Mahmut Çetin Yazdı: AK Parti’deki Beyaz İşgal!

AK Parti’deki Beyaz İşgal!

Anadolu’daki geleneksel taban ile iktidar partisi içindeki elitler ve politika belirleyiciler arasındaki uyumsuzluk, günümüz muhafazakâr siyaset analizlerinin en çok yoğunlaştığı çelişki noktalarından biridir.
Siyasette oy veren kitlenin beklentileri ile iktidarı elinde tutan vitrinin çizdiği hat arasındaki bu mesafe, temel dinamikler üzerinden nasıl açıklanabilir?

“Ekonomik Dönüşüm ve Sermaye-Taban Kopuşu”

Anadolu insanının ekonomik durumu ve yaşam kalitesi incelendiğinde, ilk yıllardaki refah artışının yerini son yıllarda ciddi bir alım gücü kaybına ve gelir adaletsizliğine bıraktığı görülmekte!
30 yıl önceki koşullar ile bugün kıyaslandığında;
Yüksek enflasyon, barınma krizi ve derinleşen hayat pahalılığı, muhafazakâr tabanda “bizim iktidarımız” hissini zayıflatmış;
İktidar eliyle zenginleşen yeni muhafazakâr burjuvazinin sergilediği lüks ve şatafatlı yaşam tarzı, zorlanan Anadolu halkında ciddi bir kırılma ve öfke yaratmıştır!

“Sosyolojik Yozlaşma ve Kültürel İktidar İtirafı”

Siyasi iktidarın 20 yılı aşan süresine rağmen, kültürel alanda muhafazakâr değerlerin korunamadığı, aksine hızla yozlaştığı eleştirisi bizzat muhafazakâr camianın kendi iç entelektüelleri tarafından da dile getirilmektedir.

Sanat, eğitim ve sosyal hayatta hedeflenen “yerli ve millî” dönüşüm gerçekleşmemiş;
Aksine tüketim kültürü, sekülerleşme ve değerler erozyonu muhafazakâr aile yapısını içten sarsmıştır!
Bu durum, “Siyaseten iktidar olundu ama kültürel alanda iktidar olunamadı!” özeleştirisini doğrular niteliktedir!

“Batı Normları, Sözleşmeler ve Özlem Zengin Örneği”

AK Parti’nin kuruluşundan itibaren bünyesinde barındırdığı “Reformist/Batıcı” kanat ile “Geleneksel-Dindar” taban arasındaki doku uyuşmazlığı en belirgin halini aile politikaları ve sosyal yasalarda göstermektedir!

“Yasal Düzenlemeler”

İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı kanun ve AB uyum süreçlerinde benimsenen söylemler, geleneksel Anadolu aile yapısını tehdit ettiği gerekçesiyle tabanda büyük tepki toplamıştır!

“Sembol İsimler”

Özlem Zengin gibi figürlerin partinin karar mekanizmalarında ve grup başkanvekilliği gibi kritik makamlarda ısrarla tutulması, bu çatışmanın merkezinde yer alır!

Tabanın yoğun eleştirisine ve tepkisine rağmen bu isimlerin konumlarını koruması,
Parti yönetiminin “Küresel/Modern Söylem ve Hukuk Normları” ile
“Geleneksel Taban Talepleri” arasında yaptığı pragmatik tercihin bir sonucudur!

“Neden Vazgeçilmiyor?”

Tabanın tepkisine rağmen bu figürlerin ve yaklaşımların parti içinde varlığını sürdürmesinin temel nedenleri nelerdir?

Uluslararası Konjonktür ve Hukuki Vitrin;
İktidar, hem Batı dünyasına hem de şehirli-eğitimli seçmene;
“Aşırı muhafazakârlaşmadık, kadın haklarını ve modern hukuku savunuyoruz!” mesajı vermek için bu kadroları dengeleyici bir unsur olarak mı kullanır?

Sistem İçin Pragmatizm;
İktidarı korumak sadece Anadolu’daki geleneksel oylarla değil de;
Merkezdeki, bürokrasideki ve uluslararası sistemdeki meşruiyeti korumakla mümkün olduğuna mı inanılmaktadır?

Seçeneksizlik Algısı;
Tabanın ne kadar öfkeli olursa olsun,
“Başka gidecek bir yeri olmadığı..” varsayımı, parti merkezinin tabandan gelen bu tarz sosyo-kültürel itirazları göz ardı edebilmesine imkân mı tanımaktadır?

“Muhafazakar Sosyolojideki Erozyon
Ve Çifte Standart”

Tabandaki “Kara Anadolu” insanı ile tavandaki seçkin kadrolar arasındaki bu derin doku uyuşmazlığı yalnızca tekil isimlerle de sınırlı değil, Sistemin bütününe yayılan metodolojik bir tercihtir!

Anadolu halkı, sandıkta kendi medeniyet değerlerinin ve aile yapısının muhafaza edileceği vaadiyle oy verirken;
İktidarın vitrinine yerleştirilen ve tabanın tüm feryatlarına rağmen ısrarla korunan bu figürler, söz konusu değerleri tasfiye eden politikalara öncülük etmiştir!

