Cem Murat Yazdı: Menfaat Dünyası Medeniyeti

Menfaat Dünyası Medeniyeti
Menfaat dünyası diye bir dünya yoktu. Biz icat ettik. Sonra da en sadık müritleri olup çıktık. Artık selamı çakarken bile çıkar hesabı güdüyoruz, selam israf olmasın diye evvela kaportayı gözetiyoruz. Bu zihniyetle inşa edilen medeniyetin nereye gittiğini, bir hikaye ile anlatacağım.

Günün birinde üç ülkenin katıldığı bir yarışma düzenliyor, bir çeşit ülkeler arası olimpiyat. Başlama işareti verildiğinde, birinci ülke hızla öne geçiyor.

Bu ülke, vatandaşlarını mümkün olduğu kadar hızlı koşmaya, nerede olduğunu bilmedikleri hedefe hızla ulaşmaya teşvik ediyor. Çok hızlı koşuyorlar, çok geçmeden, çocuklar ve yaşlılar geride kalıyor. Hiç kimse durup yardım etmiyor. Hızlı koştukları için çok mutlular, vakit kaybetmek istemiyorlar. Koşu devam ediyor, genç ve zinde olanlar da yorulmaya başlıyor. Zamanla, neredeyse koşucuların tamamı güçten düşüyor, sakatlanıyor yerlerini alacak kimse kalmıyor. Çünkü onlara yardım edecek olanlar çok geride kalıyorlar.

İkinci ülke başka bir strateji izliyor. En önden genç erkekler gidiyor. Kadınlar, çocukları taşımak, yaşlılara yardım etmek için geriden geliyor. Bu nedenle, erkekler inanılmaz bir hızla koşuyor. Ne de olsa geride, yorulduklarında yardım edecek kadınlar var. İlk başta bu kusursuz bir sistemmiş gibi görünüyor. Ama çok geçmeden sürtüşmeler başlıyor. Kadınlar kendi çabalarının erkeklerinki kadar önemli olduğunu, çocukları taşımazlarsa kendilerinin de erkekler kadar hızlı koşacağını söylüyor. Bu başarılı strateji hız kaybetmeye başlıyor. Enerjinin çoğu çatışmalara, pazarlıklara ve kavgaya gidiyor.

Bütün dikkatler üç numaralı ülkeye yöneliyor. Bu ülkenin vatandaşları, nispeten daha yavaş hareket ediyor. İzleyenler, bu ülkenin diğerlerinden çok daha uyumlu ilerlediğini görüyor. Yarışmacılar hem koşuyor hem de birbirlerine yardım ediyor. Kadınlar ve erkekler eşit ölçüde teşvik ediliyor, herkes kendi fıtri görevini yapmaya çalışıyor. Hıza ve birlikte hareket etmeye eşit ölçüde değer veriliyor, sorumluluğu paylaşmak insanlar arasında dayanışmaya yol açıyor. Yarışı tabii ki bu ülke kazanıyor.

Yukarıdaki yarışmadan birinci ülke mantığı; insanı bir üretim ve tüketim biriminden ibaret sayar. Bu mantıkta “bakım” üretken değildir; zaman kaybıdır. Durup yardım etmek, rekabette geri kalmaktır.
En hızlı koşan toplum, geride bıraktıklarının ağırlığı altında en çabuk yorulan toplumdur.
Yani komşuna, akrabana fark atarak yaşamak seni öne geçirmez, seni daha medeni de yapmaz.

İkinci ülke ise; Her toplum bakım işini organize etmelidir, yoksa ne ekonomi ne de başka bir şey işler. “Akşam yemeğin sofraya nasıl geliyor?” İktisadın temel amacı bunu sağlamak, ancak arka plandaki emek yok sayılıyor. Bakım olmadan çocuk büyüyemez, hasta iyileşemez, yaşlılar hayatlarını sürdüremez.

Ekonomi bilimi “yardımlaşmayı konservelemek” istiyor. Dışarda tutarak saklamak, şefkati, empati ve bakımı analizin dışına itmek. Bunlar refah yaratan şeylerden sayılmıyor.

Yarışmayı kazanan ülkeye gelelim; Sırrı, hız ile dayanışmayı aynı anda değerli saymaktır. Sorumluluk paylaşılınca hem yük hafifler hem de bağ güçlenir. Birbirini taşıyan insanlar, birbirinden güç alır.

Kolektif bilinç, bireylerin toplamından fazlasıdır. Birbirini gören, birbirini taşıyan ve birbirinden sorumlu hisseden insanların oluşturduğu o doku medeniyetin kendisidir.

Toplumsal kalkınma, bireylerin kendi çıkarları için hızla koştuğu bir maraton değil; herkesin birbirine yoldaş olduğu bir yolculuktur. Üçüncü ülkenin kazanmasının sırrı, hıza gösterdiği değeri dayanışmaya da göstermesidir.

Bir ülkenin yüksek teknolojiyle Ay’a çıkması, mühendislik bir başarısıdır; ancak o ülkede yaşayan bir bireyin alt komşusunun açlığından, ihtiyaç sahibi akrabasının yoksulluğundan habersiz olması, o toplumun medeniyet ölçeğindeki iflasıdır.

Bir öğrencisi antropolog Margaret Mead’a medeniyetin başladığı anı sormuş.

Çanak, çömlek, silah yapımı vs cevabını beklerken Mead “kırık bir femur kemiğin kaynaması ve sahibinin hayata devam ettiği an” olarak yanıt vermiş.

Kaynamış bir kemik birisinin o insana baktığına, beslediğine ve güvende tuttuğuna işaret eder. Zor durumda olan birine yardım edildiği an medeniyetin başladığı andır.

Kaynak: Cem Murat

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.