Dr. Zeki Bayraktar Yazdı: Londra’da İlk İzlenimlerim ve Gerçekle Yüzleşme (Kültürel Emperyalizm)

LONDRA’DA İLK İZLENİMLERİM VE GERÇEKLE YÜZLEŞMEK (Kültürel Emperyalizm)
.
Londra’ya ilk kez geliyorum ama sanki daha önce defalarca gelmişim gibi… Hiç yabancısı olduğum bir yer değil.

Bütün tabelalar tanıdık, kullanılan dil tanıdık, meydanlar tanıdık, tarihî figürler tanıdık, binalar tanıdık. Köprü tanıdık, nehir tanıdık, Parlamento Caddesi tanıdık, Oxford Caddesi tanıdık…

Sabahtan beri rehberimizin anlattıklarının neredeyse tamamı da tanıdık. Milattan önce Roma döneminden başlayıp günümüze kadar gelen Britanya tarihinde yer alan krallar, kraliçeler, askerler, komutanlar, savaşlar, siyasetçiler, sanatçılar… Hepsi tanıdık.

Neden? Neden bu kadar tanıdık?

Bizim Britanya ile, İngiltere ile nasıl bir bağlantımız var ki burada gördüğümüz ve duyduğumuz hemen her şeye bu kadar aşinayız?

Neden hiçbir isim karşısında “Bu da kimdi yahu, daha önce hiç duymadım!” demiyoruz?

Çünkü ilkokuldan ortaokula, liseden üniversiteye kadar bu isimleri, bu tarihleri, bu kültürü okuduk ve bize okuttular.

Bugün bunu burada, Londra’nın tam ortasında çok daha bariz bir şekilde fark ettim:

Biz dilsel ve kültürel bir emperyalizme maruz kalmışız. Açıkçası bunun farkına varmak beni hayıflandırdı.

Bütün tabelalar İngilizce. Yabancı bir dil… Ama bize hiç yabancı gelmiyor. Çünkü yıllardır o dille haşır neşir oluyoruz.

Sokaklarda gezen belediye otobüsleri tanıdık; çünkü onları defalarca kitaplarda ve filmlerde gördük. Binalar tanıdık; çünkü fotoğraflarını, filmlerini, belgesellerini defalarca gördük. Meydanlar tanıdık; çünkü isimlerini defalarca okuduk. Krallar ve kraliçeler tanıdık; çünkü onların tarihlerini defalarca öğrendik.

Peki neden?

Elbette tarih okuyanların, bu alanın uzmanlığını yapanların İngiliz tarihini, Britanya tarihini bilmeleri son derece normal. Meselem bu değil.

Meselem şu:

Türkiye’de millî eğitim müfredatından geçen hemen herkes, adeta aynı tornadan çıkmış gibi, Britanya tarihinin bu kadar çok ayrıntısına neden maruz kalmıştır?

Mesela İngiltere’de okuyan öğrenciler Osmanlı tarihini, Türk tarihini ve bizim coğrafyamızda yaşananları aynı derinlikte biliyorlar mı?

Birleşik Krallık da bir imparatorluktu; Osmanlı İmparatorluğu da bir imparatorluktu.

**Peki İngiltere’de yetişen sıradan bir öğrenci Osmanlı tarihini, bizim Britanya tarihini bildiğimiz kadar biliyor mu?**

Mesele bence tam da burada…

Sokakta ne gördük, caddeler nasıl, binalar nasıl meselesine gelince, çok fazla anlatılacak orijinal bir şey yok. Çünkü aslında pek çok şeyi daha önce gördük, okuduk veya izledik.

Yine de birkaç not ileteyim.

Londra’nın çok ciddi bir trafik problemi var. Yollar eski ve dar; yeni yollar da yapılmıyor. Tarihî binalar ve mekânlar büyük ölçüde korunmuş, ancak buna rağmen ciddi bir yeni yapılanma da var. Yani betonlaşma burada da var.

Sokaklarda yerli İngilizlerden çok daha fazla yabancı göze çarpıyor. Araplar, Afrikalılar, Hintliler, Pakistanlılar, Uzak Doğulular, Türkler ve daha birçok farklı milletten insan…

Çalışanların önemli bir bölümü de göçmenlerden oluşuyor.

Anlaşılan İngiltere’nin de göçmenlere ihtiyacı var; fakat göçmenlerin beraberinde getirdiği sorunlarla da uğraşıyorlar. Bu da burada açıkça görülebilen başka bir gerçek.

Hyde Park’a uğradım, Filistin bayrağıyla dolaşanlar da var; Hristiyanlık propagandası yapanlar, İsa’nın hâlâ canlı olduğunu anlatmaya çalışanlar da… Kur’an’a saldıranlar da var, Kur’an’ı savunmaya çalışanlar da….
Ama sağlıklı bir etkinlik şeklinde olmuyor bunlar, deşarj olma niteliğinde.

İngiltere metroyu dünyada ilk yapan ülkelerden biri. Ancak bütün bu geçmişe rağmen şehir içi ulaşım meselesini çözmüş değil. Trafik çok berbat.

Bisikletler var ama çare değil.

Lokantalarda servisler oldukça yavaş. Türkiye’de alıştığımız hizmet kalitesini burada görmek imkansız.

Bir başka dikkatimi çeken konu ise eğitimi. İngiltere, yalnızca İngilizce öğretiminden bile muazzam bir ekonomik gelir elde ediyor. Dünyanın dört bir yanından insanlar İngilizce öğrenmek için buraya geliyor. Sadece dil eğitiminden elde edilen gelir bile başlı başına devasa bir sektör oluşturmuş durumda.

Üniversite meselesi de ayrıca dikkat edilmesi gereken bir konu.

Maalesef bazı aileler, “Oğlum/kızım İngiltere’de üniversite okudu.” diyebilmek için çocuklarını buraya gönderiyor. Oysa İngiltere’deki bütün üniversitelerin aynı kalitede olmadığı gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Bu nedenle üniversitenin sadece İngiltere’de bulunuyor olması, tek başına kaliteli eğitim aldığı anlamına gelmez. Buna özellikle dikkat etmek lazım.

Dışişleri bakanlığı binasının çatısında İngiltere ve Ukrayna bayrağı var, bununla “Rusya/Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna’nın tarafını tutuyoruz” demek istiyorlarmış. Rusya’yla İngiltere arasında bu nedenle bir gerilim var.

 İngiltere demokrasinin beşiği kabul ediliyor, aslında monarşi var sma kral sembolik, kral parlamentonun çıkardığı yasaları imzalamazsa yasa yürürlüğe giremiyor ama tabii ki genelde onaylıyor, veto çok nadiren oluyormuş. Krallık sembolik görünüyor ama kültürel olarak çok yaygın ve yoğun bir etki alanına sahip.

Yazacak çok şey var da şu an motivasyonum kalmadı…
Kaynak: Dr. Zeki Bayraktar

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.