Ekonomik olarak 30 yıl öncesinin dayanışma ruhunu ve bereketini arayan kitleler, bugün bir yanda lüks ve şatafat içinde yaşayan sözde muhafazakâr elitlerin güç gösterilerine,
Diğer yanda ise kendi mahallesine yabancılaşmış kadroların dayattığı sosyal politikalara mahkûm edilmiştir!
Bu durum, “Beyaz Türkler” zihniyetinin sadece kimlik değiştirdiğini,
Özde ise Anadolu insanını kaynakları tüketen bir oy deposu,
Kendi ajandalarını uygularken de aşılması gereken bir engel olarak görme anlayışını aynen sürdürdüğünü kanıtlamaktadır!

Son 20 yılda Anadolu insanının alım gücü erir, gelir adaletsizliği derinleşir ve geleneksel değerler erozyona uğrarken;
İktidarın karar mekanizmalarını tutan yapının Batı merkezli sosyolojik ajandalarla kurduğu uyum dikkat çekicidir!
Sözgelimi, 6284 sayılı Kanun tartışmalarından uluslararası fonlarla desteklenen toplumsal cinsiyet projelerine;
AB uyum paketleri adı altında aile yapısını dinamitleyen yasal düzenlemelerden bürokrasinin üst kademelerine çöreklenen “Seküler görünümlü muhafazakâr..” teknokratlara kadar pek çok örnek, bu durumun somut tezahürleridir!

Anadolu insanı sandıkta güç kazandırdığı yapının, zamanla kendi değerler dünyasından uzaklaşıp merkezleştiğini, elitleştiğini ve küresel trendlerin etkisine girdiğini hissetmekte!
Bu durum;
“Oy veren Anadolu” ile,
“Yöneten elitler” arasındaki makasın giderek açıldığını göstermektedir!

Yine Anadolu insanı pazar filesini nasıl dolduracağını düşünürken,
İktidarın etrafında kümelenen yeni elitlerin;
Borsa Oyunları,
Milyarlık Fon Krizleri,
Ve Ayrıcalıklı Nüfuz Ticaretleriyle anılmaları tesadüf değildir.
Fatma Betül Sayan Kaya olayından SPK etrafında dönen iddialara,
Kamu kurumlarının imkânlarıyla beslenen yapay burjuvaziden finansal manipülasyonlara kadar her detay,
“Beyaz İşgaciler” dediğimiz kitlenin ulaştığı yozlaşmayı teyit ediyor!

Taban ‘Ümmet’ ve ‘Beka’ söylemleriyle fedakârlığa çağrılırken, tavandaki bu elit tabaka eski Beyaz Türklerin rant yöntemlerini aynen devralmıştır!

İsmi ister borsa fonu olsun, ister kamu ihalesi;
Zihniyet, Anadolu’nun alın terini küresel ve yerel elit ağlarına peşkeş çekme zihniyetidir!
“Sorumlular hesap verecek!” nutukları çekilse de, sistemin doğası gereği bu mekanizma kendi ürettiği ‘Beyaz’ kadroları koruma refleksinden asla vaz geçmeyecektir!

“Beyaz İşgalci Elitler” bu yazımıza burun kıvıracaklar, biliyoruz..
Kıvırsınlar!

Mahmut Çetin
____________
Recep Tayyip Erdoğan
AK Parti
#FatmaBetülSayanKaya
#ÖzlemZengin

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

One thought on “Mahmut Çetin Yazdı: AK Parti’deki Beyaz İşgal!”

  • Eylül 28, 2026 tarihinde, saat 10:17
    Permalink

    Paylaştığımız linkteki yazımız:

    https://www.facebook.com/share/p/19WYQQtxGN/?mibextid=wwXIfr

    “Ak Parti Ordu Teşkilatındaki Paralel Yapılanma” başlıklı yazımızla bağlantılı olarak;
    Özel kanallardan soran bir okuyucumuza cevabı, Tüm Ordu Kamuoyunu ilgilendirdiği için buraya aldık..

    Cevaben deriz ki;
    “Evet, Ordu teşkilatında analiz ettiğimiz yerel güç mücadelesi ile Türkiye ölçeğindeki;
    “Beyaz İşgal / Kılık Değiştiren Efendiler” tezi arasında doğrudan, organik ve metodolojik bir bağ kurmak mümkündür!

    Ankara merkezli yürütülen bürokratik tasfiye ve yerel otonomileşme hamleleri, “Beyaz AK Partililer” zihniyetinin Anadolu’nun taşrasında ve yerel teşkilatlarında nasıl bir “Paralel İdare Biçimi” ürettiğinin en somut laboratuvar örneklerinden biridir!

