Ali Süzen Yazdı: Hâfız-ı Kur’an’a ‘Mikrop’ Demek, Lafzatu’llah(Kur’an-Kerim)’e Yapılmış Bir Hakarettir, Hadsizliktir!

Hâfız-ı Kur’an’a ‘Mikrop’ Demek, Lafzatullah’a (Kur’an-ı Kerim) Yapılmış Bir Hakarettir, Hadsizliktir!

Hâfız-ı Kur’an’a ‘Mikrop’ Demek, Lafzatullah’a (Kur’an-ı Kerim) Yapılmış Bir Hakarettir, Hadsizliktir!

Hâfız, hafeza kökünden gelen Arapça bir kelime olup ‘muhafaza eden, koruyan’ demektir.

Ülkemizde ‘hâfız’ deyince, Allah’ın yüce kelâmı Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiş, hafızasında koruyan, muhafaza eden kimse anlaşılır.

Yani hâfız: Canlı, yaşayan, yürüyen Kur’an demektir.

İşte o yüzden ecdat, hâfızı ayakta karşılarmış; hafızasındaki Kur’an’a hürmeten…

Bir hâfız, ezberindeki Allah kelâmı ile amel eder, dünyevi ve uhrevi hayatını bu buyruklar çerçevesinde şekillendirirse aile fertlerinden ve sevdiklerinden 70 (yetmiş) —evet, yanlış okumadınız, yazıyla yetmiş— kişiye şefaat etme hakkına sahiptir.

Der ki: “Yâ Rabbi, hafızamdaki mübarek kelâmının (sözünün) hürmetine, şu şu kişileri bağışlayıver!”

O mahşer gününü düşünün: Güneş bütün yakıcılığıyla dünyaya en yakın noktadadır ve bir emir gelmiştir; bütün insanlar —ilk insan Hz. Âdem’den son yaşayan insana kadar— kabirlerinden fırlamış, diriltilmiştir… Vakit, hesap verme vaktidir… Dünyada yaptıklarından ve yapmadıklarından hesaba çekilme vaktidir…

Mezarlarından çırılçıplak diriltildikleri hâlde kimsenin kimseyi görmediği an… Yakıcı güneş altında mahşer yerine gidiyorlar… Sıcaklıktan kan ter içerisinde kalmışlar…

‘Acaba amel defterim sağ elime mi verilecek, yoksa kötülerin kaderine uğrayıp sol elime mi verilecek?!’

Kimsenin kimseye fayda sağlayacak bir hâlinin olmadığı o günde, hardal tanesi kadar bile olsa bir iyiliğe muhtaçsınız…

Cenâb-ı Allah der ki: “Ey kulum, mizanda (ahiret terazisinde) iyiliklerin ve kötülüklerin (günahların) eşit ağırlıkta… Git, nazının geçeceği birinden küçük bir miktar iyilik iste ki bunun karşılığında ebedi mutluluk yurduna, cennetime giresin!”

Kişi anne-babasına gider, durumu anlatır. Ancak onların da bir garantisi yoktur ve tabii ki veremezler. Bu durum böyle devam eder… Görür ki kimsenin kimseye bir faydası yoktur.

Boyun büker ve huzura varır.

Amma ailesinden veya sevdiklerinden hâfız (şehit, kabul edilmiş hac ibadeti olan…) biri varsa işte o kişi veya kişiler, Allah’ın izniyle ancak insana fayda sağlar…

Dünya bir imtihan dünyasıdır. Geçici bir ikamet yeridir.

Ne kadar dünyada kalacaksak o kadar dünya için çalışalım. Ne kadar ahirette kalacaksak o kadar da ahiret için çalışalım.

Velhasıl dostlar; bırakın hakaret etmeyi, Kur’an-ı Kerim’i dost ve yoldaş edinin. O’nsuz bir hayat düşünmeyin!

Rabbim bizleri O’nun ilahi kelâmını okuyan, anlayan ve hayatını O’na göre tanzim edenlerden eylesin. Âmin!
Kaynak: Ali Süzen, 30 Ağustos 2026-Edirne

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.