Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Ölümü Çok Hatırlayanın Ömrü Uzun Olur
Ölümü Çok Hatırlayanın Ömrü Uzun Olur
Ölümü Çok Hatırlayanın Ömrü Uzun Olur.
Bizim mahallenin Kazancı Hayri Efendi’si vardı. Dükkânın kapısına daha otuzundayken pirinç plaka üzerine kendi adını ve doğum tarihini yazdırmıştı:
“Kazancı Hayri Efendi (1938 – ……)”
Noktalı yeri boş bırakmıştı. Gelen geçen bakar, “Hayri Bey, yine ölümün reklamını yapıyorsun, iştahımızı kaçırma” diye takılırdı.
Hayri Efendi ise dükkânın çırağına çay söyler, tabağa çayı koyarken tebessüm ederdi:
“Evlat, ölümün kokusu burnunda olan adamın çayı taze, sohbeti tatlı olur. Ölümü unutanın ise hırsı taze, ömrü acı olur.”
Mahallenin bir de Rıza Bey’i vardı ki, Hayri Efendi’nin tam zıddı. Bitişikteki manifaturacı. Adam dünyayı üzerine tapulamak niyetindeydi. Kumaş topunun iki santimi için müşterisiyle saatlerce kavga eder, dükkânın kirasına zam yapacak diye ev sahibine beddualar yağdırır, akşamları eve tansiyon haplarıyla dönerdi. Hayri Efendi ne kadar mütebessimse, Rıza Bey o kadar sirke satardı.
Bir gün Rıza Bey, Hayri Efendi’nin dükkânına hışımla girdi.
“Ulan Hayri!” dedi, “Günde elli kere ‘Öleceğiz, öleceğiz’ deyip duruyorsun. Sen böyle yaşadıkça benim de ömrümden ömür gidiyor! İnsan bu kadar ölümü anıp da nasıl bu kadar geniş, bu kadar neşeli olabilir?
Hayri Efendi elindeki çekiçi yavaşça örsün üstüne bıraktı. Pirinç plakayı gösterdi:
“Bak Rıza Efendi… Ben her sabah dükkânı açarken o boş tarih noktalarına bakarım. Kendi kendime derim ki: ‘Hayri, bugün o noktaları dolduracağın gün olabilir. O yüzden iki metre kumaş için insan kırmaya değmez. Müşteriye hile yapıp üç kuruş fazla kazanmaya değmez. Şu yan komşun Rıza’nın bağırıp çağırmasına sinirlenmeye hiç değmez.’ Ben ölümü düşündükçe yüküm hafifler Rıza. Yükü hafif olan adam da çabuk kocamaz.”
Rıza Bey bıyık büküp çıktı gitti dükkândan. “Deli işte!” dedi kendi kendine.
Gel zaman git zaman, yıllar aktı geçti.
Rıza Bey daha 50’sine varmadan, “O kumaş niye eksik geldi, bu çek niye karşılıksız çıktı, tarlanın sınırı nereden geçiyordu” diye gece gündüz kuruntu yapmaktan, kalbini ve mideciğini helak etti. Doktora gitti, doktor “Stres, hırs, evham… Kalbiniz yorulmuş Rıza Bey” dedi. Nitekim Rıza Bey, henüz dünyadan muradını alamadan, o çok biriktirdiği malları kimseyle paylaşamadan göçüp gitti.
Bizim Kazancı Hayri Efendi mi?
Adam o tabeladaki boş noktaları tam 88 yaşında doldurdu! Ölümüne bir gün kala bile dükkânın önünde mahalleliye fıkra anlatıyor, demli çayından yudumluyordu. Cenazesinde bütün mahalle ağladı ama kimse “Yazık oldu, doymadı hayata” diyemedi. Çünkü Hayri Efendi 88 yılına, hırsla yaşayanların beş yüz yılda yaşayamayacağı kadar lezzet, huzur ve insan biriktirmişti.
İşte dedelerin “Ölümü çok ananın ömrü uzun olur” dedikleri hikaye tam da bu olsa gerekti.
Ölümü hatırlamak, eceli erteletmek için değil; ecel gelene kadar geçen süreyi “dünya telaşı” denen o aptalca öğütücüye kaptırmamak içindi. Hayri Efendi toprağın altını hiç unutmadığı için toprağın üstünde kuş gibi hafif yaşamıştı. Rıza Bey ise hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığı için, aslında daha ölmeden evvel kendi diri bedenini günden güne mezara sokmuştu.
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş
- Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Ölümü Çok Hatırlayanın Ömrü Uzun Olur - Ağustos 23, 2026
- Cem Murat Yazdı: Batı’nın Öjenik Mirası ve Otomasyon Kıskacında Gelecek: Birikim Paradoksu, Dijital Tüketim ve “Yük” İlan Edilen İnsan - Ağustos 22, 2026
- Basından Seçmeler/İbrahim Karagül Yazdı: Peki Bu “İkinci Adım” İsrail İçin, Yunanistan İçin Ne Anlama Gelir? - Ağustos 22, 2026

