, gençlerin ekran karşısında maneviyattan uzaklaştığı bir dünyada, çöküş çoktan başlamıştır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) “Haya imandandır” buyurmuştu. Haya gidince iman da sarsılır; geriye sadece şekil kalır.!

Siyasi ve Ekonomik Çürümenin Rolü

Siyasi çürüme, toplum çöküşünün hızlandırıcısıdır. Yolsuzluk, nepotizm, liyakatsizlik ve “ben ve benimkiler” zihniyeti kurumları ele geçirir. Halk, yöneticilerin emanete ihanet ettiğini gördükçe “herkes yapıyor” diye kendi ahlakını da gevşetir. Nisa Suresi 58’de “Emaneti ehline verin” emri boşuna inmemiştir. Bu emre uyulmadığında adalet ölür, güven biter, birlik dağılır.!

Ekonomik uçurumlar da cabasıdır. Zenginler lüks içinde debelenirken, yoksullar umutsuzluğa sürüklenir. Bu uçurum, isyanı, radikalizmi ve nihilizmi besler. Tarihte pek çok imparatorluk, elitlerin açgözlülüğü ve halkın yoksullaşması yüzünden çökmüştür.!

Kültürel ve Manevi Boyut: Takva Elbisesinin atılması!

A’raf Suresi 26’da Allah, fiziki giysinin yanı sıra takva elbisesinin en hayırlı örtü olduğunu bildirir. Günümüzde toplumlar bu manevi örtüyü çıkardı. Yerine bireyciliği, hedonizmi ve maddiyatı giydiler.!

Sonuç:
Ailelerin parçalanması!
Doğum oranlarının dramatik düşüşü! (medeniyetlerin en büyük intiharı budur)
Gençlerin anlam krizine sürüklenmesi!
Mahalle ve komşuluk ilişkilerinin yok olması!
“Ben”in “biz”i yutması!

Batı’da sekülerleşme ile başlayan bu süreç, artık küresel bir salgına dönüştü. Sosyal medya, insanları yalnızlaştırırken aynı anda sahte topluluklar vaat ediyor. Gerçek bağlar kopuyor, sanal beğenilerle yetiniliyor.!

Tarihten Dersler ve Günümüz Tehlikesi!

Roma, ahlaki yozlaşma, gladyatör eğlenceleri ve elitlerin sefahatiyle çöktü. Osmanlı’da “devlet içinde devlet” oluşumları, rüşvet ve iltimas, reformlara rağmen sonu getirdi. Bugün benzer belirtiler her yerde: Artan intihar oranları, uyuşturucu kullanımı, şiddet olayları, nesiller arası kopukluk…

Türkiye ve İslam dünyası da bu dalganın dışında değil. Eğer haya ve takva yeniden inşa edilmezse, maddi kalkınma ne kadar parlak olursa olsun, çöküşümüz kaçınılmazdır.!

Çöküşü Durdurmak Mümkün mü?

Evet, ama radikal bir uyanışla. Çözüm, dışardan değil içtendir:

1- Aileye dönüş: İffet ve sadakati yeniden temel yapmak.!
2- Eğitimde ahlak: Okullarda sadece bilgi değil, haya ve emanet bilinci öğretmek.!
3- Siyasette liyakat ve takva: Yöneticilerin “çoban” sorumluluğunu hatırlaması.!
4- Bireysel tövbe: Her fert, “Ben nerede duruyorum?” diye sormak. Nûr Suresi’nin gözleri haramdan sakınma emrine sarılmak.
Toplum, fertlerin toplamıdır. Fertler takva elbisesini giyerse, toplum da ayağa kalkar.

Sonuç: Uyarı ve Umut!

Toplum çöküşü, kıyametin küçük provasıdır. Duvarlar ayakta kalsa bile, eğer içindeki insanlar ruhen ölmüşse o toplum zaten bitmiştir. Ancak tarih aynı zamanda diriliş örnekleriyle doludur. Hz. Ömer’in adaleti, takva ile yönetilen bir toplumun nasıl yükselebileceğini gösterdi.

Şimdi tercih bizim: Ya şeytanın çıplaklık ve utançsızlığa çağıran fısıltısına uyarız, ya da Allah’ın “takva elbisesi daha hayırlıdır” çağrısına kulak veririz.!

Uyanış vakti daralıyor. Haya’yı, iffeti, takvayı ve adaleti yeniden toplumun merkezine yerleştiremezsek, çöküş sadece bir zaman meselesi olmayacak; zaten yaşamakta olduğumuz bir gerçek haline gelecek.
Kurtuluş, bireysel ve kolektif tövbededir. Gerisi, tarihin tozlu sayfalarında kalan acı bir hikâye olacaktır…

Selam ve dua ile….
Kaynak: Yahya Baştürk

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.