Aydemir Ay Yazdı: Kırkpınar’da Babamın Elini Tutarken..
Kırkpınar’da Babamın Elini Tutarken..
Babamla ilk defa Kırkpınar’a gittiğimde 5 yaşındaydım. Her şey çok büyüktü, çok gürültülüydü ama bir o kadar da güzeldi.
20 davul, 20 zurna… Hepsi Rumeli kıyafetleri giymişlerdi. Zurnacı amca kulağımın dibinde öttürüyordu zurnasını.
Kalbim zıp zıp atıyordu. O gün babam bana dedi ki: “Bak oğlum, bu bizim geleneğimiz. Bu geleneği sen de büyüdüğün zaman koruyacaksın.”
Bir yağlı güreşçi geldi, babamın elini öptü.
Saygı…
Babam beni gösterdi: “Bu çocuk yağlı güreş yapacak, öğrenecek, bu kimliği koruyacak.”
Dualar okundu, bana özel dualar ile işlenen kispetimi giydirdiler, kurbanım kesildi. O dualı çayıra çıktım. Kalbim anlatamam heyecandan o kadar hızlı çarpıyordu ki! O çimlere ayakla bastığım an! Temenna ettiğimde ellerim ile çimene dokunuş.. Aman allahım.
Sonra Ağa geldi.
Ağa’nın kıyafeti rüya gibiydi. Üstünde tam bir Rumeli kıyafeti vardı. Ağa kıyafeti özeldir, ananelere uygun olmalıdır dediler. Kalın kumaştan bir ceket vardı. Kenarları simsiyah kalın nakışlarla, kıvrım kıvrım desenlerle süslenmişti. Göğsünde yeşil bir kuşak, üzerinde sarı sarı parlak düğmeler. Kırmızı, mor, yeşil renkli dokumalar birbirine girmiş, sanki bir masal kahramanı gibi duruyordu. Başında da kalın bir başlık, boynunda rengârenk bir mendil. Yürürken herkes saygı duyuyordu.
Ağa bana her şeyi anlattı, sanki ben de büyük adammışım gibi. “Geleneklerimizi korumazsak yok olur” dedi. Elindeki kehribar tespihi çekerken tam bir otorite ve vakar timsaliydi. Bu kıyafet, sıradan bir kıyafet değil tarihî sorumluluğu, maddi-manevi himayeyi ve geleneğin koruyuculuğunu simgeler dedi.
Şimdi büyüdüm ama o günü hiç unutmadım. Kırkpınar hâlâ yapılıyor, davullar çalıyor, güreşçiler yağa bulanıyor. Ama bazı şeyler değişiyor ve içim sızlıyor.
Değişim kötü mü? Bazı şeyler tabii ki değişmeli. Daha güvenli olsun, daha çok insan tanısın Kırkpınar’ı. Ama ya geleneklerin içi boşalırsa? O zaman geriye sadece Rumeli kıyafetleri giymiş ağaların fotoğrafı kalır, o derin anlam kalmaz.
Eskiden her şey daha samimiydi. Fakat ritüellerin içinin boşaltılması, duaların, kurbanın, el öpmenin ve ağalık kurumunun sadece törensel bir formaliteye indirgenmesi, geleneği “müzelik” hâle getirir. Kırkpınar bir açık hava müzesine değil, yaşayan bir kültürel mirasa dönüşmelidir.
Ben hâlâ o 7 yaşındaki çocuğum içten içe. Babamın elini tutup “Bunu koruyacağım” diye söz verdiğim çocuğum. Ağa’nın o güzel Rumeli’nin özel nakışlı ceketini, zurnanın sesini, dualarla giydirilen kispeti unutmak istemiyorum.
Asıl korunması gereken, o 7 yaşındaki çocuğa verilen “bu kimliği sen devam ettireceksin” sorumluluk duygusudur. Değişim kaçınılmazdır. Fakat bu değişim geleneğin ruhunu güçlendirmeli, onu sulandırmamalıdır.
Kırkpınar’ı, sadece bir festival değil, babalarımızın emaneti olarak korumalıyız. Yoksa bir gün torunlarımıza anlatacak hiçbir gerçek hikâyemiz kalmaz. Sadece “eskiden böyle güzelmiş” deriz.
Babaların emaneti, çocuklarının ve torunlarının omuzlarındadır. Ya o emaneti layıkıyla taşıyacağız ya da bir gün Kırkpınar’da sadece rengârenk kostümler ve nostaljik bir gösteri kalacak. Seçim bizim.
Geleneği yaşatmak, onu değiştirmekten daha zor. Ama babam öyle dedi ya… Koruyacağız.
Kaynak: Aydemir Ay
- Başpehlivan Okulu, Başkan Gencan’ı Ziyaret Etti - Temmuz 3, 2026
- Aydemir Ay Yazdı: Kırkpınar’da Babamın Elini Tutarken.. - Temmuz 3, 2026
- Firuz Türker Yazdı: Tamar Tanrıyar Aslında Kripto Fetöcüdür - Temmuz 2, 2026

