Cem Murat Yazdı: Batı’nın Öjenik Mirası ve Otomasyon Kıskacında Gelecek: Birikim Paradoksu, Dijital Tüketim ve “Yük” İlan Edilen İnsan

Batı’nın Öjenik Mirası ve Otomasyon Kıskacında Gelecek: Birikim Paradoksu, Dijital Tüketim ve “Yük” İlan Edilen İnsan

Günümüz dünyası, sanayi devriminden bu yana görülmemiş büyüklükte bir ekonomik, teknolojik ve varoluşsal kırılmanın ortasından geçiyor. Bir yanda insan emeğini otomasyon çarkları arasında eriten dijitalleşme hamleleri; diğer yanda bu devasa üretim kapasitesinin yarattığı yeni ekonomik ve ahlaki ikilemler… Insanoğlu sağladığı konfor ve niceliksel büyümenin peşinde koşarken, Batı uygarlığının tarihsel kodlarında yatan pragmatist ve öjenik zihniyetin modern tezahürleriyle yeniden yüzleşmek zorunda kalıyor.

Üretim süreçlerinin insansızlaştırıldığı, yaşlı, hasta, engelli veya yoksul bireylerin sisteme birer “maliyet girdisi” olarak görüldüğü bu çağda; ekonomiden etiğe, toplumun geleceğinden insan onuruna uzanan kapsamlı bir sistem sorgulaması kaçınılmaz hale gelmiştir.

I. Yoksulluğun ve Yaşlılığın İnfazı: Batı’nın Öjenik Refleksi ve “Sosyal Ötanazi”

Batı medeniyetinin tarihsel olarak sakatları, zayıfları ve verimsiz kabul edilenleri ayıklama fikrine dayanan öjenik mantığı, bugün modern tıp ve hukuk kılıfları altında yeniden sahnelenmektedir.

1. Kanada’da Yoksullara “Devlet Destekli Ölüm”

Kanada’da 2021 yılında uygulamaya konulan ve ağır, tedavi edilemez tıbbi duruma sahip bireyler için tasarlanan Tıbbi Destekli Ölüm (MAID) veya kamuoyundaki adıyla “İntihar Servisi”, faydacı sistemin geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Sistem, sosyal devletin çözmesi gereken yoksulluk, barınma ve sağlık krizlerini; bireyi sistemden eleyerek “çözme” eğilimindedir.

Ülkede gerçekleştirilen kamuoyu araştırmaları (Research Co. anketi) toplumun vicdan haritasındaki yıpranmayı açıkça göstermektedir:

• Ankete katılanların %28’i evsizlerin, %27’si ise fakirlerin tıbbi destekli ölümle hayatına son vermesini desteklemektedir.

• Katılanların %51’i pahalı tedavilere erişim imkânı bulunmayanların intihar etmesi gerektiğini savunmaktadır.

• Toplumun %50’si engelli bireylerin, %43’ü ise akıl hastalarının öldürülmesi gerektiğini beyan etmektedir.

2. Pandemi Gerçeği ve Almanya Örneği: “Hasta, Yaşlı ve Fakirsen Öl!”

Bu öjenik zihniyetin en çıplak hali COVID-19 pandemisinde görüldü. Sağlık sistemlerinin tıkandığı, yoğun bakım yataklarının yetersiz kaldığı anlarda Batı’nın seçmeci kararları doğrudan yaşa ve ekonomik üretime katkıya göre alındı: “Hasta, fakir veya yaşlıysan öl!”

Özellikle Almanya’daki huzurevlerinde ve bakım merkezlerinde pandemiden çok önce başlayan ve kriz döneminde resmen baskı unsuruna dönüşen DNR (Do Not Resuscitate – Yeniden Canlandırma Yapmayın) belgeleri ve ötanazi rıza senetleri bu durumun somut bir örneğidir. Yaşlı ve kronik hastaların önüne koyulan, solunum cihazına bağlanmama veya müdahale edilmeme taahhütleri; bakımevi maliyetlerini ve sağlık sisteminin yükünü hafifletmeyi hedefleyen örtülü bir öjenik ayıklamaya dönüşmüştür.

II. Biriktirme Paradoksu ve Tüketim Cenderesi

İnsanın ekonomik sistem içindeki kırılganlığı yalnızca yaşam hakkının sınırlarında değil, gündelik finansal tercihlerinde de kendini hissettirir. Bireysel düzeyde son derece rasyonel, ihtiyatlı ve güvence sağlayıcı görünen “birikim yapmak” eylemi, makroekonomik ölçekte kitleselleştiğinde yıkıcı bir krize dönüşebilir.

İnsanların topluca mal ve para biriktirme sevdası, birilerine bir yerlerde işini kaybettirir.

III. Robotlar Araba Alamaz: Otomasyon ve Nakitsiz Toplum İllüzyonu

Geleneksel sanayi kapitalizminde Henry Ford ile sendika lideri Walter Reuther arasındaki meşhur diyalog, üretimin insan unsuruna olan bağımlılığını özetlerdi: Ford fabrikadaki robotları gösterip “Bunlardan nasıl sendika aidatı toplayacaksın?” diye sorduğunda, Reuther “Peki onlara arabaları nasıl satacaksın?” cevabını vermişti.

