Lâ Edrî Yazdı: Eşe/Kocaya İtaat!

EŞE/KOCAYA İTAAT!
.
Muhafazakâr çevrelerde sıkça dile getirilen bir söylemdir bu. Hatta birçok kişi bunun İslam’ın açık bir emri olduğunu zanneder. Oysa bu anlayışın kaynağı büyük ölçüde geleneksel ve ataerkil yorumlardır. Kur’anda böyle bir emir yoktur.
.
Ne var ki son günlerde Özlem Hanım’ın yaptığı paylaşım bu söylemi yeniden gündeme taşıdı. Anlattıkları kendi kişisel tecrübesidir; buna elbette saygı duyulur. Ancak kişisel bir deneyim, dinî bir hükmün delili olamaz.
.
Asıl problem, bu tecrübenin “eşe itaat bereket getirir” şeklinde genelleştirilmesidir. Çünkü Kur’an’da kadına “kocana itaat et” diye mutlak bir emir yoktur. Aynı şekilde erkeğe de “karına itaat et” denilmez. Kur’an’ın ortaya koyduğu model, tek taraflı itaat değil; karşılıklı velayet, istişare, adalet, sevgi ve merhamettir. Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; birbirlerini koruyan, destekleyen, uyaran ve iyiliğe yönlendiren hayat ortaklarıdır. (Tevbe 9/71) Eşler arasındaki ilişkinin temeli de sevgi, merhamet ve sekinet/huzurdur (Rûm 30/21)
.
Elbette evlilik fedakârlık gerektirir. Bazen kadın eşinin isteğini önceleyebilir, bazen de erkek eşinin arzusunu kendi tercihine üstün tutabilir. Sağlıklı bir evlilik zaten karşılıklı anlayış ve fedakârlıkla yürür. Fakat bunun adı “kadının kocasına itaati” değildir; karşılıklı nezaket, empati ve uyumdur.
.
Her fikir ayrılığında aynı kişinin sürekli geri adım atması ise ne adildir ne de sağlıklıdır. Kadının da erkeğin de farklı düşünebilme, görüşünü ifade edebilme ve gerektiğinde “hayır” diyebilme hakkı vardır. Kur’an’ın emrettiği “maruf üzere geçinme” ilkesi de bunu gerektirir. (Nisâ 4/19) Eş olmak, ast-üst ilişkisi kurmak değil; iki yetişkin insanın eşit onur ve sorumluluk temelinde hayat arkadaşlığı yapmasıdır.
.
Bazıları bu noktada Nisâ Suresi’nin 34. ayetindeki “kavvâm” (قَوَّام) kavramını delil gösterir. Oysa kavvâm olmak; mutlak otorite sahibi olmak, sorgulanamaz bir üstünlük elde etmek veya eşinden koşulsuz itaat isteme hakkı kazanmak değildir. Bu kelime ayakta tutan, gözeten, koruyan ve sorumluluk üstlenen (kayyım) kimse anlamlarını içerir. Nitekim ayetin gerekçesi de erkeğin ailenin ekonomik sorumluluğunu üstlenmesiyle açıklanmaktadır: “…mallarından harcama yapmaları sebebiyle…”(Nisâ 4/34). Burada bir üstünlük ilanından çok, bir görev ve sorumluluk tanımı vardır. Dolayısıyla bu bağlam/gerekçe zamana ve koşula göre değişebilir de; nitekim günümüzde ekonomik sorumluluğu paylaşan hatta daha çok kadına ait olan çiftler var; bu çiftlerde kayyım/kavvam kim?

Dolayısıyla kavvâmlık, tahakküm kurma yetkisi değil; sorumluluk yüklenme bilincidir. Bu anlayış, Kur’an’ın mümin kadın ve erkekleri “birbirlerinin velileri” olarak tanımlamasıyla da çelişmez. Bilakis birbirini tamamlar. Dahası bu konudaki diğer ayetler bu ayet ışığında anlaşılmalıdır. Velayet karşılıklıdır; sorumluluk karşılıklıdır; saygı da karşılıklıdır. (Tevbe 9/71)

Ayrıca mutlak itaat, sanılanın aksine güçlü bir evlilik de üretmez. Çünkü sürekli itaat eden kişi zamanla bağımsız kişiliğini ortaya koyamaz; diğer taraf da onu kendisiyle denk bir hayat arkadaşı olarak görmekte zorlanabilir. Bu zamanla evlilik ilişkisini ve hatta cinsel yaşamı olumsuz etkileyebilir. Ki bu da evliliği bozar; cinsel yaşamdaki SORUNLAR evlilik ilişkisini bozarken, bozulan evlilik ilişkisi de cinsel yaşamı bozar, olumsuz bir kısır döngü ortaya çıkar. Gerçek saygı, kişiliğini koruyan, gerektiğinde farklı düşünebilen ama bunu sevgi ve nezaket içinde ifade edebilen eşler arasında gelişir.

