Mustafa Kır Yazdı: Hicret; İslâm’ın ve İnsanlığın Kurtuluş Hareketidir

1. Hicret; İslam’ın ve İnsanlığın Kurtuluş Hareketidir

Hicret, Arapça “hecr” veya “hicran” kökünden türetilen bir isimdir. Sözlükte; terk etmek, bir şeyden; kalben, ruhen ve bedenen ayrılıp uzaklaşmak anlamına gelmektedir. Özel olarak ise; Siyonist İsrail’in Gazze’yi abluka altına alıp, insani yardımların giriş ve çıkışını engellediği, zulüm ve işkencelerini dayanılmaz bir hale getirdiği gibi; İslam’ın açıkça yayılmaya başlamasından itibaren Mekkeli müşrikler tarafından; İslam’ı terk etmeleri için Müslümanlara zulüm ve işkenceler yapılmış; Müslümanlar ile onları himaye eden Haimoğullarına ve Muttalipoğulları abluka altına alınarak; kız alıp verme, mal alıp satma gibi her türlü insani, siyasi, ticari ve sosyal ilişkiler yasaklanmıştır.

Mekkeli müşriklerin baskı ve dayatmaları karşısında can güvenlikleri bulunmayan dini vecibelerini yerine getirme imkânı bulamayan az sayıdaki Müslümanı Hz. Muhammed (s.a.v) Bi’setin beşinci ve altıncı yıllarında adaleti ve yardım severliği ile tanınan Necaşi Ashame’nin ülkesi olan Habeşistan’a hicret etmelerine müsaade etmiştir.

Özellikle Peygamberimizin amcası Ebu Talip’in eşi Hz. Hatice’nin peşpeşe vefatını fırsat bilen Müşriklerin Müslümanlar üzerindeki zulüm ve işkencelerini artırmaları ile Mekke’de İslam’ı tebliğ imkanının ortadan kalkması üzerine; Peygamberimiz Peygamberliğin 10. Yılında İslam’ı hem Mekke’nin dışına taşımak hem de İslam’ı tebliğ imkanına kavuşmak amacıyla Taif’e giden Hz. Muhammed Taifliler tarafından hoş karşılanmamış hatta taşlanmıştır.

Peygamberliğinin 11. Yılına gelince; hac mevsiminde Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke dışında Medine’den gelen altı kişilik bir toplulukla karşılaşmış, Onlara Peygamber olduğunu söylemiş; Kur’an’dan ayetler okumuş, Allah’ın emirlerini anlatarak, onları Müslüman olmaya davet etmiştir. Medineliler Peygamberimizin söylediklerinin akla uygun ve doğru olduğuna kanaat getirerek Müslüman olmuşlar; Medine’ye dönünce orada İslâm’ın yayılması için çalışacaklarına dair söz vermişlerdir.

Ertesi yıl aralarında bir yıl önce Mekke’ye gelen ve Müslümanlarda olduğu halde Peygamberimiz bu sefer Medine’den gelen 12 kişilik bir grup ile Mekke yakınındaki Akabe denilen yerde buluşmuşlar Peygamberin isteği üzerine; “Allah’a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, yalan ve iftiradan sakınmak, Peygambere karşı gelmemek” üzere Peygamberimize biat etmişler ve kendilerine İslamiyet’i öğretecek bir öğretmen göndermesini istemişlerdir. Peygamberimiz de bu görevi yürütmek üzere Mus’ab B. Umeyr’i Medine’ye öğretmen olarak göndermiştir. Peygamberliğin 12.Yılında gerçekleşen bu olaya 1. Akabe biatı denilmiştir.

Peygamberliğin 13.Yılında Medineli Müslümanlardan; ikisi kadın olmak üzere 75 kişilik bir grup Mekke’ye gelmişler Akabe denilen yerde Peygamberimiz ile gizlice görüşmüşler; görüşme esnasında hepsi birden ellerini peygamberimize uzatarak, darlıkta ve genişlikte İslamiyet’i koruyacaklarına ve yaymak için çalışacaklarına; kendilerini, kadınlarını, kızlarını ve oğullarını nasıl himaye ediyorlarsa Peygamberi de öyle himaye edeceklerine dair biat etmişlerdir.

