Yahya Baştürk Yazdı: Bir evde, iki erkek olmaz!

Bir evde, iki erkek olmaz!

Bu cümle; Aslında bir evin içindeki en kırılgan dengeyi tarif eder. Ev, iki yetişkinin yan yana durduğu bir oda değildir. Bir yönü, bir ritmi, bir nihai kararı olan küçük bir alemdir. Alemde iki ayrı merkez olursa ev, ev olmaktan çıkar; iki kampın sürekli savaş ve ateşkesi gibi durur!

İslâm’da ki aile’ye, derin bir bakış atalım;

Nisa Suresi 34. Ayette Rabb’imiz şöyle buyurdu; “Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hâkimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, (Allah’a) itaatkârdırlar ve Allah kendilerini koruduğu cihetle, kocalarının gıyabında ırz ve mallarını muhafaza ederler. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin. Sonra uslanmazlarsa, kendilerini yataklarda yalnız bırakın. Yine dinlemezlerse, (Hafifçe) döğün. Size itaat ettikleri takdirde kendilerini incitmeye bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.”

Kadın kocasıyla yarışa girdiğinde ve evin içinde dominantlık kurduğunda evlilik çoğu zaman resmi olarak bitmez. Daha tehlikeli bir şey olur: fiilen ölür. Aynı çatı altında, aynı yatakta, aynı çocukların önünde iki ayrı irade durur. Biri “ben de varım” demek için diğerini sürekli düzeltir, geçersiz kılar, gölgeler. Saygı önce incelir, sonra kopar. Kopan şey sevgi bağı değildir; evliliği ayakta tutan omurgadır!

Ebû Saîd el-Hudrî (R.a.) anlatıyor: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bayram namazından sonra kadınların bulunduğu tarafa geçti ve buyurdu: “Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz. Çünkü ben cehennem ehlinin çoğunun sizler olduğunu gördüm.” Kadınlar: “Neden, ey Allah’ın Resûlü?” deyince: “Çünkü çok lanet ediyorsunuz ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelen, akıl ve din bakımından noksan kimseyi görmedim.”

“Aklımız ve dinimiz nasıl noksan?” diye sorulunca: “İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine denk değil midir? İşte bu aklın noksanlığıdır. Hayız olduğunda namaz kılmaz, oruç tutmaz değil misiniz? İşte bu da dinin noksanlığıdır.” (Buhârî, Hayız 6; Müslim, Îmân 132.)

Ev bir ortaklık değildir, bir hiyerarşidir!

Modern çağ (!) her şeyi “eşitlik” diye paketler. Eşit hak, eşit söz, eşit karar. Ama evin içindeki fıtrati gerçeklik bu paketle işlemez. Evde her kararın aynı ağırlıkta olması, her itirazın aynı meşruiyette durması, her liderlik iddiasının aynı anda geçerli sayılması evı yönetmez; evi felç eder.!

Bir evde nihai sözün kime ait olduğu belirsizleştiğinde ev, sürekli müzakere edilen bir şirket gibi olur. Şirketler bazen ayakta kalır. Ama evler kalmaz. Çünkü ev, gece yarısı ateşlenen bir çocuk ağlaması, bir borç, bir hastalık, bir iffet şüphesi, bir ölüm haberi gibi ani yükler taşır. O anda “haydi oylayalım” denmez. Birinin öne çıkması, diğerinin ona yaslanması gerekir.!

Kadın kocasıyla yarıştığında aslında şunu söyler: “Senin durduğun yerde ben de duracağım. Senin taşıdığın yükü ben de taşıyacağım. Senin verdiğin hükmü ben de vereceğim.” Bu, güç talebi gibi görünür. Çoğu zaman korkudan gelir. Güvensizlikten, geçmiş yaralardan, “ezilmeyeceğim” refleksinden. Ama evin içinde bu refleks, erkeği rakip haline getirir. Rakip olan adam, koca olmaktan çıkar.!

Dominantlık, erkeği yok etmez; onu geri çeker!

Bir erkek evinde iki şey arar: saygı ve yer. Yer verilmeyen erkek ya sertleşir ya da içine kapanır. Sertleşirse ev savaş alanına döner. Kapanırsa ev sessiz bir mezara döner. İkisi de aynı sonuca çıkar: evlilik fiilen biter.!

Kadının dominantlığı çoğu zaman yüksek ses, keskin dil, alay, küçümseme, sürekli düzeltme, “sen anlamazsın”, “ben daha iyi bilirim”, “yine yanlış yaptın” biçiminde gelir. Bunlar tek tek bakıldığında “karakter” gibi durur. Biriktiğinde evin havasını değiştirir. Erkek evinde istenmeyen bir misafir gibi durmaya başlar. Kendi evinde yabancılaşır.!

