Gündüz Demirhan Yazdı: Ekonomi Yönetiminde Kontrol Kaybedildi… Yaşadığımız Şey Basit Bir Konjonktürel Dalgalanma Deeğil, Derin Bir Sosyal Bunalım Krizidir
Ekonomi Yönetiminde Kontrol Kaybedildi… Yaşadığımız Şey Basit Bir Konjonktürel Dalgalanma Deeğil, Derin Bir Sosyal Bunalım Krizidir
Ekonomi yönetiminde kontrol kaybedildi… Yaşadığımız şey basit bir konjonktürel dalgalanma değil, derin bir sosyal bunalım krizidir. Üç yıldır dünyanın en yüksek faiz oranları ile dünyanın en yüksek enflasyonunu yaşamanın başka açıklaması olamaz.
Genç nesil artık geleceğini ve hayallerini ipotek ettirmiş durumda; ev sahibi olmak bir yana, evlenip yuva kurmak, aile geçindirmek ve çocuk yetiştirmek dahi bazıları için imkânsız bir konfora dönüştü. Bir evde dört kişinin birden çalışıp yine de insanca bir refah düzeyine ulaşamaması finansal bir başarısızlık değil, toplumsal bir diz çöküştür.
Tarih sosyolojisinin modern anlamda babası kabul edilen İbni Haldun, Mukaddime’de anlatır:
“Vergi ve yükümlülükler halk üzerinde az olduğu zaman, halk çalışmaya yönelir ve çalışmaya rağbet eder; böylece imar ve üretim çoğalır.”
Vergiler ve yükümlülükler halk için ağırlaşır ve onları ezerse, insanların çoğu üretim ve imardan tamamen el çeker.
Bil ki, insanların mallarına yönelik haksızlık, onların mal edinme ve kazanma konusundaki ümitlerini yok eder.
“İmarın – üretim ve medeniyetin yolu ancak adaletten geçer.”
Bu sözlerin gölgesinde sakin kafa ile Türkiye’ye bakalım… Düşünelim.
Çevremize; Rusya ile Ukrayna yıllardır topyekun bir savaşın içinde. İran ve İsrail füze menzilinde çatışıyor, Suriye iç savaşın enkazını topluyor, Sudan yıllardır kaostan çıkamadı, Venezuela ağır yaptırımlar ve siyasi krizlerle boğuşuyor.
Fakat ne hikmetse, bombaların havada uçuştuğu bu ülkelerin hiçbirinde ekonomik buhran Türkiye’deki kadar kötü değil; enflasyonları bizden daha makul, faiz oranları bizim kadar fahiş değil… Savaşın tam ortasındaki bir ülkenin parasal istikrarı, barış içindeki bir ülkeden daha sağlamsa, burada sorun jeopolitikte değil, ekonomi yönetiminin zavallılık derecesindeki basiretsizliğindedir.
İngiliz ekonomist Joan Robinson şöyle demişti: “Ekonomi öğrenmenin temel amacı, ekonomistlerin yalanlarına kanmamaktır.”
Türkiye bugün, kelimenin tam anlamıyla bir sıcak para ve carry trade yöntemi ile servet transferi cennetine, yani küresel bir tefeci ekonomisine teslim edilmiştir.
Normal iktisat kurallarında faiz ve kredi; reel sektörü fonlamak, üretimi teşvik etmek ve ödeme kolaylığı sağlamak için vardır. Türkiye’de ise doğrudan üreticiden ve muhtaçtan alıp finansal rantiyeye devasa oranlarda servetler aktaran bir mekanizmaya dönüştü.
2023 yılında yüksek enflasyon ve kontrolsüz parasal genişleme varken, sağından soluna tüm ekonomistler tek ses halinde “faiz artırın” ezberini sundu. İktidar ise ekonomiden anlama özürlüydü ve küresel finansçıların ve faize tapan anlayışın bu tuzağına düştü.
Düşük faizli kredilerin sıkı bir denetimle doğrudan katma değerli üretime yönlendirildiği, harcama disipliniyle geliri dengeleyen bir selektif kredi politikası uygulanacakken; tam tersi tercih edildi. Üreticinin ve dar gelirlinin imkanlarını küresel tefecilere aktaran bu anlayışa utanmadan bir de “rasyonel yani akılcı ekonomi” adı verildi.
Amerikalı borsa yatırımcısı Warren Buffett; “Wall Street, lüks arabalarıyla gelen insanların, metroya binen insanlardan tavsiye aldığı tek yerdir” demişti.
Şeytanın bile kurgulamakta zorlanacağı bu sistem; üreticinin canına okurken rantiyenin cebini dolduran bir finansal illüzyondu ama Türkiye’de toplu taşıma ile domuşta ter döken insanların haykırdığı gerçekler kimsenin umurunda olmadı.
Üç yıldır bu tefeci kölesi olan hükümete muhalifim ve üç yıldır defalarca yazdım.
