Dr. Yakup Civelek Yazdı: Yapay Zeka Benim Neyim Olur? Ya da Yapay Zeka Benim Neyime?

YAPAY ZEKÂ BENİM NEYİM OLUR? YA DA YAPAY ZEKÂ BENİM NEYİME?
İnsan İradesi, Akademik Sorumluluk ve İslâmî Ölçü Çerçevesinde Bazı Değerlendirmelerim

Değerli Dostlar!

Bu cuma gününde, cuma ile doğrudan bağlantılı olmasa da ahlâkî yönüyle hayatımızı yakından ilgilendiren, bugünümüzü olduğu kadar geleceğimizi de etkileyecek önemli bir konu üzerinde durmak ve kendi şahsî değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazının başlığına yerleştirdiğim “Yapay zekâ benim neyim olur?” ve “Yapay zekâ benim neyime?” soruları, ilk bakışta bir kelime oyunu gibi görünebilir; fakat aslında bugün hemen hepimizin cevaplandırması gereken önemli bir meseleyi gündeme getirmektedir.

Hepimizin gördüğü üzere yapay zekâ giderek hayatımızın bir parçası hâline geliyor. Cep telefonu bundan birkaç on yıl önce hayatımızda yokken bugün onsuz yaşamak pek çok insan için neredeyse düşünülemez hâle geldi. Yapay zekânın da benzer bir süreç geçirmesi mümkündür. Bilimsel araştırmadan eğitime, tercümeden yayıncılığa, gündelik iletişimden kamu hizmetlerine kadar pek çok alanda kullanılıyor ve önümüzdeki yıllarda daha da yaygınlaşacağı anlaşılıyor. Bu sebeple asıl tartışılması gereken mesele, yapay zekâyı bütünüyle hayatımızdan çıkarıp çıkaramayacağımız değil; onunla nasıl bir ilişki kuracağımızdır.
Ben meseleye yapay zekânın gelecekte insan zekâsını geçip geçmeyeceği veya hangi mesleklerin yerini alacağı tartışmalarından biraz farklı bakıyorum. Bana göre daha temel soru şudur: İnsan bu kadar güçlü bir araç karşısında kendi aklını, iradesini, düşünme kabiliyetini ve ahlâkî sorumluluğunu koruyabilecek midir? Başka bir ifadeyle, yapay zekâyı insan mı yönetecek, yoksa insan zaman içerisinde onun verdiği cevaplara, sunduğu kolaylıklara ve sağladığı hızın konforuna teslim olarak kendi zihinsel bağımsızlığını mı kaybedecektir?

