Yusuf Kotan Yazdı: Ali Haydar Haksal’a Rahmetle…
Ali Haydar Haksal’a Rahmetle…
Yıllar yıllar önce Yeni Zelanda’daydım. Orada İslam’ı sonradan seçmiş çok az sayıda yabancıyla karşılaşmıştım. Bunlardan biri de öğretmenim Denise Hanımdı.
Kıyafetiyle, davranışlarıyla, sadeliğiyle bana hep bir dervişi hatırlatırdı.
Bir gün bana Türkiye’den, yıllar önce tanıdığı birini sordu. İsmini tam olarak hatırlamıyordu. Daha önce kendisine ulaşmaya çalışmış fakat bir türlü irtibat kuramamıştı. Verdiği birkaç ipucundan yola çıkarak internette araştırmaya başladım ve benim de o güne kadar hiç tanımadığım bir isme ulaştım:
Milli Gazete yazarı Ali Haydar Haksal.
Sonrasında hikâyenin çok daha kıymetli bir tarafını öğrendim.
Denise Hanım, yıllar önce Ali Haydar Bey’in İngilizce öğretmenliğini yapmıştı. Ali Bey de o dönemde kendisine İslam’ı anlatmış, bildiklerini paylaşmıştı. Fakat bu anlatılanların karşılığı hemen ortaya çıkmamıştı. Aradan yaklaşık 14 yıl geçtikten sonra Denise Hanım İslam’la müşerref olmuştu.
Ben ikisini yeniden irtibatlandırdığımda, daha önce neden görüşemedikleri de ortaya çıktı. Denise Hanım Ali Bey’e ulaşmak için mesajlar göndermiş; Ali Bey ise bu mesajları spam zannederek silmişti. Yıllar sonra, dünyanın öbür ucunda, benim de araya girmemle yeniden irtibat kurmaları nasip oldu.
Daha sonra Ali Haydar Bey’e Denise Hanım’ın Müslüman oluş hikâyesinden söz ettiğimde, kendisine çok yakışan bir tevazuyla:
“O benim tebliğimle değil, bir arkadaşımın tebliğiyle Müslüman olmuştur.”
demişti.
Bunu Denise Hanım’a aktardığımda ise gülümseyerek:
“Hayır, Ali Bey’in…”
diye karşılık vermişti.
O gülümsemeyi ve o anı hiç unutmadım.
İnsana düşen hidayet vermek değildir. Hidayet Allah’tandır. İnsana düşen, bildiği hakikati güzel bir dille anlatmak, bir tohum bırakmaktır. Bazen o tohum hemen filizlenmez. Yıllar geçer; söyleyen insan belki sonucunu hiç görmez, hatta kendi payının farkında bile olmaz.
Peygamber Efendimizin Hz. Ali’ye söylediği o büyük müjdeyi böyle bir hikâyenin ardından hatırlamamak mümkün değil:
“Allah’ın senin vesilenle bir kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.”
Ali Haydar Bey’in yıllar önce söylediği sözlerin, 14 yıl sonra bir insanın hayatında karşılık bulması benim için bu müjdenin ne kadar canlı bir hakikat olduğunun çok güzel bir örneğidir.
Dahası, kendisine bu anlatıldığında bunu sahiplenmek yerine başka bir insana nispet edecek kadar mütevazı olması, onun hakkında bana çok şey anlatmıştı.
Bu vesileyle ben de Ali Haydar Haksal’ı tanıdım. Sonrasında kendisini takip etmeye, yazılarını okumaya başladım.
Ali Haydar Haksal, çoğumuzun belki hiç keşfedemediği; fakat bilenlerin kıymetini çok iyi bildiği önemli bir münevverdi. İnsanı, inancı, medeniyeti, vicdanı ve modern hayatın bize fark ettirmeden kaybettirdiklerini anlatıyordu.
Bugün vefat haberini alınca, yıllar yıllar önce Yeni Zelanda’da başlayan bütün bu hikâye yeniden gözümün önüne geldi.
Ben, yıllar sonra bu iki insanın yeniden birbirini bulmasına vesile olmuş ve bu hikâyeyi her iki tarafından da dinlemiş biri olarak buna şahidim.
Bir insana hakikati anlatmış, yıllar sonra onun hidayetine vesile olmuş; kendisine söylendiğinde ise bundan kendisine bir pay çıkarmamış bir insan…
Allah Ali Haydar Haksal’a rahmet eylesin. Mekânını cennet, makamını âli eylesin. Söylediği güzel sözleri, yazdığı eserleri, dokunduğu hayatları ve vesile olduğu bütün hayırları amel defterine sadaka-i cariye olarak yazsın.
Ben bu güzel hikâyeye şahidim. Rabbim de kabul buyursun.
Kaynak: Yusuf Kotan
- 10. Edirne Kitap Günleri Başladı - Ekim 17, 2026
- YusufKotan Yazdı: Ali Haydar Haksal’a Rahmetle… - Ekim 17, 2026
- Ali Süzen Yazdı: Keşan’ın Unutulmuş Gönüller Sultanı: Süleyman Zati Efendi’nin İzinde… - Ekim 17, 2026

