Mustafa Kır Yazdı: Peygamberî Ahlakın Günümüz İnsanlığına Mesajı

Peygamberî Ahlakın Günümüz İnsanlığına Mesajı
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) veladetinin Hicri 1500. Miladi 1545. Sene-i devriyesidir. Bu vesile ile bizi Hz. Peygamberimize (s. a. v) ümmet olma şerefini bahşeden Yüce Rabbimize hamd ve sena ediyorum. Önderimiz, liderimiz, rehberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) O’nun âline, ashabına ve O’nun yolundan gidenlere salat ve selam gönderiyorum. Bütün inananların “Mevlid” kandillerini tebrik ediyorum.

Hz. Muhammed (s.a.v) “Cahiliye” adı verilen bir devirde; putperestliğin ve şirkin yaygın olduğu, kötülüklerin kara bulut gibi her tarafı kapladığı, savaşın, şiddetin, zulmün işkencenin eksik olmadığı, güçlünün zayıfı ezdiği; çocuklar arasında cinsiyet ayırımının yapıldığı; erkek çocuklarının gurur, kız çocuklarının utanç vesile sayıldığı; hatta kız çocuklarının diri, diri toprağa gömüldüğü; kadınların insan muamelesi görmediği bir çağda; içki kumar, zina , faizcilik, tefecilik, kabilecilik, ırkçılık, kan davası gibi kötülüklerin tavan yaptığı bir dönemde Miladi 571 yılında dünyayı şereflendirmiş, doğumundan itibaren 40 yıl cahiliye toplumunun içinde yaşamasına rağmen kendisi hiçbir cahiliye döneminin kötülüklerine bulaşmamıştır.

Hz. Muhammed s.a.v Peygamber olarak görevlendirilmeden önce de toplum içinde dürüstlüğü, doğruluğu ve güzel ahlakıyla tanınmış, insanlara güven telkin etmiş ve “Muhammed el-Emîn” (Güvenilir Muhammed) olarak anılmıştır. Güzel ahlâkı hayatın bütün safhalarına hâkim kılma onun peygamber olarak gönderiliş sebeplerinden biri olmuş, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” Buyurmuştur. Kendisi hayatın bütün alanlarında; ticaretinde, siyasetinde, yönetimde ailevi, komşuluk, arkadaşlık ve insani ilişkilerinde ahlaklı olmuş ve insanlara ahlâklı olmayı öğütlemiştir. “İslam nedir? Sorusuna İslam güzel ahlaktır.” Şeklinde cevap vermek suretiyle İslam’ın özünün güzel ahlak olduğunu vurgulamıştır. Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken ise, “Ey Muâz! İnsanlara güzel ahlâkla muamele et.” tavsiyesinde bulunmuştur.

Toplum içinde dürüstlüğü, doğruluğu ve güzel ahlakıyla tanınan Hz. Muhammed s.a.v insanları kula kul olma zilletinden Allah’a kul olma izzetine ulaştırmak, küfür ve şirkin karanlığından iman aydınlığına kavuşturmak amacıyla; Yüce Allah tarafından “alemlere; bütün insanlığa rahmet olarak gönderilmiş” ( Enbiya 107), “Andolsun, Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok anan kimseler için güzel bir örnek vardır.”(Ahzab,33) Uyulması, örnek alınması gereke rol model bir şahsiyet olarak takdim edilmiştir. “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” (Kalem 68/4) Yüce Allah tarafından en üstün ahlak sahibi olarak tanıtılmıştır.

Bilindiği üzere İslam’ın temel esasları veya Kur’an’ın ana muhtevası genel anlamda iman, ibadet, ahlak ve muamelat ile ilgili hükümlerden oluşmaktadır. İslam inancında iman, ibadet, ahlak ve muamelat birbirini tamamlayan bir bütündür. Biri olmadan diğeri eksik kalır. “İnanç temeli kurar, ibadet korur, ahlak güzelleştirir, muamelat ise yaşatır. “İman, inanılması gereken şeyleri kalbin tasdik etmesi, ibadet inancın eyleme dökülmesi, ahlak kalpteki inancın meyvesi, ahlak ise ibadetlerin özü muamelat (insani ilişkilerin) ölçüsüdür. Gerçek bir inanca sahip olan mü’min, bütün davranışlarının Allah tarafından görüldüğüne ve bunların görevli melekler tarafından da yazıldığına inanır. Dünyada yaptığı her iş ve davranışın kıyamet gününde kendisinden sorulacağını bilir. İyiliklerinin mükâfatını göreceğine, kötülüklerinden dolayı da cezasını çekeceğine kesinlikle inanır.