Yabancılaşan erkek evden kaçmaz her zaman. Daha beterini yapar: evde durur ama evin içinden çıkar. Sessizleşir. İşine gömülür. Telefona gömülür. Arkadaşlarına gömülür. Mahrem ilişkilerden soğur.!

Çocuklarına karşı mesafelileşir. Kadın bunu “ilgisizlik” sanır. Aslında ilgisizlik değil, geri çekilmedir. Bir adam kendi evinde sürekli yenildiğini hissettiğinde savaşmayı bırakır. Bıraktığı anda evlilik kağıt üzerinde durur, içeride biter.!

Erkeğin reisliği ölünce evlilik ısınmaz, soğur!

Evlilik yalnızca görev paylaşımı değildir. Bir gerilimdir. Çekim, farktan doğar. Erkek ile kadın arasındaki fark silindiğinde ev bir oda arkadaşı düzenine döner. Oda arkadaşları nadiren iyi geçinirler! Ama, kadın erkek ilişkisi artık bitmiştir!

Kadın kocasının karşısında “ikinci erkek” konumuna geçtiğinde evdeki eril-dişil gerilim bozulur. Bu gerilim ahlaki bir masal değildir; bedenin, bakışın, arzunun bildiği bir şeydir. Kadın liderliği ele geçirdiğinde erkek çoğu zaman daha “uyumlu” gibi olur!

Uyumlu erkek, evde işleri kolaylaştırabilir! Mahremiyet ve ruhta ise boşluk bırakır. Kadın bir süre sonra aynı adamdan “neden erkek gibi durmuyorsun” diye şikayet eder. Oysa adamın durduğu yer, kadının ona bıraktığı yerdir.!

Bu kısır döngü evlilikleri sessizce öldürür. Kavga gürültülü biter. Bu tür ölümler gürültüsüz olur. Kahvaltı yapılır, faturalar ödenir, çocuklar okula gider. İçeride kimse kimseyi istemez.!

Çocuklar, evin içindeki ikinci mahkemedir!

Bir evde iki erkek olduğunda, çocuklar en net görücülerdir. Baba bir şey söyler, anne hemen düzeltir. Anne bir sınır koyar, baba arkadan deler ya da susar. Çocuk kime bakacağını şaşırır. Güven, tutarlılıktan doğar. Tutarlılık, evde kimin sözünün geçtiğinin belli olmasından doğar.!

İki otorite birbirini yendiğinde çocuk ya manipüle etmeyi öğrenir ya da kimseye güvenmemeyi. Ev, ona dünya modelidir.! Evde güç kavgası varsa, çocuk hayatı bir pazarlık sanır. Saygıyı, sevgiyi, itaati, korumayı karıştırır. Yıllar sonra kendi evini kurduğunda aynı savaşı taşır.!

Bu, kadının susması demek değildir!

Burada kastedilen şey kadının akılsız, sözsüz, iradesiz durması değildir. Akıllı kadın evin içinde sözünü söyler. Görüşünü belirtir. Yanlışa karşı çıkar. Kocasının kör noktasını gösterir. Bunlar evliliği güçlendirir.

Yarış başka şeydir. Yarış, “ben de senin yerinde duracağım” demektir. Dominantlık, “senin durduğun yer geçersiz” demektir. Biri katkı, diğeri tahttır. Katkı evı büyütür. Taht kavgası evi böler.!

Bir kadın kocasını yönetmek istediğinde aslında çoğu zaman şunu ister: güvende olmak. Paradoks şudur: güvende olmak için erkeğin yerini işgal eder. İşgal ettiği yer boşalınca güvenecek kimse kalmaz. Kendi kurduğu düzende kendi yalnızlığını büyütür.!

Fiilen biten evlilik, boşanmadan daha ağırdır!

Boşanma bir son ilanıdır. Fiilen biten evlilik ise süren bir yalandır. Aynı soyadı, aynı adres, aynı yemek masası. İçeride iki ayrı hayat. Kadın evin patronudur, erkek evin kiracısı. Ya da tersi: kadın evin askeridir, erkek evin gölgesi.!

Bu evlerde sadakat ve sevgi nadiren sürer. Saygı neredeyse hiç sürmez. İnsan en çok, karşısındakinin yerini çaldığında onu kaybeder.!

Filhakika; Bir evde iki erkek olmaz. Çünkü ev, iki iradenin yarıştığı yer değil; bir iradenin taşıdığı, diğerinin onu mümkün kıldığı yerdir. Bunu reddeden evlilikler, nadiren yaşar. Ama yaşadıkları şey evlilik değildir. Birlikte duran iki yalnızlıktır.!

Selam, “Allah ve Resulü bir işte hüküm verince”, koşulsuz itaat edenlerin üzerine olsun…
Kaynak: Yahya Baştürk

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.