Ercan Çiftçi Yazdı: Gerçeklikle Bağını Koparan Bir Çelişkiler Silsilesi: Alparslan Kuytul ve Siyasi Şizofreni

Gerçeklikle Bağını Koparan Bir Çelişkiler Silsilesi: Alparslan Kuytul ve Siyasi Şizofreni

Siyaset bilimi ve sosyolojide “siyasi şizofreni” kavramı, bir kişi ya da yapının rasyonel gerçeklikten tamamen kopmasını, savunduğunu iddia ettiği değerlerle taban tabana zıt eylemlerde bulunmasını ve kronik bir tutarsızlık içinde yaşamasını ifade eden metaforik bir eleştiridir. Bu teşbih, zihinsel bir bölünmüşlüğü; söylenen söz ile sergilenen tavır arasındaki derin uçurumu betimler. Bu melankolik tutarsızlığın günümüzdeki en bariz ve somut örneklerinden biri de Alparslan Kuytul’dur.

Kuytul’un bugüne kadarki çizgisi incelendiğinde, kendisinin hiçbir zaman gerçek manada adaletten yana olmadığı, aksine her kırılma noktasında zalimlerin safında konumlandığı açıkça görülür. Müslümanlara yönelik her zulüm dalgasında safını mazlumun değil, ezenin yanında seçen Kuytul, bu yönüyle tam bir siyasi akıl tutulması yaşamaktadır.

Bunun ilk ve en çarpıcı örneklerinden biri 28 Şubat darbe sürecidir. Müslümanların inançlarından dolayı amansız bir baskıya maruz kaldığı o karanlık dönemde tek bir direniş hamlesi dahi göstermeyen Kuytul, bu post-modern darbeyi küçümseme yoluna gitmiştir. Yaşanan toplumsal travmayı; “sıradan, vasat üç beş kişinin içeri alındığı ve birkaç vakfın kapatıldığı” ehemmiyetsiz bir olay gibi pazarlamaya çalışarak darbecilerin değirmenine su taşımıştır.

Benzer bir tutum 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesi ve sonrasında da nüksetmiştir. Küresel bir Haçlı örgütlenmesi olan FETÖ’nün darbe teşebbüsünden hemen önce, meşru Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “kalemi kırıldı” ifadelerini kullanan Kuytul, darbe gecesi ise açıkça renk belli ederek darbeye kasten “hayırlı olsun” diyebilmiştir. Devam eden süreçte, milletin canına kasteden darbecilerin ve suç örgütü mensuplarının yargılanma aşamalarını FETÖ kanallarına bağlanarak eleştirmiş, adaleti sabote etmek için her yolu denemiştir.

Kuytul’un dış politika ve bölgesel gelişmelere dair okumaları da yine bu zihinsel savrulmanın örnekleriyle doludur. Suriye iç savaşı başladığında “Esad’ı yıkamazsınız” diyerek katil diktatöre karşı direnen halk cephesini itibarsızlaştırmaya çalışmıştır. Ancak rüzgar tersine dönüp Esad rejimi sarsılınca ve yerine Muhammed el-Beşir eş-Şara liderliğindeki yapı gelince bu kez de Şara’yı hedef almıştır. “Bir terörist yani bu adam aslında. Suçları çok olan bir adamı getirip Suriye’ye başkan yaptılar” diyerek yine istikrarın ve adaletin karşısında konumlanmıştır.

Bu mezhebi ve siyasi körlük, bölgede binlerce Sünni Müslümanın kanına giren katil Kasım Süleymani olayında da zirve yapmıştır. Milyonlarca masumun evsiz kalmasından ve katledilmesinden sorumlu olan bu rafizi komutan için “Kasım Süleymani gibi üst düzey komutanlar şehit edildi” ifadelerini kullanabilmiştir. Dahası, bölgeyi kan gölüne çeviren İran rejimi için “İran İslam Cumhuriyeti’nin sahibi de Allah’tır. Allah sana bunun hesabını sorar” diyerek zalim bir tiranlığı kutsayacak kadar ileri gitmiştir.

