Yahya Baştürk Yazdı: İslâm Dini ve Şiarları, Kimsenin Servet Asansörü Değildir!

İslâm Dini ve Şiarları, Kimsenin Servet Asansörü Değildir!

Mücahitlikten, müteahhitliğe‼️ İki kelime. Aralarında bir harf farkı var, bir de uçurum. Birinde Allah’ın adı, diğerinde ihale. Birinde “şehitlik” nutku, diğerinde kat karşılığı sözleşme. Birinde “tağutî düzen yıkılacak” sloganı, diğerinde aynı düzenin betonunu döken kepçe.!

Bu yazımız bir dönemin, bir zihniyetin, bir ahlak çöküşünün anatomisidir.!

Önce kelimeler öldü!

Yetmişlerde, seksenlerde, doksanlarda ceketlerinin yakasında; hayat “iman ve cihad” yazan. Dünyayı kirli gören. Bankayı faizi haram, medyayı ahlaksızlık, İslâm dışı olanı tağut sayanlar vardı. Fakirliğe övgü düzülmezdi belki ama, para her zaman şüpheli görünürdü; çünkü para, düzenin kirini taşıyordu.!

Sonra köprülerin altından çok sular aktı. Meclis ve Belediye koltukları geldi. İhale listeleri geldi. Kamu-özel işbirliği, faiz, fon ve borsa geldi!

“Eskiden mücahittik, şimdi müteahhit olduk.”Bu cümle şaka değil. İtiraf. Üstelik gururlu bir itiraf. Sanki terfiymiş gibi söyleniyor. Cihadın hedefi değişmedi, deniyor; sadece “araç” değişti. Araç değişince hedef de değişir. Hedef değişince din, artık bir inanç değil, bir kaplama malzemesi olur! Dünyevi yolsuzluktan daha tehlikeli olanı, yolsuzluğu kutsallaştırmaktır.!

İnanca en büyük darbe şudur: Allah korkusunu, aidiyetini, “bizden olan” refleksini, mahalle baskısını ve ahiret inancını kullanarak insanların aklını, parasını, arsasını, borsada ki fonunu ve suskunluğunu kullanmak.! Bu, sıradan yolsuzluktan daha derin bir şeydir. Çünkü sıradan yolsuzluk en azından utanır. Bu tip yolsuzluk hutbe verir.!

Güven, bu ülkede en pahalı hammaddedir.! Münafıkların en ucuz yolu da başörtüsünü, takkeyi, tesbihi, “selamün aleyküm”ü ve “inşallah hayırlısı”nı kullanmaktır. İnsan, bankaya güvenmez; ama “bizim cenahtan” cümlesine güvenir. Güvenince evini, birikimini, arsasını teslim eder.!

Müslümanlık iddiası, neden bu kadar işe yarıyor?

Çünkü İslam, ahlaki bir üstünlük iddiasıdır. “Ben dünyalık için değil, dava için çalışıyorum” dersen, eleştiriyi küfür saydırırsın. Hesap soranı “düşman”, “İslam düşmanı” ilan edersin. Şeffaflık isteyeni “niyetini bozmakla” suçlarsın. Böylece denetim kalkar. Denetim kalkınca iştah açılır.!

İlk başta belki gerçekten samimiyet vardır. İnsan kendini kandırabilir. “Bir kere şu ihaleyi alalım, sonra hayır işleriz.” “Bir villa yetmez, cemaatlere yardım da yapacağız.” “Devlet malı deniz, yemeyen domuz — ama biz yemiyoruz, hizmet ediyoruz.”

Sonra ev büyür. Araç konvoyu uzar.! Çocuklar yurtdışında okur. Eşin çantası, ayakkabısı değişir. Dil değişmez. Dil değişmeyince vicdan da değişmemiş gibi görünür. Oysa vicdan çoktan taşeron olmuştur.!

Merhum Mehmet Şevket Eygi’nin yıllar önce yazdığı şey hâlâ kılıç kadar keskindir: “İslam’da ganimet, küffarla savaşta vardır; Müslüman’ın malını ganimet saymak yoktur.” Ama bazı eski mücahitler, yeni müteahhitler, kendi ümmetini pazar yerine çevirdiler!

Allah korkusu olmayan her insan, potansiyel hırsızdır bu ayrı konu. Ancak, “Bizden olan çalmaz” mı? Bu cümle, Türkiye’de işlenen en büyük ahlaki sahtekârlıklardan biridir.! Çalar. Hem de iki kere çalar. Bir: malı. İki: anlamı!

Malı çalmak teknik iştir. Anlamı çalmak ise toplumsal cinayettdir. Çünkü “haram” kelimesini boşaltırsın. “Helal”i genişletirsin. “Rıza-i ilahi”yi ciroya bağlarsın. “Kader”i kötü işçilik üzerine örtersin. “Sabır”ı mağdura öğütlersin. “Fitne çıkarma”yı hesap sorana dersin.! Bu, dinin korunması değildir. Suçun dinî ambalajla korunmasıdır.!

Asıl konuşulması gereken şudur: Bu ülkede “ucuz mümin”, “değerli mal” tercihi yapıldı. Görünür dindarlık ucuzdu. Gerçek İman pahalıydı.!

Bu yazı kimleri hedeflemez, kimleri hedef alır?

Her Müslüman zengin, hırsız değildir. Her siyasetçi, Müslüman kılıklı hırsız değildir.! Her cemaat / tarikat bir soygun şebekesi değildir. Her camide toplanan para, kirli değildir..!

Hedef, tipler bellidir:

– Dünü “cihad”, bugünü “ciro” olanlar,
– Eleştiriyi küfür ihanet sayanlar,
– Kamu malını ganimet gibi görenler,
– Yoksulun evini “proje”, yoksulun hayatını “maliyet kalemi” sayanlar,
– Hutbede adaleti okuyup, şantiyede hile yapanlar,
– “Helal” kelimesini muhasebe kılıfı yapanlar.!

Bu tipler, toplumda ki ahlak boşluğunun ürünüdür. Kolay para fırsatı o boşluğu büyütmüştür. Ortak paye ağları o boşluğu örgütlemiştir.!

Sert sözlerimizin gerekçesi şudur;

Yumuşak dil bu işi örter. “Aşırılık oldu”, “bazı istismarlar yaşandı”, “sistemsel sorunlar var” demek, cinayeti “trafik kazası” diye yazmaya benzer.! Hayır. Burada bir ahlak iflası vardır.! Burada kutsalın ticarete çevrilmesi de vardır.!

Biz Müslümanız!
Din, bunları örtsün diye inmedi.!
Din, bunları meşrulaştırsın diye yaşanmaz.!
Din, bir sınıfın servet asansörü değildir.!

İyi ki ölüm var!
İyi ki ahiret var!
İyi ki cehennem var!
Kaynak: Yahya Baştürk

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.