Hikaye/Lâ Edrî Yazdı: Sevdiklerinizin Kıymetini Yaşarken Bilin!

Sevdiklerinizin Kıymetini Yaşarken Bilin!
Dikkatle okuyan çok şey kazanır..
Kocam bir cumartesi öğleden sonra marketten beni aradı.“Süt almamız gerekiyor mu?” diye sordu.O sabah söylediği bir şeye hâlâ kızgındım.Bu yüzden normal bir şekilde cevap vermek yerine:“Sen de bu evde yaşıyorsun. Kendin karar ver.” dedim.Sessizleşti.Sonra sadece, “Tamam.” dedi.Telefonu kapattıktan bir süre sonra keşke ona başka türlü cevap verseydim diye düşündüm.Tartışma, aslında utanılacak kadar küçük bir şey yüzünden başlamıştı.Çamaşırları yine makineden çıkarmayı unutmuştu.Ben ona sürekli hatırlatmaktan yorulmuştum.O da sürekli eleştirildiğini hissetmekten yorulmuştu.On dakika içinde, çamaşırlarla hiçbir ilgisi olmayan şeyler yüzünden tartışmaya başlamıştık.Beş yıldır biriken küçücük kırgınlıkların hepsi bir anda ortaya dökülmüştü.Sonunda arabanın anahtarlarını aldı.“Markete gidiyorum.” dedi.Normalde eline bir alışveriş listesi verirdim.Normalde o da çıkmadan önce alınımdan öperdi.O öğleden sonra ikisi de olmadı.Kapının yanında bir an durdu; sanki benden bir şey söylememi bekliyordu.Ben telefonuma bakmaya devam ettim.Sonra kapı kapandı.Yirmi dakika sonra süt için aradı.Soğuk cevabımdan sonra kısa bir sessizlik daha oldu.Sonra, o an pek önemsemediğim bir şey söyledi: “Sevdiğin çileklerden aldım.”Ben de, “İyi.” dedim.İyi.Tek kelimelik, aptalca bir cevap.Sonraları o konuşmayı zihnimde binlerce kez yeniden yaşayacak ve keşke o ana geri dönüp cevabımı değiştirebilseydim diyecektim.Yaklaşık kırk dakika geçti.Mutfağı temizlemeye başladım.Öfkem çoktan geçmeye başlamıştı.Tartışmalarımızın en saçma yanı da buydu.Birbirimize çok kızardık ama bir saat sonra birimiz kahve yapar, diğerinin yanına sessizce bir fincan bırakırdı.Biz genellikle böyle barışırdık.Uzun konuşmalar olmadan.Kimin haklı olduğunun hesabını tutmadan.Ben de iki fincan kahve yaptım.Onunkini tezgâha bıraktım.Sonra ona mesaj attım:“Dikkatli gel. Kahven hazır.”Özür dilemedim. Ama o anlardı.Birkaç dakika geçti. Cevap gelmedi.Endişelenmedim.Araba kullanırken mesaj yazmaktan nefret ederdi.Hatta kapıdan içeri girip hâlâ kızgınmış gibi davranacağını düşününce gülümsedim.Sonra telefonum çaldı.Tanımadığım bir numaraydı.Neredeyse açmayacaktım.Bir kadın, onun yakını olup olmadığımı sordu.Daha cümlesini tamamlamadan içimde bir şey değişti.Bir kaza olmuştu.Hangi hastanede olduğunu söyledi.Aynı soruyu ona üç kez sorduğumu hatırlıyorum: “O iyi mi?”Bana hiçbir zaman doğrudan cevap vermedi.Hastaneye nasıl gittiğimi hatırlamıyorum.Kırmızı ışıkları hatırlıyorum.Direksiyonu sımsıkı tuttuğumu hatırlıyorum. Allah’a yürekten dua ederek Bir daha çamaşırlar yüzünden asla şikayet etmeyeceğime söz verdim.Bundan sonra ilk özür dileyen tarafın hep ben olacağına söz verdim.Her şeye söz verdim.Hayat sana gerçekten neyin önemli olduğunu gösterdiğinde gururun ne kadar çabuk yok olması tuhaf.Hastanede bir doktor bana doğru yürüdü.İnsanların, hayatını “öncesi” ve “sonrası” diye ikiye bölecek bir şey söylemeden hemen önce yüzlerinde beliren o ifadeyi bilir misiniz?Onun yüzünde de o ifade vardı.Daha konuşmadan başımı sallamaya başladım.“Hayır.”Henüz hiçbir şey söylememişti.“Hayır, hayır, hayır.”Ama içimde bir yer gerçeği çoktan anlamıştı.Kocam bir daha eve dönmedi.Ama aldığı yiyecekler döndü.Bir polis memuru, arabadan çıkarılan poşetleri daha sonra bana teslim etti.Ekmek.Kahve.Makarna.Süt.Ve hepsinin altında küçük plastik bir kutuda çilekler vardı.Pahalı olduklarını düşündüğüm için almaya hep yanaşmadığım çileklerden.O yine de almıştı.O çilekleri elimde tutarak mutfağın zeminine oturdum ve hastanede ağladığımdan bile daha çok ağladım.Çünkü bir anda dayanması çok zor bir şeyi fark ettim.Ben evde oturmuş, öfkeme tutunurken…O marketin içinde dolaşıyor ve beni seviyordu.Neyi sevdiğimi hatırlamıştı.Tartışmış olmamıza rağmen.Ben ona soğuk davranmış olmama rağmen.Aylarca telefonumdaki son aramasını silemedim.Süresine tekrar tekrar baktım.Otuz yedi saniye.Hepsi buydu.Otuz yedi saniye boyunca şunlardan herhangi birini söyleyebilirdim:Seni seviyorum,Özür dilerim,Sütü al,Dikkatli gel! Seçtiğim cevaptan daha yumuşak bir şey…Ama hayat, sıradan anlarımız son anlarımıza dönüştükten sonra onları yeniden yazmamıza izin vermiyor.Onu kaybedince, keşke o hâlâ yanımdayken öğrenmiş olsaydım dediğim bir şeyi öğrendim:Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin.Her öfke sessizlikle cezalandırılmayı hak etmez.Bazen sevgi, telefona yumuşak bir sesle cevap vermektir.Bazen ilk özür dileyen olmaktır.Bazen de bir tartışmanın ardından sevdiği çilekleri almaktır.Birini seviyorsan, gururunun geçmesini beklerken onu da bekletme.Çünkü bir gün, bekleyecek zaman kalmayabilir.
Kaynak: Lâ Edrî

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.