    Söz konusu bağı şu 4 ana eksende kurarak metni derinleştirebiliriz;

    1. Merkezin / Bürokrasinin Tasfiyesi;
    “Dr. Mehmet Hilmi Güler Ayrıntısı”

    Ordu Büyükşehir Belediyesi Başkanımız
    Dr. Mehmet Hilmi Güler, sadece yerel bir figür değil,
    AK Parti’nin kuruluş yıllarından gelen, devlet aklını ve “Merkez Bürokrasiyi” temsil eden sembol isimlerden biridir.

    Yerel ağların, muhalefet aktörleriyle (Enver Yılmaz) dirsek teması kurarak Hilmi Güler’i kuşatmaya çalışması, tam olarak eski devlet aklının ve kurucu dindar/teknokrat omurganın taşrada tasfiye edilme hamlesidir!

    Tıpkı genel siyasette “Kara Anadolu” halkının tasfiye edilip yerine pragmatik teknokratların yerleştirilmesi gibi, Ordu’da da partinin merkez disiplinine ve ilkelerine bağlı bürokratik akıl, yerel dükkân hesabına kurban edilmek istenmektedir!

    2. Dikey Hiyerarşiye Karşı Feodal Dükkân;
    “Zihniyet Akrabalığı”

    “Beyaz İşgalciler” ya da “Beyaz AK Partililer” dediğimiz kitlenin en belirgin özelliği, sadakatin ilkelere veya lidere değil, doğrudan kendi çıkarlarına gösterilmesidir!

    Ordu’da #MahmutÖzer ve ekibi (Selman Altaş) üzerinden şekillendiğini iddia ettiğimiz otonom hat;
    Genel Merkez’in ve Erdoğan’ın iradesini atlatma,
    Atanan İl Teşkilat Başkanı Samet Özdemir’i kadük bırakıp de facto bir yapı işletme çabasıdır!

    Bu durum, “dini ve milli retoriği kullanarak iktidarın nimetlerini kendi dar ekibine devşiren” Beyaz İşgalci zihniyetin Ordu’daki feodal derebeylik tezahürüdür!

    Ankara’ya verilen “Sivil İtaatsizlik” mesajı aslında;
    “Güç bende kaldığı sürece parti disiplini teferruattır!” anlayışıdır!

    3. Çapraz İttifaklar ve Risk Sigortası;
    “Her İki Masada da Bulunma Taktiği”

    Yazımızda belirttiğiniz;
    “İYİ Parti / Enver Yılmaz hattı ile kurulan dirsek teması, iktidar elitlerinin en klasik hayatta kalma refleksidir!

    Beyaz Türk elitizminin tarihsel stratejisi şuydu;
    “Sistem değişse de muktedir değişmesin!”

    Ordu’daki bu “Yerel Konsorsiyum” modeli de aynı mantıkla çalışır;
    “Yarın iktidar veya güç dengeleri değişirse, Ordu’daki sermaye, siyasi rant ve bürokratik güç yine aynı ekibin elinde kalsın!”
    Bu geçişgenlik, dava veya parti sadakatiyle açıklanamaz;
    Bu anlayış, tamamen kılık değiştiren pragmatik elitizmin kendilerini garantiye alma çabasıdır!

    4. Beka Söylemi Aşağıda, Dükkân Savaşı Yukarıda;

    “Kara Anadolu” insanı sandıkta “beka”, “ümmet”, “yerli ve millî duruş” diyerek kenetlenirken ve geçim sıkıntısına göğüs gererken; taşradaki kilit aktörlerin;
    “Erdoğan sonrası döneme yatırım yapma”
    Ve”Ankara’ya racon kesme” derdine düşmesi, genel yazımızdaki “Taban ile Tavan Arasındaki Makas” vurgusunu tam olarak doğrular!

    “Anadolu’daki Paralel Feodalizm Ve Maskeli İşgal”

    “Ankara’da yükselen ‘Beyaz İşgalciler’ zihniyeti ile taşradaki teşkilat yapılarında beliren ‘Paralel Güç Odakları’ aynı kökten beslenmektedirler!
    Bunun en çarpıcı örneği Ordu siyasetinde yaşanmaktadır!
    Partinin kurucu kurumsal aklını ve devlet tecrübesini temsil eden M. Hilmi Güler gibi isimlerin örtülü ittifaklarla yalnızlaştırılmaya çalışılması,
    Genel Merkez iradesinin baypas edilerek fiili gölge yapılarla sahaya hükmedilmek istenmesi tesadüf değildir!

    Tıpkı merkezdeki yeni elitlerin halkın değerlerini kalkan yaparak kendi iktidarlarını pekiştirmesi gibi;
    Yerelde de lidere ve partiye rağmen ‘otonom feodal alanlar’ inşa edilmektedir!

    Genel Merkez’in atadığı resmî kurulları işlevsizleştirip,
    İktidar değişimine karşı muhalefet aktörleriyle dirsek teması kuran bu yerel konsorsiyum;
    Güce ve rant dengelerine sadık, ilkelere ise yabancılaşmış ‘Beyaz AK Partili’ akıl yapısının taşradaki tescilli modelidir!
    Mahmut Çetin

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.