Cem Murat Yazdı: Kadın Başına 150 Reichsmark..!

Kadın Başına 150 Reichsmark
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’nın dev kimya ve ilaç konsorsiyumu I.G. Farben ile Auschwitz kamp yönetimi arasındaki arşiv belgelerinde saklıdır. Bu belgeler, Batı rasyonalizminin ve kapitalizminin, ahlaktan koparıldığında insanı nasıl sıradan bir imalat kalemine dönüştürdüğünün de vesikasıdır.

Kadın Başına 150 Reichsmark

Bir ilaç firması düşünün. Yeni bir anestezi maddesini test etmek istiyor. Kamp yönetimiyle pazarlığa oturuyor. Kadın başına 200 Reichsmark isteniyor; sıkı pazarlıklarla fiyat 150 Reichsmark’a indiriliyor. Ve soğuk, bürokratik bir dille yazılan ilk mektup gönderiliyor:

“150 kadının onaylanan anlaşması elimize ulaştı. Sağlık durumu olabildiğince iyi olan 150 kadını bizim için hazırlayın.”

Deneyler başlıyor. Kimyasallar veriliyor, insan bedeni bir laboratuvar faresinden farksız muamele görüyor. İkinci mektupta, “Zayıflamış durumlarına rağmen tatmin edici bulundular” ifadesi düşülüyor. Ve nihayet, modern bilimin, sermayenin ve hırsın ulaştığı o tüyler ürpertici son mektup kaleme alınıyor:

“Deneyler gerçekleştirildi. Deneklerin tümü öldü. Aynı fiyattan aynı sayıda yeni bir grup kadının tarafımıza gönderilmesi hususunda gereğini rica ederiz…”

Bu ifadeler bir kurgu değil; bugün Nürnberg, ABD Ulusal Arşivleri (NARA) ve Auschwitz-Birkenau Müzesi kayıtlarında orijinalleri korunan tutanaklardır. Deneyleri yapanlar uzaydan gelmedi. O dönemin “en ileri” tıp fakültelerinden mezun olan, dünyanın en büyük kimya devlerinde görev yapan “modern” Batılı mühendisler ve doktorlardı.

Irk Islahı (Öjenik) ve Kadın Bedeninin Araçsallaştırılması

Bu cinayetler münferit bir cinnet anı da değildir. Batı akademisinde 19. yüzyılın sonlarında yükselen ve 20. yüzyılın ortalarına kadar fırtına gibi esen Öjenik (ırk ıslahı) akımı, bilimin ahlaktan yoksun bırakıldığında ne kadar tehlikeli olabileceğinin kanıtıdır.

Sözde “ırkın saf tutulması ve biyolojik kalitenin artırılması” gerekçesiyle yürütülen bu teorik çalışmaların hedefinde ağırlıklı olarak kadınlar yer almıştır:

• Zorunlu Kısırlaştırmalar: Yalnızca Nazi Almanyası’nda değil; ABD’den İsveç’e, İsviçre’den Kanada’ya kadar pek çok Batı ülkesinde onlarca yıl boyunca “suça yatkın”, “akıl hastası”, “yoksul” ya da “sosyal uyumsuz” ilan edilen yüz binlerce kadın, devlet eliyle ve yargı kararlarıyla zorla kısırlaştırılmıştır.

• Biyolojik Nesne Olarak Kadın: Kadın; kendi iradesi, ruhu ve hakları olan bir birey değil, yalnızca “toplumun ırksal hijyenini sağlayan ya da bozan bir kuluçka nesnesi” derekesine indirilmiştir.

“Çirkinlik Yasaları” ve İzolasyon

Tüm bunlarla eş zamanlı olarak, Batı’nın estetik ve toplumsal mükemmellik illüzyonu sadece ırk temelinde değil, görünüş temelinde de ağır bir toplum mühendisliğini devreye sokmuştur.

19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın son çeyreğine kadar ABD’nin San Francisco, Chicago, Omaha gibi pek çok büyük şehrinde uygulanan ve tarihe “Ugly Laws” (Çirkinlik Yasaları) olarak geçen mevzuatlar bunun en somut örneğidir.

Bu yasalara göre; sakat, engelli, yaralı, yüzü veya bedeni deforme olmuş ya da “toplumun estetik zevkini bozacak kadar çirkin” bulunan bireylerin sokağa çıkması, kamusal alanda görünmesi ve insan içine karışması yasaklanmıştır.

