Mahmut Çetin Yazdı: Ankara’nın Gölgelik Alanlarında Bir Tasfiye Ve Bir Mühürlenme Hikayesi

SIRRIN MUHAFIZLARI
Penceresinden Bakıldığında

Ankara’nın Gölgelik Alanlarında
Bir Tasfiye Ve Bir Mühürlenme Hikayesi

Ankara siyasetinde hiçbir zamanlama tesadüf, hiçbir iddianame sadece hukuki metinlerden ibaret değildir!
Başkentin sisli koridorlarında taşlar yerinden oynadığında, kamuoyu vitrindeki manşetlerle oyalanır;
“Denge sağlandı mı?”
“Kamuoyu gazı mı alınıyor?”
Ya da “Sıra kimde?” soruları üzerinden hiç bir derinliği olmayan sığ polemikler üretilir..

Oysa Sırrın Muhafızları’nın gayet iyi bildiği bir gerçek vardır;
“Görünürdeki Hamleler, Görünmeyen Savaşların Sadece Birer Gölgesidir!”

Melih Gökçek hakkındaki o beklenen ya da beklenmeyen soruşturma düğmesine basılması,
Buna karşılık aylardır fırtınalar koparılması beklenen Mansur Yavaş dosyasının adeta bir “Bekleme Odasına” alınması, tam da bu derin mimarinin eseridir!

Peki, Ankara’nın Gölgelik Alanlarında Asıl Hesaplaşma Neyin Üzerine Kuruluyor?

“Eski Hafızanın Tasfiyesi”

Genel kabul gören düşünce, Gökçek hakkında soruşturma hamlesini muhalefete verilmiş bir “tarafsızlık” ya da “yargı dengesi” mesajı olarak okuma eğilimindedir.

Peki öyle mi?

Değil!

Böyle bir analiz, satranç tahtasını sadece piyonların kullanılarak oyun kurmaya benzer!

Derindeki Akıl için Melih Gökçek,
Öyle sıradan bir eski belediye başkanı değildir!

Melih Gökçek;
25 yıllık iktidar alanında devasa bir veri havuzu,
Uluslararası kayıtlar,
Karmaşık cemaat ve sermaye ağları,
Ve en önemlisi sistemin merkeze bağımlı kılamadığı, bağımsız bir istihbarat ve şantaj mekanizmasının temsilcisidir!

Yaklaşan küresel türbülans ve bölgesel büyük reset öncesinde devletin masasında yapılması gereken öncelikli iş;
“Arkasında kontrol edemediği hiçbir bağımsız hafıza odağı bırakmamaktır!”

“Mansur Yavaş Bu Operasyonun Neresinde?”

“Tam Merkezinde!”

Mansur Yavaş hakkında şu ana kadar idari ya da adli herhangi bir işlem yapılmamış olması bir erteleme değil;
Yavaş’ın temsil ettiği kontrollü, devletçi ve radikal sapmalardan uzak idari yapının maliyetini dondurmaktır!

Buna karşılık Melih Gökçek dosyasının açılması da;
“Geçmişin defterlerini kapatmak değil,
O defterleri devletin kendi mühürlü kasalarına aktarıp “sahibini” tamamen silahsızlandırmaktır!”

“Melih Gökçek & Sultan II. Abdülhamit”

Melih Gökçek’in çeyrek asır boyunca inşa ettiği bu muazzam kayıt ve takip mekanizması, esasen tarihsel hafızamızda yabancı olduğumuz bir yapı değildir..

Metodolojik açıdan bakıldığında bu tablo;
II. Abdülhamid Han’ın imparatorluğu ayakta tutmak adına Yıldız Sarayı merkezli kurduğu ve Babıali bürokrasisini devre dışı bırakan o meşhur “Jurnal Ağı”nın modern ve yerel bir simülasyonudur!

Sultan II. Abdülhamid Han, devlete yönelik tehditleri henüz fikir aşamasındayken bertaraf etmek için nasıl kılcal damarlara inen kişisel bir bilgi havuzu oluşturmuş idiyse;
Melih Gökçek de Ankara’yı yönetirken;
İmar dosyalarından sermaye transferlerine,
Siyasi ilişkilerden idari zaaflara uzanan kişisel bir “Hafıza Odası” kurmuştur!

