Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Boş Mevzular!
Boş Mevzular!
“Oğlum, sen günde iki paket sigara içiyorsun, öfken burnunda; evde çoluk çocuk yolunu gözler, sen geziyorsun. Sen de otuzunu geçtin, hâlâ ne işin var ne gücün, bekar bekar oturuyorsun. Bırakın bu boş mevzuları! İkiniz de namaz kılıp oruç tutuyorsunuz işte!”
Odanın bir köşesinde, dizlerindeki romatizmayla ve hayatın çetin hakikatiyle kırk yıldır ahbaplık eden yaşlı kadının ağzından bu söz döküldüğünde, duvardaki saat gecenin iki buçuğunu vuruyordu.
Gaz lambasının —yok, pardon, led ampulün— cılız ışığı altında kurulmuş yüksek ilahiyat, tarih ve hikmet kongresi, tek cümleyle dağılıverdi.
Oysa birkaç dakika önce odanın havası son derece ulviydi. Birinin ciğerinden kopup gelen iki paketlik zifir dumanının ardında iki adam hararetle tartışıyordu. Mesele mühimdi. Mesele hayat memat meselesiydi.
Memleketin geçim derdinden, sabah ekmeğe gelecek zamdan, gençlerin geleceğinden çok daha büyük bir mesele zihinlerini işgal ediyordu:
“Hz. Muaviye mi daha üstün, yoksa Hz. Ebû Bekir mi?”
Biri hiddetle avucunu masaya indiriyor, öteki sigarasından çektiği dumanı rakibinin yüzüne doğru savuruyordu. İkisi de sanki cennetin tapu müdürlüğüne tayin edilmişti. Sahabenin makamlarını dağıtmak vazifesi kendilerine verilmiş gibi bir özgüven… Biri rivayet yetiştiriyor, öteki içtihat sıralıyordu. Gece ilerliyor, sigara bitiyor, ömür tükeniyordu; fakat ne öfke eksiliyor ne de tartışma.
İşte bizim milli trajedi-komedimiz tam da budur.
Bizim insanımız, evinin tavanı damlarken gökyüzündeki yıldızların yerini tartışmayı sever. Cebinde eve dönecek yol parası yoktur ama Birleşmiş Milletler’in nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda saatlerce nutuk atabilir. Kendi hayatındaki küçücük yangını söndürecek bir tas suyu bulamaz; fakat asırlar önce yaşamış insanların makamlarını dağıtırken kendini en yetkili merci sanır.
Neden?
Çünkü insanın kendi hayatıyla yüzleşmesi zordur. İş aramak zordur. Sigarayı bırakmak zordur. Evine ekmek götürmenin derdi zordur. Aynanın karşısına geçip, “Ben neyi ihmal ediyorum?” diye sormak zordur. İnsanın en ağır yükü, kendi kusurlarıdır.
Ama gecenin ikisinde tarih ve kelam tartışmaları yapmak bedavadır. Vergisi yoktur. Sorumluluğu yoktur. Emek istemez. Üç beş ezber cümleyle kendinizi büyük bir dava adamı sanır, sabah olunca yine aynı çıkmazların içinde uyanırsınız.
Siyaset de, futbol da, tarih de, din tartışmaları da insanın kendisini ihmal ettiği zaman kolayca bir kaçışa dönüşebilir. Kendi evini çekip çeviremeyen adamın en sevdiği iş, memleketi ve dünyayı yönetmeye kalkmaktır.
O yaşlı kadın ise bir sosyoloji profesörünün ciltler dolusu anlatacağı gerçeği tek cümlede söyledi:
“Dünyayı kurtarmadan önce git bir iş bul; sonra da o sigarayı azalt.”
Çünkü insanın en kolay yönettiği yer, hiç sorumluluğunu taşımadığı hayatlardır. Kendi nefsine söz geçiremeyenler, çoğu zaman insanlığa nizam vermeye en hevesli olanlardır. Tarih de bunun gürültüsüyle doludur.
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş
- Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Boş Mevzular! - Ağustos 7, 2026
- İsa Kılıç Yazdı: Dost’ca…” Karanlığı Fark Etmek “ - Ağustos 7, 2026
- Devlet Konservatuvarı Özel Yetenek Sınavı Kılavuzu Yayımlandı - Ağustos 7, 2026