Sokakta görülen bu insanlar polis zoruyla toplanarak bakımevlerine, akıl hastanelerine ya da tecrit kamplarına kapatılmıştır. Zihniyet nettir: Düzenli, zengin ve kusursuz görünmek zorunda olan vitrinin arkasındaki “kusurları” tecrit et ve yok say.

İnsanlık retoriklerinin ardına saklanan bu sistemik duyarsızlık, sadece geçmişin tıp deneyleri ve tecrit yasalarıyla sınırlı değildir:

• 19. yüzyılın sonlarına kadar İngiltere’de alt ve orta sınıflarda, boşanma masraflarını karşılayamayan erkeklerin karılarını boyunlarına ip bağlayarak halk pazarlarında açık artırmayla satması tarihsel bir vakadır. Kadının bir mülk olarak görüldüğü bu gelenek, “hukukun üstünlüğü” söylemlerinin yanı başında yıllarca yürürlükte kalmıştır.

• İsveç gibi bugün “toplumsal cinsiyet eşitliğinin zirvesi” olarak gösterilen ülkelerde dahi, rızaya dayanmayan cinsel ilişkinin suç sayılması ve tecavüz tanımının kadını koruyacak şekilde hukuken kapsayıcı hale getirilmesi son derece yakın tarihlere dayanmaktadır.

Doğu’da Kurulan Sömürge Pazarı

Batı’nın “özgürleştirici” ve “medenileştirici” vizyonunun Asya’daki karşılığı da farklı olmamıştır. II. Dünya Savaşı sırasında Japon İmparatorluk Ordusu; Kore, Çin, Filipinler ve işgal ettiği diğer Asya ülkelerinden yaklaşık 200.000 kadını ve genç kızı (ağırlıklı olarak Koreli) kaçırarak zorla “genelev” adı verilen askeri tesislere kapatmış, günde onlarca askerin tecavüzüne uğramalarına göz yummuş ve kaçmaya çalışanları ağır işkencelerle katletmiştir.

Savaş sonrasında ve Kore Savaşı sürecinde ise bu kez Amerikan askerlerinin “ihtiyaçlarını karşılamak” bahanesiyle benzer bir sömürü çarkı kurulmuştur. Evlilik veya iş vaadiyle uçaklara bindirilip ABD’ye götürülen binlerce Asyalı kadın; dillerini, haklarını ve yollarını bilmedikleri bu topraklarda pasaportlarına el konularak evlerde ve yasa dışı ağlarda birer köle gibi çalıştırılmıştır.

Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa topraklarına sığınan mülteci dalgası içinde, kayıtlara geçtikten hemen sonra izi sürülemeyen, nerede oldukları tespit edilemeyen on binlerce kadın ve çocuk bulunmaktadır. Bu insanların organ mafyasının mı, insan tacirlerinin mi yoksa fuhuş çetelerinin mi eline düştüğü konusunda Avrupa bürokrasisi derin bir sessizliğe ve eylemsizliğe bürünmüştür.

Velhasılı kelam: Güç ahlakla, bilim vicdanla dengelenmedikçe kimse medeniyetten söz edemez.

***İlk resim öldürülen insanların gözlükleri. O gün gözlük takma oranı yüzde kaçtı bilmiyorum. Yüzbinlerce kişi olduğu aşikar
Kaynak: Cem Murat

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

One thought on “Cem Murat Yazdı: Kadın Başına 150 Reichsmark..!

  • Ağustos 28, 2026 tarihinde, saat 02:22
    Permalink

    Radyum KIzları’nı da unutmamak lazım

    1920’lerde ABD’deki saat fabrikalarında çalışan kadınlara, karanlıkta parlayan saat kadranlarını boyarken fırçaları dudaklarıyla sivriltmeleri söylendi. Şirket yöneticileri radyasyonun öldürücü olduğunu bildiği halde kâr uğruna bunu sakladı ve yüzlerce kadının çene kemikleri çürüyerek ölmesine göz yumdu. ‘Radyum Kızları’ vakası da tıpkı Teflon skandalı ve 150 kadın deneyi gibi Batı kapitalizminin insanı bir ‘üretim girdisi’ olarak gören o soğuk zihniyetinin en açık delillerindendir.
    Cem Murat

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.