Ancak 1909’da Yıldız Sarayı Arşivi ele geçirildiğinde dönemin tüm siyasi elitlerini saran o büyük tedirginlik,
Bugün Melih Gökçek dosyasının kapağı her aralandığında Ankara’nın sisli koridorlarında yeniden baş göstermektedir!
Zira devasa bir veri havuzunun ortaya saçılması, sadece bir aktörün değil, son çeyrek asrın tüm girift ağlarının ifşası demektir!

Dayımızın deyişiyle;
“Mi”

Dayımız niye öyle söylüyor?

“Zira Sözünü ettiğimiz o özel arşiv artık Devlet Aklı’nın Eli Altındadır! “

“İki Dosyayı Aynı Düğümde Buluşturan Hafıza Odası”

İşte kimsenin sesli ifade etmeye cesaret edemediği, masanın altındaki o çarpıcı ve karanlık senaryo;
“Çift Tarafı Aynı Kelepçeyle Bağlamak”

Derin kulislerin fısıldadığı en tekinsiz teori şudur;
“Melih Gökçek hakkında açılan adli soruşturma;
“Sanıldığı Gibi Bir Son Değil,
Devasa Bir Operasyonunun İlk Adımıdır!”

Sistem; Ankara’nın son 30 yıllık imar, rant, bürokratik geçiş, finansal akış ve idari karar haritasını tek bir hukuki parantez içerisine alıyor!

Gökçek dosyası derinleştikçe, o dosyadaki kılcal damarlar ister istemez;
Belediye Meclis kararlarından Bürokratik Devir-Teslim süreçlerine,
Oradan da son 5-6 yılın İdari Adımlarına..
Yani Mansur Yavaş döneminin kılcal damarlarına temas etmek zorunda bırakılacak!

Anlayacağınız hedeflenen şey, birini tasfiye ederken diğerini aklamak değil!Gökçek’in geçmişi ile Yavaş’ın bugününü aynı adli ve idari kasanın içine kilitleyecek..
Zamanı geldiğinde, Gökçek üzerinden sökülen o kilitlerin altından çıkan belgeler ve idari illiyet bağları;
Mansur Yavaş’ın önüne bir “sistem içi şartlı meşruiyet ve manevra sınırı” olarak konulacaktır!

Sistem, bir taşla iki kuşu değil;
Bir operasyonla iki dönemi birden kendi kontrol havuzuna dâhil etmektedir!

“Steril Ankara ve ‘Şehremini’ Miti”

Geleceğin Ankara’sı, partilerin veya ideolojik hırsların kapıştığı bir arena olmayacak!
Savunma sanayii devlerinin, milli istihbarat merkezlerinin, siber güvenlik üslerinin ve stratejik karargâhların kalbi olan Başkent;
“Post-Siyasi Steril bir İdari Bölge’ye” dönüştürülüyor!

Bu yeni konseptte;
Ne Melih Gökçek gibi kendi adına güç devşiren “Derebeyi” profillerine,
Ne de bağımsız siyasi sıçramalar yapmaya hevesli kontrolsüz aktörlere yer verilmeyecektir!

Mansur Yavaş’a Ankara’nın Anahtarlarının Bırakılıyor..” algısı, bir “teslimat” değil;
Ankara’nın dış müdahalelere ve gürültülü siyasete kapatılması adına atılmış
“İdari Bir Adımlamadır!”

Mansur Yavaş, çizilen o sessiz, şeffaf, devletçi ve renksiz “Şehremini” profilinde kaldığı sürece sistemin en kullanışlı koruma kalkanıdır!
Ancak ne zaman ki o çemberin dışına çıkıp genel siyasete ve sistemin tepe dengelerine hamle yapmaya kalkışır;
İşte o zaman “Hafıza Odası”nda bekletilen dosyalar bir gecede raftan indirilir!

“Manşetlere Aldanmayın!”

Ankara’da bugün yaşananlar, manşetlerin yazdığı gibi bir “Siyasi Rövanş” ya da “Gündem Değiştirme Oyunu” değildir!

Karşımızda, Devlet Aklının Ankara’yı tamamen kenetlemiş,
Geçmişin şantajlarından arındırılmış,
Ve geleceğin tek bir merkezine bağlanmış bir garnizon-şehir haline getirme operasyonu vardır!

Gölgedekiler kartları dağıttı.
Şimdi herkes, kendisine biçilen rolü oynamak durumunda..

Ne zamana kadar?

“Surda Yeni Bir Gedik Açılana Kadar!”

Kaynak: Mahmut Çetin
_________
Recep Tayyip Erdoğan
Devlet Bahçeli
#MelihGökçek
#MansurYavaş

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.