Doğru reçeteyi yazmak için büyük resmi görmek şarttır. Büyük resim nedir?
Türkiye ekonomisi temelsiz, fakir veya borç batağında boğulan bir ekonomi midir? Kesinlikle hayır…
Türkiye son derece güçlü verileri ve potansiyeli olan bir ekonomidir; tam da bu yüzden yağmalanmak istenmektedir. İktidar içindeki bazı tefeci kıçı yalamakta mahir elitler, ekonomiden anlamayan tabana bu yıkıcı politikayı kabul ettirmeyi başarmıştır.
Rakamlar gerçeği net bir şekilde ortaya koyuyor…
Kamu Bütçesi: Devletin 2026 bütçe geliri 16 trilyon lira yani yaklaşık 330 milyar dolar.
İhracat Gücü: Yıllık ihracatımız 13 trilyon lira yani 275 milyar dolar.
Kritik Döviz İhtiyacı: Enerji ve yüksek teknoloji ithalatı için acil ihtiyaç duyduğumuz döviz miktarı ise yıllık 100 milyar dolar civarında.
Bize “dış ticaret açığı ve döviz ihtiyacı nedeniyle faizi yükseltmek zorundayız” yalanını söylediler.
Ancak yüksek faiz ödedikçe daha çok borçlandık, borçlandıkça daha çok faiz ödedik. Borçlanarak ticaret yürütülmez; ticaret üreterek yapılır. Yüksek faizle üreticinin ve çalışanın gelirini tırpanladık. Sıkı para politikası adı altında uygulanan düşük ücret rejimiyle girişimciliği ve fırsat eşitliğini yok ettik.
Suçu sürekli TÜSİAD’da veya soyut dış güçlerde arayanlar gerçeği perdeliyor. Türkiye Varlık Fonu’nun piyasa değeri 360 milyar dolardır. Türk Hava Yolları, kamu bankaları, Turkcell, Türk Telekom ve BOTAŞ gibi devler bu fonun bünyesindedir.
Piyasa değeri 360 milyar dolarlık TVF, piyasa değeri 350 milyar doları bulmayan TÜSİAD’ın toplam ölçeğinden bile büyüktür. Kayyum atanan şirketlerin toplandığı TMSF ise bugün Türkiye’nin en büyük holdingi haline gelmiştir. TVF ve TMSF’de en fazla sözü geçen şahıs kim? Valilerin bürokratların ve bazı bakanların önünde yaka iliklediği cahil, toy ve etrafı kibirli eğitimcilerle kuşatılmış Bilal Erdoğan değil mi? İşte belki de sorun bu cahillik ile yoğrulmuş kibirden kaynaklanıyor.
Dahasını söyleyeyim: Türkiye’deki bankalarda, mevduatta ve faizde bekleyen toplam para 21 trilyon lira yani yaklaşık 433 milyar dolar… Koskoca devletin bir yılda topladığı tüm bütçe gelirleri 16 trilyon lira yani 330 milyar dolar ederken, bankalarda atıl bekleyen finansal kaynak bunun çok çok üzerindedir.
TÜSİAD 350 milyar dolar; tefeciler 433 milyar dolar… Bu tefecilik emrindeki paraların yarısı bir yıl içinde el değiştirecek. Asıl bilinmesi gereken budur. Servet, üreticiden ve muhtaç olandan siyonist ve küresel sermaye kıçı yalamakla meziyet sahibi olan faiz geliri sahiplerine akacak.
Devletin bütçesi, ihracat geliri ve bankalardaki devasa kaynak ortadayken; bu muazzam sermayeyi sıcak para tefecilerine faiz getirisi olarak peşkeş çekmek mi rasyonelliktir, yoksa bu parayı üretime, sanayiye, teknolojiye ve istihdama yönlendirecek akılcı bir sermaye ve kaynak tahsis politikası uygulamak mı?
Parayı üretimden kaçırıp ranta hapseden bu model yıkım projesidir… Çözüm; tefecilerin reçetelerine sığınmak değil, eldeki bu devasa milli kaynağı üreticinin, gençlerin ve milletin hizmetine sunacak milli bir üretim seferberliğini başlatmaktır.
Duyuyor musun Tayyip Abi?
Çevrendeki kravatlı yalakaları bırak da biraz da bu milletin sesine kulak ver.
Kaynak: Gündüz Demirhan
- Gündüz Demirhan Yazdı: Ekonomi Yönetiminde Kontrol Kaybedildi… Yaşadığımız Şey Basit Bir Konjonktürel Dalgalanma Deeğil, Derin Bir Sosyal Bunalım Krizidir - Eylül 15, 2026
- Tefsir Dersleri/Oğulcan Doğan Yazdı: Kur’anda Psikolojik Şiddet Kavramı - Eylül 15, 2026
- Gürlek; “Tarladan Markete Fiyat Yolculuğu” Mercek Altına Alındı - Eylül 15, 2026