“Yapay zekâ benim neyim olur?” sorusunu kendi hayatım açısından sorduğumda cevabım daha belirginleşiyor. Bir akademisyen, Arap dili ve edebiyatı alanında çalışan bir araştırmacı ve uzun yıllardır okuma, araştırma, yazma ve eğitim faaliyetleriyle meşgul olan biri olarak yapay zekâ benim için ne ifade ediyor? Yapay zekâ hayatıma girmeden önce araştırma yapıyor, kitap okuyor, makale yazıyor, ders hazırlıyor ve öğrencilerime ders veriyor muydum? Elbette veriyordum. Arapça bilgim, klasik ve modern metinlere ilişkin birikimim, araştırma tecrübem ve akademik muhakemem yapay zekânın bana kazandırdığı şeyler değildir. Bunlar uzun yılların emeği, okuması, araştırması, ders vermesi, yanlış yapıp düzeltmesi ve ilmî tecrübesinin sonucudur.
Bu sebeple yapay zekâ benim ilmî kimliğimin veya üretkenliğimin kaynağı değildir. Yapay zekâ olmadan da okuyabilir, düşünebilir, araştırabilir ve yazabilirim. İnsanlık da binlerce yıl bugünkü dijital teknolojiler olmadan yaşamış, ilim üretmiş, medeniyetler kurmuş ve büyük eserler meydana getirmiştir. Fakat buradan hareketle, elimizde böyle güçlü bir araç varken onu bütünüyle reddetmemiz gerektiği sonucuna da varamayız. İnsan tarih boyunca kendi işini kolaylaştıracak araçlar geliştirmiştir. Yapay zekâ da bu araçlardan biridir; fakat önceki araçlardan farklı olarak doğrudan dil, bilgi, analiz, yazı ve düşünme süreçlerine müdahil olabildiği için onunla kuracağımız ilişkinin sınırlarını daha dikkatli belirlemek zorundayız.
Ben yapay zekâyı bir araç ve yardımcı olarak, hatta biraz daha ileri giderek onu bir köle olarak görüyorum, kabul ediyorum. Otomobil örneği bu ilişkiyi oldukça iyi anlatıyor. Otomobil insandan çok daha hızlı hareket eder, saatlerce yürüyerek ulaşacağımız bir yere bizi kısa zamanda götürür; fakat nereye gideceğine otomobil karar vermez. Yolculuğun amacını insan belirler, güzergâhı insan seçer ve direksiyon insanın elindedir. Yapay zekâ da saatler veya günler içerisinde yapabileceğimiz bazı işleri birkaç dakika içerisinde gerçekleştirebilir; büyük metinleri karşılaştırabilir, tasnif yapabilir, alternatif fikirler sunabilir ve gözden kaçırdığımız bazı noktaları bize gösterebilir. Fakat hangi sorunun önemli olduğuna, hangi bilginin doğru olduğuna ve ulaşılan sonucun nasıl değerlendirilmesi gerektiğine nihayetinde insan karar vermelidir. Ben otomobile binmeye karşı değilim; tam tersine, imkânlarından yararlanırım. Fakat direksiyonu bırakmaya karşıyım. Yapay zekâ konusunda da tavrım tam olarak budur.
Yapay zekâyı bir asistan olarak değerlendirmek de mümkündür. Akademik hayatta hiç kimse bütün işleri yalnız başına yapmak zorunda değildir. Bir araştırmacı yardım alabilir, bir akademisyen asistanıyla çalışabilir, farklı uzmanların katkısından yararlanabilir. Yapay zekâ da araştırma sorularının geliştirilmesinde, metinlerin sınıflandırılmasında, alternatiflerin görülmesinde, ilk taslakların oluşturulmasında ve zaman alan bazı işlemlerin hızlandırılmasında bize yardımcı olabilir. Burada sorun yardım almak değildir; sorun, yardımcının yaptığı işi hiç incelemeden veya kendi fikrî katkımızı ortaya koymadan bütünüyle kendi eserimizmiş gibi sunmaktır.
Bu hususu özellikle önemsiyorum. Bir asistanın hazırladığı belgeyi okumadan imzalamak nasıl sorumsuzluksa, yapay zekânın hazırladığı bir metni kontrol etmeden, kaynaklarını teyit etmeden, yanlışlarını düzeltmeden ve kendi ilmî değerlendirmemizi katmadan kullanmak da sorumsuzluktur. Akademik üretim yalnızca sayfalar dolusu düzgün cümle elde etmek değildir. Araştırmacının soruyu kendisinin kurması, yöntemini belirlemesi, kaynakları kontrol etmesi, ortaya çıkan bilgileri değerlendirmesi ve nihai sonucun sorumluluğunu taşıması gerekir.
Bu sebeple yapay zekâdan yararlanmak ile yapay zekânın yaptığını kendimize mal etmek arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Ben araştırmalarımda, yazılarımda, Arapça çalışmalarımda, eğitim faaliyetlerimde ve güncel yazılarımı hazırlarken yapay zekâdan yararlanıyorum. Bunu söylemekten de çekinmiyorum ve çekinmememiz gerektiğini düşünüyorum. Bana göre ahlâkî olan, kullandığımız aracı gerektiği yerde açıkça söylemektir. Yapay zekâdan yararlanıp sonra hiçbir yardım almamış gibi davranmak, kullanılan aracın katkısını gizlemek ve “Bunların hepsini yalnızca ben yaptım” görüntüsü vermek etik açıdan daha sorunludur.
Önemli olan, yapay zekânın çalışmada ne yaptığı ve bizim ne yaptığımızdır. Yapay zekâ bir taslak hazırlayabilir; fakat ben onu yeniden okuyorsam, yanlışlarını düzeltiyorsam, kaynaklarını kontrol ediyorsam, düşünce örgüsünü değiştiriyorsam, kendi ilmî birikimimi ve yorumumu ekliyorsam artık burada insan ile araç arasında kontrollü bir çalışma ilişkisi vardır. Fakat insan yalnızca birkaç komut verip ortaya çıkan sonucu hiç incelemeden kendi eseri olarak sunuyorsa, burada fikrî ve ahlâkî bakımdan ciddi bir problem bulunmaktadır.
Yapay zekâ ile ilişkimizi açıklamak için sandalye örneğini de çok anlamlı buluyorum. İnsan yorulduğunda sandalyeye oturur; sandalye ona destek olur, yükünü hafifletir ve dinlenmesini sağlar. Fakat sandalyeyi başımızın üzerine koyarsak yardımcı olması gereken araç artık bize yük olmaya başlar. Yapay zekâ da bizim denetimimiz altında kaldığı ve düşünmemize yardımcı olduğu sürece faydalıdır. Ancak onun verdiği her cevabı sorgulamadan kabul etmeye, kendi başımıza düşünmeden önce sürekli ona başvurmaya ve bir süre sonra onsuz araştırma yapamaz veya yazamaz hâle gelmeye başlarsak araç ile insan arasındaki doğal ilişki tersine dönmüş demektir.
İşte benim üzerinde durduğum temel nokta budur: Yapay zekâdan yararlanmak başka, yapay zekâya mahkûm olmak başkadır.

