Cem Murat Yazdı: 1984, George Orwell

1984, George Orwell

🔴(George Orwell 1984 kitabı ile izlediğim filminin karışı mı bir özet çıkarmaya çalıştım. Arada günümüzden ve yakın tarihimizden de bir şeyler ilave ettim. Baştan yazmış değilim tabi ki kopyaladım bazı kısımlarını :)) Haliyle biraz uzun bu sebeple 3 kısma ayırmaya karar verdim)

-1.Kısım-
Orwell’in 1984 romanı Londra’da geçen bir distopya yani geleceğe karamsar bakan bir bilim-kurgu. Tabi 1940’lar için “bilim-kurgu” sayılabilecek “gözetleme ekranı” gibi teknolojik unsurlar bugün geride kaldı. Zaten romandaki siyasî kurgu, bilimsel kurgudan çok daha önemli.
Orwell’in kurgu devletinde 1930’ların faşist rejimleri gibi insanlara baskı uygulanıyor ama daha önemlisi tarihi yeniden yazmak ve lisanı bozmak için çalışan resmî kurumlar var.
“…Bunun bir nedeni, eskiden hiçbir yönetimin yurttaşlarını sürekli denetim altında tutma gücüne sahip olmamasıydı. Ne var ki, matbaanın bulunması kamuoyunu yönlendirmeyi kolaylaştırdı, sinema ve radyo bu süreci daha da güçlendirdi. Televizyonun gelişmesiyle ve aynı aygıtın hem alıcı hem de verici olarak kullanılmasını olanaklı kılan teknolojik ilerlemeyle birlikte, özel yaşam ortadan kalktı. Bütün yurttaşlar ya da en azından izlenmeye değer bütün yurttaşlar, günün yirmi dört saati polis tarafından gözetlenebiliyor, bütün öteki iletişim kanallarından uzak tutulabildikleri gibi, sürekli resmi propagandaya bağımlı kılınabiliyorlardı. Artık ilk kez, yalnızca devlet iradesine tam bir boyun eğişin dayatılması değil, tüm yurttaşların tümüyle aynı düşüncede olmaları da sağlanmıştı. …” (1984, George Orwell)
Tarih kitaplarını yakmak, zafer kazanmaktan kolaydır…
Totaliter rejimler tarihi silip yeninden yazarlar çünkü geçmiş hakkında söyledikleri yalanları gerçeğe dönüştürmek isterler. Bu “resmî tarih” (ki gerçekte resmî yalanlardır) aynı zamanda totaliter rejimin tahmin ve plan konusundaki hatalarını siler ve bedavadan sahte zaferler üretir.

