Yahya Baştürk Yazdı: Ahir Zamanın Yüzsüzleri!
Ahir Zamanın Yüzsüzleri!
Yüzsüzlük, utanmazlık salgını son olarak Mustafa Sarıgül rezaleti ile vücut buldu. Hırsızın hırsızlıktan, ahlaksızın ahlaksızlıktan utanmadığı bir çağda; bu ahlaki çöküşü genel olarak, derinlikli bir şekilde ele alalım;
İnsanoğlu bir zamanlar, aynada kendi yüzüne bakarken utanırdı. Ayna, sadece dışarıyı değil, içerideki o ince, kırılgan sesi de yansıtırdı. Bugün o ses suskun.! Skandallar büyüdükçe yüzler davul derisi gibi, sesler daha cesur çıkıyor, bakış daha dik duruyor. Bir zamanlar “utançtan yerin dibine girmek” diye bir tabir vardı; şimdi yerin dibi diye bir şey kalmadı!
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular; “Utanmıyorsan dilediğini yap.” (Sahih-i Buhârî)
Bu söz, bir izin değil, çok ağır bir uyarıdır.!
Utanç (haya) kalktığında, insanın önünde hiçbir içsel fren kalmaz. Ne vicdan, ne itibar, ne de “yarın başkalarının yüzüne nasıl bakarım” diye bir hesap. Geriye sadece arzu kalır. Ve arzu, sınır tanımaz.!
Utanç, aslında toplumun en eski ve en sessiz kanunuydu. Kanunlar yazılmadan önce, cezadan önce, hapishanelerden önce vardı. Bir insanın “ben bunu yaparsam, kimse yüzüme bakmaz” diye düşündüğü o an, aslında insanlığın en ince ipliğiydi.!
O iplik koptuğunda, geriye sadece güç kaldı. Güç de utanç tanımaz. Güç, skandalı “algı yönetimi”ne, rezilliği “stratejik hata”ya, yalanı “alternatif gerçeklik”e çevirir. Ve insanlar buna alıştı. Alışmak değil, artık talep ediyorlar. Utanmayan insan daha “güçlü”, daha “özgür”, daha “çağdaş” görünüyor. Utanan ise zayıf, eski, kuralcı.!
En çarpıcı olan, skandalın büyüklüğüyle orantılı olarak utancın küçülmesi. Eskiden küçük bir yalan bile insanın içini kemirirdi. Şimdi büyük bir hırsızlık, büyük bir ihanet, büyük bir yalan, büyük bir ahlaksızlık ortaya çıktığında, kişinin ilk refleksi “özür dilemek” değil, “savunma hattı kurmak” oluyor.!
Avukat, danışman, sosyal medya ekibi, psikolog… Hepsi aynı anda devreye giriyor. Amaç gerçeği düzeltmek değil, gerçeğin etkisini zayıflatmak. Çünkü artık gerçek değil, gerçekliğin nasıl “algılandığı” önemli. Algı ise yönetilebilir. Yönetilen şeyden de utanılmaz.!
Ahir zamanın en büyük tuzağı belki de budur: İnsanlar rezil olmaktan değil, adeta rezil olamamaktan korkuyor. Rezil olmak, görünür olmak demek. Görünür olmak ise varlık demek. Görünmeyen insan, bu lanet çağda yok hükmünde.! Bu yüzden zenginler siyasetçiler, sanat sepetçiler skandalları bir tür “varoluş biçimi” haline getirdiler!
Skandal büyüdükçe konuşuluyorlar, konuşuldukça var oluyorlar. Utanç ise görünmezlik getirir. Görünmezlik de, ahlaksızlar için ölüm gibidir. Bu yüzden utanç öldürüldü. Sessizce, kibarca, “özgürlük” ve “kendini sevme” ve “sınır koymama” adları altında.!
Belki de asıl soru şudur: Utanç bittiğinde geriye ne kalır? Sadece güç mü? Sadece görünürlük mü? Yoksa insanın kendi yüzüne bakarken artık hiçbir şey hissetmemesi mi? O hissizlik, belki de bu çağın en büyük rezilliğidir. Çünkü artık utançtan insan içine çıkamayan değil, utançtan insan içine çıkmaya bile gerek duymayan insanlar var.! Ve bu insanlar, kendi skandallarının içinde, hâlâ “ben buradayım” diye bağırıyorlar! Bağırdıkça da, o eski, ince, kırılgan sesin bir daha hiç uyanmayacağını kanıtlıyorlar!
Kaynak: Yahya Baştürk
- Basından Seçmeler/Hüseyin Likoğlu: ‘Oğlumu Tutuklayacak Daha Anasından Doğmadı…’ - Ekim 29, 2026
- Yahya Baştürk Yazdı: Ahir Zamanın Yüzsüzleri! - Ekim 29, 2026
- Vali Sezer’in 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlama Mesajı - Ekim 28, 2026