Ancak günümüzde özellikle E.Musk tarafından geleceğin tasarımı olarak sunulan Nakitsiz Toplum ve otonom yapılar, bu klasik denklemi ve “robotlar araba satın alamaz, öyleyse insanın yerine geçemezler” argümanını geçersiz kılabilir.

• İnsan iş gücü otomasyonla tamamen devre dışı bırakıldığında, sistemin çökmesini önlemek adına Evrensel Temel Gelir (UBI) adı altında dijital kuponlar dağıtılması planlanmaktadır. Ancak bu para bir birikim veya sermaye aracı değil; belirli son kullanma tarihleri olan, sınırlı ve kontrol edilebilir bir “tüketim jetonudur”. İnsan, üretici niteliğini kaybedip sırf algoritmik çarklar dönsün diye var edilen edilgen bir tüketim aracısına dönüştürülür.

• Nakitsiz ve akıllı sözleşmelere dayalı yeni ekosistemde, yazılımlar ve otonom sistemler kendi dijital cüzdanlarına sahip olabilmektedir. Bir robot başka bir robota veri satabilir, elektrik veya bakım hizmeti alabilir. İnsani bir duyguyla showroom’dan araba almasalar da, kendi aralarında insanı tamamen dışarıda bırakan mikro-ekonomik bir döngü kurabilirler.

İnsanın yerini robotların alması, makinelerin kişisel arzularla alışveriş yapmasıyla değil; üretimin de, paranın akışının da insanın iradesinden ve emeğinden tamamen bağımsızlaşmasıyla gerçekleşmektedir.

IV. Bolluk ve Vicdan Sınavı: Norveç İkilemi ve İsviçre Refah Refleksi

Tüm bu otomasyon, insansızlaştırma ve öjenik tehditlerin karşısında; insani değerleri, emeğin onurunu ve kolektif vicdanı merkeze koyan alternatif toplumsal modeller de mevcuttur. Kuzey ve Orta Avrupa’da beliren iki farklı yaklaşım, insanın sadece “para karşılığı çalışan bencil bir varlık” (Homo Economicus) olmadığını kanıtlar niteliktedir.

1. Norveç Gizemi: Doğal Kaynak Senyorajı ve Gelecek Nesil Ahlakı

Norveç, Kuzey Denizi petrolünden elde ettiği devasa serveti (Doğal Kaynak Senyorajı) iç piyasaya sürüp enflasyonist bir tüketim çılgınlığı oluşturmak yerine, Küresel Gelecek Fonu aracılığıyla dünya genelinde 9.000’den fazla şirkete yatırmıştır.

• Norveç, elde edilen devasa kaynağı bugün fütursuzca tüketmek yerine, küresel üretkenliğe yatırarak gelecek nesillere aktarmayı bir toplumsal ahlak haline getirmiştir.

• Bugün bir Norveç vatandaşı fiziken aç kalmamak için çalışmak zorunda değildir. Buna rağmen halk üretime, sanata ve kamusal hizmete aktif olarak katılır. Burada çalışmak bir rızık baskısı değil; toplumsal bir ödev ve nitelikli bir varoluş çabasıdır. Çalışmayan ayıplanır, her meslek kutsaldır. Toplumsal dayanışma tüm ekonomik teorilerin üzerindedir.

2. İsviçre Referandumu: “Karşılıksız Harçlığı” Reddeden Halk Vicdanı

2016 yılında İsviçre’de yapılan tarihi referandumda halka şu soru soruldu: Çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın her vatandaşa koşulsuz olarak aylık 2.500 İsviçre Frangı Evrensel Temel Gelir (UBI) ödensin mi?

Piyasa uzmanlarının kesin gözüyle baktığı teklif, sandıklar açıldığında %76,9 “HAYIR” oyuyla reddedildi. İsviçre insanı, devletin dağıtacağı bu karşılıksız parayı bir refah lütfu olarak değil; emeğin onurunu zedeleyen, insanı edilgen bir tüketim nesnesine dönüştüren bir uydulaştırma mekanizması olarak gördü. Halk, kendi emeğiyle değer üretmenin fıtri bir insan hakkı olduğunu beyan ederek, pasifize edilmiş bir kitle olmayı reddetti.

Sonuç: Çok Kazananın Değil, Birlikte Yaşayanın Ayakta Kalması

Geleceğin dünyası hayati bir yol ayrımındadır. Bir tarafta insanı maliyet tablosunda bir yük olarak gören, yoksulu, yaşlıyı ve hastayı öjenik mantıkla elenmesi gereken birer maliyet sayan teknokratik yaklaşım; diğer tarafta emeğin onurunu, toplumsal birikimin hakça paylaşımını ve zayıf olanı korumayı savunan kolektif vicdan durmaktadır.

Geleceği şekillendirecek temel unsur; teknolojinin ve sermayenin insanı ayıklamak ve pasifize etmek için mi, yoksa insanın toplum içindeki onurunu ve yaşama hakkını korumak için mi kullanılacağıdır. Zira tarih kuralını koymuştur: Gelişmiş toplumlar yalnızca güçlüleri ve üretkenleri ayakta tutanların değil; zayıfına, yaşlısına ve emeğine sahip çıkanların omuzlarında yükselir.

Kaynak: Cem Murat

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.