Bereket; tek taraflı itaate değil, karşılıklı adalete, iyi niyete, ölçülülüğe ve Allah’ın koyduğu ahlaki ilkelere bağlıdır. Evlilikleri yıpratan şey çoğu zaman eşlerin birbirlerinden gereksiz beklentiler içinde olmaları, lüksü, gösterişi, israfı ve romantizmi fetiş hâline getirmeleridir. Tabi ki alkol, kumar ve aldatma gibi eylemler/günahlar yani Allaha itaatsizlikler de rol oynar. Kur’an’ın önerdiği evlilik modeli tahakküm değil; velayet, istişare ve ortaklıktır.
.
Bir de “itaat”, “tav’an” yani gönüllü olarak, isteyerek, içtenlikle yapılan boyun eğmedir. Müminler Allah ve Resul’ünün çağrısına karşı “işittik ve itaat ettik” derler(Nur, 24/21); yani işittik ve gönül rızasıyla boyun eğdik; zorla, ikrahla, istemeyerek değil. Dinde ikrah/baskı yoktur(2/256), olamaz. Zorla yaptırılan, baskıyla kabul ettirilen veya korkuyla sağlanan bir boyun eğme itaat değildir. İtaat, kişinin kendi iradesiyle, gönlü razı (tav) olarak bir davranışı benimsemesidir.

Bu nedenle gerçek itaat ancak sevgi, güven ve saygının bulunduğu bir ortamda ortaya çıkar. Bir eş, diğerinin gönlünü kazanmışsa; onun sevgisini, güvenini ve takdirini elde etmişse, yani onu “tavlamışsa”, birçok konuda zaten kendiliğinden bir uyum oluşur. Gönüllü uyumun olduğu yerde sevgi güçlenir; zorlamanın olduğu yerde ise yalnızca korku ve kırgınlık büyür.

Zorla, baskıyla veya ikrahla boyun eğen bir kadın itaat etmiş olmaz, buna itaat denmez, denemez. Hiçbir erkek de baskıyla bir itaat elde edemez. Zorla sağlanan şey itaat değil; boyun eğdirme, korku ve mecburiyettir (hatta esaret).

Allah’ın istediği aile düzeni, esaret üzere değil, adalet, merhamet ve velayet üzeredir; mutlu evlilikler korku üzerine değil; sevgi, merhamet, adalet, istişare ve karşılıklı rıza üzerine kuruludur. (Rûm 30/21)

Özetle; Kur’an’ın emrettiği şey, kadının kocasına veya erkeğin karısına itaati değil; her ikisinin de Allah’a itaat ederek birbirlerine adaletle, merhametle ve maruf üzere davranmalarıdır. (Tevbe 9/71; Rûm 30/21; Nisâ 4/19)
.
Not: Kur’an‘da kocaya karşı mutlak itaat emrinin bulunmaması isyan emrinin veya tavsiyesinin bulunduğu anlamına gelmez, bu yazıda da böyle bir şey söylenmiyor, cümleler ve atıf yapılan ayetler iyi incelenmeli.
*Nisa 34’teki kavvam, nüşuz, itaat ve darp ile ilgili detaylar hakkında linkini yorumda verdiğim yazıma bakılabilir.
.
Ayrıca Nisa 34’teki “es-Sâlihâtu kânitâtun” ifadesi, Murat Sülün hocanın da aşağıda yazdığı üzere; “Kânitât “SALİHA kadının ilk özelliği” olarak verilmiş; kunût gönüllü itaat demek ama bu ALLAH’a yönelik… Kocaya yönelik olarak ise, ancak “uysal munis” anlamıyla karşılanabilir. Genel ilke: YARATICIYA karşı gelmek söz konusu oluyorsa orada hiçbir MAHLUKA itaat edilmez.”

Kaynak: Lâ Edrî

 

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.