Hz. Peygamber s.a.v) 2. Akabe’ de alınan karar üzerine Müslümanların Medine’ye hicretine izin vermiş, kendisi de Hz. Ebu Bekir ile birlikte 24 Eylül 622 yılında Mekke’den Medine’ye Hicret etmiştir. Akabe Biatları İslam tarihinde Medine İslam Devleti’nin kuruluşuna zemin hazırlayan en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

Hicret; Müslümanları daha müreffeh bir hayat sürmeleri için yapılan salt bir mekân değişikliği ve zulümden kurtulmak için bir kaçış değildir. Baskı altındaki bir inancın kendi siyasi ve hukuki yapısını inşa etmek; kötülükleri iyiliğe, düşmanlıkları kardeşliğe, şirki tevhide, tevhidi vahdete dönüştürmek için gerçekleştirilen kutlu yolculuktu. Allah’ın rızasını kazanabilmek amacıyla anadan, yardan, vatandan, candan, maldan ve evlad’ü iyaldan vaz geçebilmektir.

Hicretten önce Hz. Muhammed’in Muhammedül Emin sıfatına binaen kendisine bırakılan emanetlerin sahiplerine ulaştırılması için gösterdiği hassasiyetten, Hz. Ali’nin (r.a) ölümü göze alarak Peygamberimizin yatağına yatırılması stratejisinden, Hz. Ebu Bekir’in dostluk ve arkadaşlığından, sürekli birbirleri ile savaş halindeki Evs ve Hazreç kabilelerinin düşmanlıklarının kardeşliğe dönüşmesinden; Muhacir ile Ensar arasında sağlanan İslam kardeşliğinin hicret sonrası Mekke’yi fethedecek maddi ve manevi güce kavuşmasından mutlaka dersler alınmalıdır.

Şunu ifade etmek isterim ki, her göç hicret, her göç eden de “muhacir” değildir. Yine “Ensar” yardım eden anlamına gelse de her yardım eden de “Ensar” değildir. Çünkü Ensar; hicret olayı ile birlikte Mekke’den Medine’ye göç eden Muhacirlere kucaklarını açan, maddi ve manevi varlıklarını onlarla paylaşan Kur’an’da kendileri methedilmekle şereflenen özel bir toplumdur.

“Onlardan önce Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş bulunan Ensâr’ın da bu ganimet mallarında hakları vardır. Onlar beldelerine göç eden muhacirleri kendi canları gibi severler ve onlara fazladan verilen ganimetlerden ötürü gönüllerinde en küçük bir kıskançlık ve burukluk duymazlar.” (Haşr,9) De ki: “Rabb’im! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (İsrâ, 80.)

Gerçek muhacir, Allah’ın yasak kıldığı şeyleri terk edendir.” Hicret de önce terk etmekle, terk edilmesi gerekenlerden vazgeçmekle başlar. Hicret; kişinin içinde bulunduğu konumu nimetleri ile birlikte ruhen ve bedenen terk edip başka bir yere intikal etmesidir. Bu açıdan bakıldığında Hicret mana yönüyle bir iman ve ruh eylemidir.

Nitekim en büyük muhacir Hz. Muhammed (sav) hadislerinde “Ameller niyetlere göredir. Kimin hicret etmekteki niyeti Allah ve Resul’ünün emirlerine uymak ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde etmek istediği bir dünyalığa veya evlenmek istediği bir kadına yönelikse onun hicreti de niyet ettiğinedir.” “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimse, Muhacir de Allah’ın yasakladığını terk eden kimsedir.” Buyurmuştur.