Bir Müslüman açısından meseleye baktığımızda insan ile yapay zekânın konumunu da doğru belirlememiz gerekir. İslâm inancına göre insan Allah tarafından yaratılmış, akıl ve irade sahibi kılınmış ve yaptığı tercihlerden sorumlu tutulmuş bir varlıktır. Yapay zekâ ise insanın, Allah’ın kendisine verdiği akıl, bilgi ve imkânlardan yararlanarak geliştirdiği teknolojik bir sistemdir. Dolayısıyla insan ile yapay zekâyı ontolojik ve ahlâkî bakımdan aynı kategori içerisinde değerlendirmek doğru değildir.
Burada kapasite ile değeri birbirinden ayırmalıyız. Bir vinç insanın kaldıramayacağı yükü kaldırabilir, bir otomobil insandan daha hızlı gidebilir ve bir bilgisayar insandan çok daha hızlı hesap yapabilir. Fakat bunların hiçbirisi onları insandan daha değerli veya daha sorumlu varlıklar hâline getirmez. Yapay zekâ da belirli alanlarda insanın kapasitesini aşabilir; ancak hız, veri işleme gücü ve hesaplama kapasitesiyle irade, vicdan, sorumluluk ve ahlâk aynı şey değildir.
Bu açıdan yapay zekâ ile insanı birbirinin düşmanı olarak görmek de doğru değildir. Ben yapay zekâya karşı değilim. Onu insanın rakibi olarak görmek yerine, insanın kontrolü altında bulunan ve doğru kullanıldığında insanın imkânlarını genişleten bir yardımcı olarak görüyorum. İnsan amaç belirlemeli, yapay zekâ yardımcı olmalıdır; insan soruyu kurmalı, yapay zekâ alternatifler sunmalıdır; insan araştırmanın yönünü tayin etmeli, yapay zekâ zaman alan işleri hızlandırmalıdır. Fakat nihai değerlendirme, karar ve sorumluluk insanın üzerinde kalmalıdır.
İslâm’ın ölçü, mizan, emanet ve sorumluluk anlayışının da bize bu noktada önemli bir denge sunduğunu düşünüyorum. Yapay zekâyı bütünüyle reddetmek de, hayatımızın ve düşüncemizin merkezine koyarak ona teslim olmak da doğru değildir. Bir tarafta teknolojiden korkarak imkânlarından yararlanmamak, diğer tarafta kolaylığın cazibesine kapılarak düşünme görevini teknolojiye bırakmak gibi iki aşırılık bulunmaktadır. Ölçülü olan, aracı kullanmak fakat aracın hâkimiyetine girmemektir.

Benim şahsî tavrım da budur. Yapay zekânın bana araştırmalarımda zaman kazandırdığını, çok miktarda veriyi daha hızlı görmemi sağladığını, karşılaştırma ve tasnif imkânı sunduğunu, fikirlerimi sınamamda ve metinlerimi geliştirmemde yardımcı olduğunu açıkça söylüyorum. Bundan utanmak veya bunu gizlemek için hiçbir sebep görmüyorum. Tam tersine, kullanılan aracın katkısını dürüstçe ifade etmek ilmî ve ahlâkî sorumluluğun bir parçasıdır.
Bununla birlikte yapay zekâ benim düşünme yeteneğimin yerine geçemez ve geçmemelidir. İlmî değerlendirmelerimi gereksiz hâle getiremez, getirmemelidir. Beni yalnızca onun verdiği sonuçları kullanan pasif bir tüketiciye dönüştüremez, dönüştürmemelidir. . Yapay zekâdan mümkün olan en yüksek ölçüde yararlanmak istiyor; fakat yapay zekâ olmadan düşünemez, okuyamaz, araştırma yapamaz veya yazamaz hâle gelmek istemiyorum.

Başlangıçtaki soruya dönersem, “Yapay zekâ benim neyim olur?” sorusuna vereceğim cevap artık daha açıktır: Yapay zekâ benim ilmî birikimimin kaynağı veya aklımın alternatifi değildir. Fakat güçlü bir yardımcım, asistanım, araştırma aracım ve zamanımı daha verimli kullanmamı sağlayan teknolojik bir imkân olabilir.

Yapay zekâyı kullanalım ve ondan yararlandığımızı da çekinmeden söyleyelim. Fakat kendi aklımızı, irademizi ve sorumluluğumuzu ona devretmeyelim.

Otomobile binelim, ama direksiyon bizim elimizde kalsın.

Sandalyeye oturalım, fakat sandalyeyi başımıza çıkarmayalım.

Yapay zekâ bize yardımcı olsun; fakat biz ona mahkûm olmayalım.
Bana göre yapay zekâ çağında korumamız gereken temel ölçü budur: Araç ne kadar gelişirse gelişsin, amaç belirleme, doğrulama, muhakeme etme, değerlendirme ve sorumluluk taşıma görevi insanda kalmalıdır.
Kaynak: Dr. Yakup Civelek

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.