Fikir dünyamızı kontrol etmek isteyen diktatörlerin geçmişte kaldığını söyleyebilir miyiz? “Google bulamadıysa o şey yoktur” diyen bir slogan vardı; hatırlayacaksınız. Bugün Google’ın ilk 10 cevabı, Gerçek’in eş anlamlısı oldu neredeyse.
Wikipedia, Google, CNN, BBC, Twitter, FaceBook gibi birkaç firma/kurum adeta bir gerçek(!)tedarik
karteline dönüştü. Ama 1984, bir kehanet romanı değil. Nedir? İnsan tabiatındaki güç tutkusu ile teknolojinin birleşmesinden doğabilecek siyasî sistemlerin başarılı bir kurgusu.
Güç, tabiatı itibariyle diğer güçlerle işbirliği yapma temayülündedir. Dün faşist devletlerin yaptığı şeyleri bugün Facebook, Google, Apple, Twitter ve Microsoft yapıyor. Faşist bürokrasilerin yerini serbest piyasa maskesi altında tekelleşen büyük firmalar aldı.
Devlet ve otorite hakkında küçük bir parantez: İster orta çağ imparatorluklarını, ister asrımızın demokrasilerini konuşalım; sahnede daima bir “mülk” bir de “malik” vardır.
Devlet/malik/sultan/seçilmiş hükümet, otoritesinin ihata ettiği mülke hükmeder. Yani?
Topraklar, insanlar, faaliyet gösteren şirketler… Devlet, insanları zorla askere alır; aşı yapar; güvenlik gerekçesiyle seyahatini kısıtlar hatta öldürür yani idam eder. Devletin şiddetini meşru kılan şey, son tahlilde adalettir amma… insanlar güvenlik için özgürlük ve adaleti bile feda edebilirler.
Terör/salgın hastalık/düşman işgali tehditleriyle karşılaşan halk, devletin tahakkümünü arttırmasını kabul eder. Bu tahakkümün genişlemesi, devlet memurlarının yapacağı zulmün eleştirilmesini (özgürlük), düzeltilmesini (adalet) ve mağdurların tazmin edilmesini (adalet) engeller.
Kriz durumunda müsamaha edilen “minik” zulümler hızla birleşip kurumsallaşır yani mafyalaşır. Devlet adına, üniforma ile yapılan zulüm, devletin varlık sebebini asit gibi eritir. Güvenlik için tatbik edilen “meşru” devlet şiddeti, vatandaşların güvenliğini tehdit etmeye başlar ve devlet kendi zulmü altında çöker.
Evet, teori bu kadar. Dünyamıza geri dönelim. Salgın hastalık başlayana kadar birçok ülkenin tehdit algısında birinci sıra terör örgütlerine aitti. Corona virüs radar ekranlarımıza girmeden önce güvenlik/özgürlük dengesi neredeydi?
Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), 2018 senesinde 530 milyon telefon konuşmasını gizlice dinleyip kaydetmiş. Makinelere sesle komut verebilmemizi sağlayan ses kaydındaki kelimeleri tanıma teknolojisi geliştikçe küresel bir polis devletinin önü açılıyor.
Corona Virüs salgını başlamadan çok önce Çin, vatandaşlarını fişlemiş; yüz tanıyan kameralarla hemen herkesi gerçek zamanlı takibe almıştı. Adi suçları ve isyanları engelleyip “cici vatandaşlara” ödül olarak puan veren bir sistemdi bu. (Salgında hasta takibi için çok işe yaradı)
Resmî amacı, vatandaşın can güvenliğini korumak olan teknolojik takip, bir
diktatörün cinayet listesine dönüşebilir.
Kuralları çiğneyenlerin internet erişimi, banka kredisi ve seyahat özgürlüğü engelleniyordu. ABD ve Avrupa da benzeri sistemleri terörle mücadele için kurmuştu; şüphelilerin uçağa binmesi yasaklanabiliyordu. (ABD’de ekseriyetle “fazla Müslümanca” giyinen kişilerdi bunlar).
ABD ve Çin’in kurduğu bu gözetleme sistemleri, George Orwell’in 1984 romanındaki “Big Brother” hatırlatıyor tabi. Hatta Google, FaceBook, Amazon gibi devlerin hakkımızda gizli bilgi toplaması ve ulusal polis güçleri veya FBI ile paylaşmasına da “Big Brother” deniyor:
“…Tele-ekran aynı anda hem alıcı hem de verici işlevi görüyordu. Fısıltıyla konuşmadığı sürece Winston’ın çıkardığı her ses tele-ekran tarafından alınıyordu; dahası, madeni levhanın görüş alanında kaldığı sürece Winston işitilmekle kalmıyor, görülebiliyordu da. Hiç kuşkusuz, ne zaman izlendiğinizi anlamanız olanaksızdı. Düşünce Polisi’nin, kime ne zaman ve hangi sistemle bağlandığını kestirmek çok zordu. Herkesi her an izliyor da olabilirlerdi. Ama size istedikleri zaman bağlanabildikleri açıktı. Çıkardığınız her sesin duyulduğunu, karanlıkta olmadığınız sürece her hareketinizin gözetlendiğini varsayarak yaşamak zorundaydınız; zorunda olmak ne söz, artık içgüdüye dönüşmüş bir alışkanlıkla öyle yaşıyordunuz. …” (1984, George Orwell)
Kaynak: Cem Murat

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.