Hz. Muhammed’in ahlakı ve hayat tarzı Kur’an’ın yaşam biçimine dönüşmüş halidir. O Hz. Muhammed (s.a.v) Kur’an ayetlerini sadece anlatmakla ve tebliğ etmekle kalmamış Adalet, liyakat, doğruluk, dürüstlük, affedicilik hoşgörü, şefkat merhamet, sabır, şükür, emanete riayet, güvenirlilik, tevazu, insan onur ve şerefine saygı gibi insani ve Kur’an’i erdemleri sözleriyle tavsiye etmiş hem bizzat yaşayarak örnek olmuş hem de hayatında somutlaştırmıştır. Şunu ifade etmek isterim ki Peygamberin sünneti Kur’an’ın canlı tefsiri ve pratik hayatta yaşanmış halidir. Onun için Hz. Aişe validemize Peygamber Efendimizin ahlakı sorulduğunda; “O’nun ahlakı Kur’an’dır” O Yaşayan Kur’an’dır” cevabını vermiştir. Peygamberimiz ve O’nun izini takip eden ashabı yaşayan Kur’an idiler. Günümüz Müslümanları konuşan fakat yaşamayan Kur’an

Peygamberimiz (s.a.v) peygamberlikten önce ve sonra doğruluktan ayrılmamış, emrolunduğu gibi dosdoğru olmuştur.” Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud,112) Çocuklara, yaşlılara, yoksullara, yetimlere ve güçsüzlere karşı şefkat göstermiştir. Hem mazlum iken hem de güç sahibi olduğunda Dost düşman ayırımı yapmaksızın her zaman adil olmuş ve hakkı gözetmiştir.Hukuk önünde herkesi eşit saymıştır. “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”(Mâide 5/8)

Kendisine kötülük edenlere karşı bile intikam yerine bağışlamayı tercih etmiştir. İnsanlarla arasında sınıfsal ve makamsal olarak bir üstünlük duvarı oluşturmamış herkese hoşgörü ve tevazu ile yaklaşmıştır. Kendisine hakaret, yapıldığı baskı ve boykot uygulandığı, savaş ve kayıplar verildiği anlarda bile ahlaki çizgisini asla bozmamıştır. Emanete riayet etmiş kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmamıştır. Savaşta ve barışta; yetim, yoksul,çocuk, kadın, yaşlı sivilherkese kol kanat germiş, insan onur ve haysiyetini korumaya çalışmıştır. Şartlar ne olursa olsun zulme rıza göstermemiş mazlumun yanında ve yanı başında yer almıştır.

Ashâb-ı Kiram da Peygamberimiz (s.a.v.)’in örnekliğini ve emirlerini öylesine özümsemişlerdi ki O’nun ahirete irtihalinden sonra, “her eylem ve söylemleri konusunda Peygamber aramızda olsaydı bu işi nasıl yapardı ve bu konuda neler söylerdi?” şeklinde birbirlerine sual telkin etmişler Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ahlâk ve edebini hayatlarında yaşatmaya çalışmışlardır.

Eğer bugün Hz. Muhammed’in (s.a.v) telkin ettiği ahlaki ilkeler hâkim olsaydı. Gazze’de Siyonist İsrail’in soykırımına, Gazze halkının yerlerinden edilmesine, sivillerin hedef alınmasına, çocukların kadınların yaşlıların öldürülmesine açlığın silah olarak kullanılmasına; insani yardımların engellenmesine, savaş hukukunun çiğnenmesine asla sessiz kalınamazdı. Çünkü Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği ve hayata geçirdiği ahlaki ilkeler yalnızca zulme üzülmeyi, zalimleri kınamayı değil, zulmü önlemek için ahlaki, hukuki, diplomatik ve insani sorumluluk üstlenmeyi gerekli kılan bir inanç ve aksiyondur.

Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından 2026 yılı Mevlid-i Nebi Haftası’nın ana teması “Peygamberimiz ve Güzel Ahlak” olarak belirlenmek suretiyle çok isabetli bir karar verilmiştir. Çünkü insanlık Asrı saadetten sonra İslam’ın özü ve gayesi olan ahlaki değerlere sırt çevirdiği; ahlaksızlığı, hayasızlığı, yalanı, iftirayı, adaletsizliği, haksızlığı hukuksuzluğu, merhametsizliği, bireyselciliği, nemelazımcılığı vurgunu, soygunu, kumarcı lığı, faizciliği hayatın bir ayrılmaz parçası haline getirdiği için toplum yeniden cahiliye toplumuna dönüşmüştür. Kıyasladığımızda çağımız, cahiliye döneminden daha karanlık ve daha az bulanık hale gelmiştir.

Hz. Muhammed’in veladetinin her sene-i devriyesinde Hz. Muhammed’i anmanın en doğru yolu, ona güzle övgüler düzerek değil, O’nun Kur’an ve sünnete dayalı olarak ortaya koyduğu ahlaki ilkelerini; adaletini, liyakatini, doğruluk ve dürüstlüğünü, şefkat ve merhametini, emanete riayetini, güvenilirliğini, sabrını, affediciliğini, kul hakkı konusundaki titizliğini, tevazunu, insan onur ve şerefine saygısını çağımız insanlığının idrakine sunmak olmalıdır.

Şunu iyi bilelim ki; İslam sadece asrı saadet dönemi ile sınırlı bir din değildir. O çağlar öncesine dayanan, çağlar ötesini kucaklayan kıyamete kadar insanlığın maddi, manevi sosyal hukuki tüm ihtiyaçlarına cevap verecek bir devlet sistemi, bir hayat nizamı ve bir kurtuluş reçetesidir.

İslam coğrafyasının kan gölüne çevrilmesinin, Müslümanların birbirlerine düşman olmalarının; devletlerini, izzetlerini, hürriyetlerini kaybetmelerinin, öz vatanlarında parya muamelesi görmelerinin, ilimde, sanatta, teknolojide geri kalışlarının, sebebi Müslüman oluşlarından değil, Müslüman görünüp Müslüman gibi yaşamamalarından, Kuranı okuyup, içindekilerle amel etmemelerinden, Peygamberi sevdiklerini söyleyip sünnetine tabi olmamalarından, cihat ibadetini terk etmeleri sebebiyle olmuştur.

Nasıl ki, cahiliye döneminde Hz. Muhammed’i öldürmek için hain tuzak kuranlar ,yollarına dikenler dökenler Hz. Muhammed in getirdiği ahlaki ilkelere tabii olunca; “Anam babam sana feda olsun YA Resulallah!..”diyecek hale gelmişler ise; ” Allah’ın ipi olan Kurana sarılınca; nasıl mallarını Allah yolunda vakfeden Ensarlar, canlarını Allah için feda eden Serdengeçtiler olmuşlarsa; haksızlığı, ahlaksızlığı, işkenceyi meslek edinen zalimler; kız çocuklarını diri diri toprağa gömen caniler nasıl O’nun eğitiminden geçtikten sonra karıncayı incitmeyecek derecede merhamete gelmişler ise, Bu günkü Modern cahiliye toplumunun kurtuluşu da Allah’ın kitabıyla amel etmeleri, Peygamberin sünnetine tabi olmaları ve Onun ahlakıyla ahlaklanmalarıyla ile mümkün olacaktır.

Hepimiz birer canlı Kuran, yaşayan İslam olmadıkça, Peygamberin ahlakıyla ahlaklanmadıkça, kendimiz için istediğimizi din kardeşlerimiz için istemedikçe, birbirimizi sevmedikçe, birbirimizin dertleriyle dertlenmedikçe, çocuklarımıza en üstün miras olarak güzel ahlakı ve terbiyeyi bırakmadıkça, ırkçılık hastalığından, kavmiyetçilik taassubundan kurtulup, ümmet bilincine ermedikçe, tevhid inancını vahdete dönüştürmedikçe Asrın idrakine İslam’ı sunmadıkça bırakın yılda bir defa ‘Kutlu Doğum Haftası” tertiplemeyi, her yılın 52 haftasında da “Kutlu Doğum” programları tertiplesek kurtuluşumuz asla mümkün olmayacaktır. Kurtuluş İslam’da, huzur ve mutluluk Hz. Muhammed’e tabi olmadadır. Ne mutlu Onu ananlara ne mutlu onu anlayanlara ne mutlu O’nun yoluna tabi olanlara!
Kaynak: Mustafa Kır

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.