Yahya Baştürk Yazdı: Hiçbir Şey ve Hiç Kimse Göründüğü Gibi Değil!..

Hiçbir Şey ve Hiç Kimse Göründüğü Gibi Değil!..

Bu anonim cümle, insanlık tarihinin en eski ve en acı teşhislerinden biridir. Dışarıdan bakıldığında herkes “iyi”, “dindar”, “ahlaklı”, “dürüst” görünebilir. İçeriden bakıldığında ise, çoğu zaman başka başka manzaralar vardır: korku, menfaat, gösteriş, kendini aldatma ve ahlakın sadece bir kamuflaj olarak kullanılması vardır!

Görünüş ile Hakikat Arasındaki Uçurum!

İnsan, toplumsal bir varlık olduğu için sürekli bir “yüz” taşır. Bu yüz, çoğu zaman gerçeğin kendisi değil, maalesef bir pazarlama versiyonudur. Özellikle dindarlık iddiası taşıyan toplumlarda, bu uçurum daha da derinleşir.!

Namaz kılan, oruç tutan, “Allah korkusu”ndan söz eden insanların sayısı çoktur. Ama gerçek anlamda Allah’tan korkan — yani görünmeyen bir şahidin her an kendisini gördüğünü bilen, hesabını yalnız O’na vereceğini hisseden, bu yüzden gizlide de açıktaki gibi davranan — insan gerçekten çok azdır.!

Çünkü “Allah korkusu” (takva) bir duygu değil, bir iç denetim mekanizmasıdır. Bu mekanizma çalışmadığında, geriye sadece ritüel, slogan ve sosyal statü kalır.!

İnsan namazını kılar ama yalan söyler; oruç tutar ama gıybet eder; “helal” der ama rüşveti meşrulaştırır; “ümmet” der ama kendi çıkarını ümmetin üstüne koyar. Bu çelişki, ahlaksızlığın en tehlikeli biçimidir!

Ahlaksızlığın, ahlak kılığına bürünmesi!

Ahlakın Çöküşü Neden En Büyük Sorundur?

Toplumdaki en büyük sorun yoksulluk, eğitim eksikliği ya da siyasi yozlaşma değildir. Bunlar sonuçtur. Asıl sorun, ahlakın içinin boşaltılmış olmasıdır.!

Ahlak çöktüğünde:

– Güven yok olur. Güven olmayınca her ilişki pazarlık, her söz şüphe, her yardım hesap haline gelir.!

– Adalet duygusu erir. Adalet duygusu eriyince güç, hakka dönüşür; zayıf olan “hak etmiyor” muamelesi görür.!

– Aile, komşuluk, ticaret, siyaset… Hepsi yüzeysel bir performans sahnesine döner. Herkes “doğru”yu oynamaya çalışır, kimse “doğru” olmaya çalışmaz.!

Bu durum, özellikle Türkiye gibi dindar görünen toplumlarda daha yıkıcıdır.! Çünkü orada ahlaksızlık, sadece ahlaksızlık değildir; aynı zamanda kutsalın istismarıdır.!

İnsan, Allah’ın adını kullanarak kendi nefsini meşrulaştırdığında, ahlakın son sığınağını da yakmış olur.!

Neden, Gerçekten Allah’tan korkan insanlar (Takva) Bu Kadar Nadir?

Çünkü gerçek takva, insanın kendi kendisiyle yüzleşmesini gerektirir. İnsan, kendi karanlığını görmekten korkar. Sosyal medyada, camide, ailede, iş yerinde “iyi insan” imajını korumak, iç muhasebeden çok daha kolaydır.!

Modern hayat ise bu kolaylığı destekler: gösteriş, lüks, tüketim ve “görünür olmak” kültürü, insanın iç sesini boğar.!

Ayrıca çoğu insan, Allah’tan değil, “insanların ne diyeceğinden” korkar. Bu korku, ahlakı dışarıya dönük hale getirir.! Dışarıya dönük ahlak ise, denetim kalktığında anında çöker.!

Oysa gerçek korku, yalnızken de çalışan korkudur. O korku azaldıkça, ahlak da sadece “yakalanmama” sanatına dönüşür.!

En Çarpıcı Gerçek Şudur;

Toplumda en tehlikeli insanlar, açıkça ahlaksız olanlar değildir. Açıkça ahlaksız olanlar en azından teşhis edilebilir.! Asıl tehlike, ahlakı bir maske olarak kullananlardır. Onlar hem kendilerini hem de çevresini aldatırlar. Ve bu aldatma, nesilden nesile aktarıldığında, bir toplumun ahlaki bağışıklık sistemini tamamen çökertir.!

Sonuç olarak:

Görünen her şey bir perdedir.! Perdenin arkasında çoğu zaman korku, menfaat ve kendini kandırma vardır. Gerçek anlamda Allah’tan korkan insan azdır; çünkü o korku, insanın en derin rahatını bozar. Ve ahlaksızlık, sadece bireysel bir zaaf değil, bir toplumun yavaş yavaş kendi kendini yok etme biçimidir.!

Filhakika;
İnsanlar ahlaksız oldukları için değil, ahlaksız olduklarını gizleyebilecek kadar “ahlaklı” göründükleri için; bu kadar derin bir çöküş içindedirler.!

Selam, hidâyete tabi olanların üzerine olsun…
Kaynak: Yahya Baştürk

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.