Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Çevrenin Fısıltıları, Mahallenin Dili
Çevrenin Fısıltıları, Mahallenin Dili
“Ziya Bey, bu kız böyle nereye kadar?”
“Ver şu üç harfli marketlerden birine. Üç beş ay çalışsın da insan görsün.”
“El âlemin kızları üniversite okuyor, çalışıyor, şehir şehir geziyor. Seninki kapı eşiğini aşamıyor.”
Mahallenin dili, değirmene düşen su gibidir; bir kere akmaya başladı mı önüne ne gelirse sürükler.
Her evin önünde bir akıl hocası, her kahvenin köşesinde bir çocuk terbiyecisi bulunur. Kendi evinin çatısı akarken, komşunun damına kiremit dizer bizim millet.
Bu sözler, Ziya Bey’in yüreğine kurt gibi düştü.
Ela‘yı gözünden bile sakınmıştı.
Yağmur yağsa şemsiyeyi önce kızına tutmuş, rüzgâr esse kendi üşümüş ama onu üşütmemişti.
Sokak çocukları düşe kalka büyürken Ela, babasının gölgesinde büyümüştü.
Ziya Bey buna merhamet diyordu.
Hâlbuki her merhamet, hikmetle buluşmayınca iyilik olmuyor.
Derken Ela o yıl üniversiteyi kazanamadı.
Odasına çekildi.
İnsan içine çıkmadı, sessizleşti.
Ziya Bey de mahallelinin sözüne kandı.
“Biraz insan içine çıksın.” diyerek mahalledeki marketlerden birine işe verdi.
İlk gün kızın elleri barkod cihazından çok titredi.
Kasaya gelen müşterinin yüzüne bakamadı.
Sesini duymak için insanın kulağını eğmesi gerekiyordu.
Yan kasadaki Derya zamanla ona arkadaş oldu.
Sonra markete bir tedarikçi gelmeye başladı.
Adam ne yüksek sesle konuşurdu ne de kabalık ederdi.
Ağır koliyi görünce,
“Ela sen kaldırma.” derdi.
Çıkarken Ela’ya,
“Kolay gelsin.” demeyi unutmazdı.
Derken Ela’ya bir gün küçük bir çikolata bıraktı.
Bir gün kahve.
Bir gün sadece bir tebessüm…
Market çalışanı Derya da durmadan tedarikçiyi övüyordu.
“Allah için çok efendi adam.”
“Evli barklı.”
“Kimse kötülüğünü görmedi.”
Ela’nın da aldanışı işte bu fısıltılarla başladı.
Adam acele etmedi.
Avcı, ürkek kuşa koşarak gitmez.
Ela’ya önce güven verdi.
Sonra ilgi gösterdi.
Sonra derdini anlatmaya başladı.
“Evde kimse beni anlamıyor.”
“Ama sen bambaşkasın.”
“Senin kalbin temiz.”
“Evde seni çok sıkıyorlar”
Ela, ilk defa biri tarafından fark edildiğini sandı.
Oysa bazı insanlar seni gördüğü için değil, senden alacağı için yaklaşırdı.
İşte böyle böyle aylar geçti.
Ela bir akşam eve dönmedi O evli tedarikçiyle gitti.
Ziya Bey kızının odasına girdi.
Kitapları yerindeydi.
Çocukluğundan kalan ayıcık yerindeydi.
Masanın üzerindeki ajandayı açtı.
Her sayfada aynı emek vardı.
Servis saatleri…
Doktor randevuları…
Kurs kayıtları…
Sayfaların arasından görünmeyen tek cümle yükseliyordu:
“Korudum.”
Bir sayfa daha…
“Korudum.”
Bir sayfa daha…
“Yine korudum.”
Fakat şu yazmıyordu:
“Hayatı öğrettim.”
O gece Ziya Bey anladı ki evlat, ömür boyu avuç içinde tutulacak bir kuş değildir.
Kanadı güçlenmeden salınırsa rüzgâra yenilir.
Hiç salınmazsa ilk açılan kafesi gökyüzü sanır.
Çocukları sadece kötülükten sakınmak yetmez.
İyiyi kötüyü ayıracak feraseti, aldanınca dönecek iradeyi ve insanı insan yapan hikmeti de vermek gerekir.
Çünkü fanus camdandır.
Hayat ise taştan.
Camın taşa üstün geldiği, bu dünyada henüz görülmemiştir.
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş
- Gündüz Demirhan Yazdı: Hiç evlenmemiş ve çocuğu olmayan bir faşo ağa açıklama yapmış… - Ağustos 4, 2026
- Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: ÇevreninFısıltıları, Mahallenin Dili - Ağustos 3, 2026
- Kadir Coşkun Yazdı: Gönüllü Gençler! Bu Aktivite Sonuç Verir! - Ağustos 3, 2026

