Abdullah Bayrak Yazdı: “Ben Cuma’ya Gidiyorum!” Diyebilmenin Maddi ve Manevi Bereketi

“Ben Cuma’ya Gidiyorum!” Diyebilmenin Maddi ve Manevi Bereketi

Hayat, çoğumuz için bitmek bilmeyen bir koşturmaca ve üst üste binen sorumluluklar yumağıdır. Bazen işler öyle bir anı bulur ki adeta her şey aynı anda üstümüze gelir. Tıpkı o bildik köylünün ibretlik kıssasında olduğu gibi: Bir yanda değirmende bırakılan buğday çuvalları ve aniden kaçıp kaybolan vefakar bir eşek; diğer yanda tam o esnada kapıyı çalıp “Bugün sulama sırası sende, kaçırırsan bir daha tarlanı sulayamazsın” diyen tarla komşusu…

İki Dünya Arasında Bir Kul

Dünyalık geçim bakımından bu işlerin ikisi de birbirinden mühimdir. Eşeğin peşine düşmese hayvan tamamen kaybolacak ya da vahşi bir canavara yem olacaktır; halbuki köylü eşeksiz geçinemez. Tarlayı sulamasa o yılki ekinler noksan kalacak, bu da bütün ev halkının açlıkla karşı karşıya kalması demektir. Üstelik değirmendeki buğdayın öğütülüp eve gelmesi lazımdır ki hanımı öğle yemeğine taze bir ekmek pişirebilsin.

İşte kulun, işlerin hangisine koşacağını şaşırıp çaresizce düşündüğü o en sıkışık anda, kalbine dalga dalga Cuma ezanının sesi ve varlıkların biricik sahibi Allah’ın kesin emri ulaşır:

“Cuma ezanı okunduğu zaman, dünyalık işlerinizi bırakarak Allah’a ibadet etmeye koşunuz. Cuma’dan çıktıktan sonra işlerinize dağılarak helal yollardan geçiminizin peşine düşünüz.” (Cuma/9-11)

Akıl Çaresiz Kaldığında Teslimiyet Başlar

Kul, tam bu yol ayrımında durup tefekkür etmelidir: “Az sonra beni ibadet yerine çağıran zât, şu an kafamı yoran tüm dünyalık nimetleri bana veren Allah değil midir? Üstün gücüyle bunları istediği an almaya muktedir olan O Yüce Yaratıcı, elden kaçar gibi olan nimetleri tekrar kulunun eline iade edemez mi?” İşte bu tam teslimiyetle, köylü tüm sıkıntılı işlerini yüzüstü bırakarak Allah’ın evine doğru koşar.

Kalbin İki Kanadı: Havf ve Recâ

Tam o tatlı rahatlığı yaşarken, kalbine sinsice bir vesvese fısıldar: “Ya Rabbim benim ibadetimi kabul etmezse?”

Bu ani korkuyla kendine çeki düzen veren mümin, hemen Allah’ın sonsuz merhametini hatırlar. Bilir ki iyi bir Müslüman, hem Allah’ın rahmetine ümitle güvenmeli (recâ) hem de O’nun korkusunu (havf) hiçbir an gönlünden çıkarmamalıdır. Korku ve ümidin bu eşsiz dengesi, insanı dosdoğru yol üzerinde tutan en büyük kalkandır. Bu şuurla, arınmış bir gönülle namazını eda edip camiden ayrılır.

Camiye adım attığında, dünyanın kafa yoran tüm vesveselerinden sıyrılır. Hatibin hutbesini can kulağıyla dinlerken, hafta içinde işlediği günahlar bir bir aklına gelir. Daha önceki Cuma namazında verdiği sözleri tutamayışının derin pişmanlığıyla yüreği sızlar. Esirgeyen ve bağışlayan Rabbine gözyaşlarıyla, samimiyetle tövbe eder. O an paslanan kalbinin temizlendiğini, ruhunun tarifi imkansız bir ferahlığa kavuştuğunu hisseder.

Kul Kendini Düzeltirse İşler Rast Gider

Eve vardığında ise kulunu yalnız bırakmayan Allah’ın muazzam tecellisiyle karşılaşır. Namazdan önce kafasını karıştıran, neredeyse Cuma’yı kaçırmasına sebep olacak bütün işler adeta gizli bir elle çözülmüştür: Eşek kendiliğinden eve dönmüş, tarlası komşu araziden taşan sularla sulanmış, değirmendeki buğday ise bir başka köylünün kendi çuvalı sanıp yanlışlıkla öğütüp getirmesiyle un halini almıştır. Hanımı çoktan sofrayı kurmuş, taze ekmek kokularıyla beyini beklemektedir.

Büyük muhaddis Al-Tirmidhi’nin aktardığı şu hikmetli hadis-i şerif, bu hakikatin manevi mührüdür:

“Kim derdi ahiret ise, Allah onun gönlünü zengin kılar. Dağınık vaziyetini bir araya getirir. Dünya ona boyun eğer. Kimin derdi dünya ise, Allah onu sıkıntı pençesine bırakır. İşlerini dağınık hale getirir. Kendisi için takdir edilen dışında dünyada onun başka nasibi yoktur.”

Demek ki bizler kendimizi düzeltip günahlarımıza tövbe ederek samimiyetle Rabbimize yönelirsek, geri kalan tüm işlerimiz zaten rast gidecektir. Namazı ihmal etmeyen, O’nun dinini dert edinen kulun dünyalık dertlerini bizzat Allah satın alır. Bu feyizli Cuma namazının maddi ve manevi ihsanları karşısında gözyaşlarını tutamayarak ailece şükre duran köylü gibi, bizler de yönümüzü her daim O’na çevirmeliyiz.
Kaynak: Abdullah Bayrak

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.