        Hicret ile ilgili ayetlerde ise; “İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır. (Tevbe ,20)    

Hicret, İslâm devletinin ilk kuruluş harcıdır. İslam davetinin önünü açan iksirli anahtarıdır. Mekkeli müşriklerin zulüm ve işkenceleri karşısında iman ve sabırdan öte gidemeyen 13 yıllık tevhit mücadelesi hicreti, Hicret; Medine İslam devletini, Medine İslam devleti; Mekke’nin fethini, Mekke’nin fethi de İslam’ın cihanşümul bir din olmasının yolunu açmıştır. İslâm’ın sosyal bir nizam, siyasî bir otorite olduğu ve İslam medeniyetinin ve Medine İslam devletinin ortaya çıkışı hicret ile başlamıştır.

        Hicret; İslam tarihinde bir dönüm noktası olduğu içindir ki, Hz. Ömer’in (r.a.) hilafeti döneminde hicretin 16. Yılında (M.638) Hz. Ali’nin (r.a) teklifi ve İslam şurasının onayı ile Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göç olayı (622) İslam tarihi için milat sayılmış, kameri yıla göre her Muharrem ayının 1. günü Müslümanlar için hicri yılbaşı olarak kabul edilmiştir. 

Hicri takvimin ortaya çıkışı ve Hz. Peygamberin (sav)in Mekkeden Medine`ye göç etmesinin hicri takvime başlangıç olarak kabul edilmesi, hicretin tek başına ne kadar büyük bir olay olduğunun açık bir göstergesidir. Hicretin ifade ettiği ruh ve manayı kavramak, ancak hicreti doğuran şartları; hicret esnasında yaşananları ve hicret sonrasında kazanılan değerleri birlikte değerlendirmekle mümkün olabilir.

Cahiliye döneminde Müslümanlara reva görülen olaylar ile günümüz İslam dünyasında yaşanan olaylar arasında çok büyük illiyet bağı vardır. Ancak o gün Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler müşrikler tarafından yapılırken, bugün İslam coğrafyasında Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler hem kendi din kardeşleri hem de din düşmanları iş birliği içinde yapılabilmektedir. Müslümanlar hicret gibi bir olaydan ders alıp, içine düştükleri zilletten kurtulma yerine kendilerine reva görülen zillete şükretme yolu tercih etmektedirler.

Yine çağımızda İslam coğrafyasında yaşanan menfur hadiselerden dolayı kendi ülkelerini terk etmek; başka ülkelere sığınmak zorunda kalan Müslümanların hicretten ders alıp, özgürlüğü düşleme yerine; daha müreffeh bir hayat sürmek için kendilerini yurtlarından çıkaran iç ve dış mihrakların köleliğine boyun eğmeleri; kendi inanç ve medeniyet değerlerine sırt dönmeleri; inançlarını hayatlarına yansıtmamaları Müslümanlar birbirleriyle kardeşçe yaşama ve kendi takvimlerine sahip çıkma şuurundan ve hicret ruhundan uzak kalmışlardır.

        Hicri yılbaşı ve hicri yılbaşına mesnet teşkil eden hicret olayı iyi araştırıldığında hicretin bir kaçış değil, asla dönüş olduğu, Çin’in Doğu Türkistan’a, Siyonist İsrail’in Filistin’e uyguladığı soykırımı, İran’a yapılan saldırıları sonlandıracak, İslam coğrafyasında var olan savaşı, şiddet, işgali açlık, yokluk ve yoksulluğu sonlandıracak, işgal altında kurtarılmayı bekleyen Kudüs’ü ve Mescidi Aksay'ı özgürlüğüne kavuşturacak kurtuluş reçetelerini içinde barındırdığı görülecektir.

           Sonuç olarak Müslümanların içine düştükleri zillet çukurundan kurtuluşları Müslümanların kendi kültür ve medeniyet değerlerine dönmek için hicret ruhuna sarılmaları ile mümkün olacağı inancıyla; 1448. Hicri yılbaşının tüm inananların ve insanlığın barış, huzur ve kardeşliğine vesile olması dileğiyle selam dua   16.6.2026

            Kaynak: Mustafa Kır
Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.