Kuytul’un içindeki Anadolu insanına ve millet iradesine yönelik gizli kini, PKK’nın silahsızlandırılması ve tasfiye edilmesi sürecinde bir kez daha parlamıştır. Terör örgütü hayattan çekildikçe panikleyen Kuytul, bu toprağın insanlarının seçtiği iktidarı Amerika ile korkutmaya çalışarak “Onun arkasında Amerika var Amerika” argümanına sığınmıştır. Gelinen noktada hem PKK hem de uzantısı SGD sahadan silinirken, Kuytul’un bu kehaneti de diğerleri gibi fos çıkmıştır.

Siyaseten ilkesizliğin bir diğer tezahürü olarak Ekrem İmamoğlu ve ekibini hararetle savunmaktan geri durmamıştır. Dini ilimlerde zaten “ilkokul seviyesinde” bir yetersizliğe sahip olduğu bilinen bu şahsın, idrak ve siyasi analiz yeteneğinden de ne denli yoksun olduğu bu ittifaklarla tescillenmiştir.

Son olarak, Süleymancılar cemaati içinde kendi tabanını sömüren, milyarlık yolsuzluklara adı karışan ve dahası Süleyman Hilmi Tunahan’ın torununu öldürmeye teşebbüs iddiasıyla, onlarca yıl hapis cezası istemiyle yargılanan zanlı Alihan Kuriş ve örgütünü savunmuştur. Bu suç şebekesine operasyon yapıldığında yine “zulmediyorsunuz” yaygarası kopararak suçluların kalkanı olmaya soyunmuştur.

Tüm bu tablo alt alta koyulduğunda çıkan netice; karşımızda sadece siyasi bir tutarsızlık değil, aynı zamanda ciddi bir karakter ve kişilik buhranı olduğudur. Alparslan Kuytul’un sergilediği bu hırçın figür, özünde bir türlü olgunlaşamamış, ergenlik basamaklarında sıkışıp kalmış hastalıklı bir ruh halinin dışa vurumudur. Hayatını adeta bitmek bilmeyen bir “kendini gösterme”, “fark edilme” ve “kendini kitlelere beğendirme” histerisi üzerine kuran bu zihniyet, narsisistik bir girdabın içinde çırpınmaktadır. Bir türlü toplum nezdinde arzuladığı o devasa karşılığı bulamayışın verdiği iç çelişkiler, ruhunu derin bir sıkışmışlığa mahkum etmiştir. İçten içe hissettiği o ezici “önemsizlik ve sıradanlık” duygusu, onda rasyonel bir olgunlaşma getirmek yerine, etrafına rastgele pençe atan bir saldırganlığa dönüşmüştür.

“Büyük” görünme arzusu ile “cüce” kalmış gerçekliğin meydana getirdiği bu iç çatışma, Kuytul’u tam bir saçmalık girdabına ve sağa sola savrulan bir hırçınlığa sürüklemektedir. Kendini her şeyin merkezinde görme yanılgısı (sanrısı) ile toplumun ve tarihin dış kulvarında kalmış olmanın getirdiği öfke nöbetleri, onu en absürt ittifaklara, en katil rejimleri savunmaya ve en marjinal yapılara kalkan olmaya itmektedir.

Bir çocuk gibi sürekli dikkat çekmeye çalışırken, elindeki mukaddes değerleri ve dini kavramları bu ergence tatmin arayışına malzeme etmekten çekinmemektedir. Netice itibarıyla Alparslan Kuytul, teşbihte hata olmayacak şekilde, dini ve siyasi literatürde hiçbir karşılığı olmayan, kendi kompleksiyle ve yetersizliğiyle savaşan kronik bir vakadır. Siyasi şizofreninin ötesinde, önemsizlik sendromunun doğurduğu bu kör saldırganlık, rasyonel mantığın bittiği, şahsi ihtirasların ve ruhsal tatminsizliğin bir insanı ne denli acınası bir savrulmaya götürebileceğinin canlı bir ispatıdır.
Kaynak: Ercan Çiftçi

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.