Abdullah Bayrak Yazdı: Gözün Kamaşması, Ruhun Vitrinleşmesi

Gözün Kamaşması, Ruhun Vitrinleşmesi
Modern Çağda Bakış ve Görünüş İmtihanı

Her şeyin “ekran” ve “vitrin” arasında sıkıştığı dijital bir çağda yaşıyoruz. Varlığın ispatı, artık derinlikte değil, görünürlükte aranıyor. İnsan ruhunun en kadim kodlarını modern bir dille önümüze seren o etkileyici hakikat;

“Erkeğin nefsi bakmaya, kadının nefsi fark edilmeye meyillidir. Erkek bakmamakla, kadın görünmemekle imtihandadır.” tespitiyle, bizi modern dünyanın gürültüsünden koparıp insanın kendi fıtratıyla yüzleşmeye çağırıyor. Bu yüzleşme, sadece bugünün değil, insanlık tarihinin en eski ve en estetik mücadelesidir.

Tarihin Aynasında Kadim Meyiller

İnsan psikolojisi ve fıtratı, asırlar geçse de değişmeyen sabiteler üzerine kuruludur. Erkeğin dünyası tarih boyunca daha çok görsel algılarla, keşfetme ve “bakma” dürtüsüyle şekillenmiştir. Kadının dünyası ise zarafetin, estetiğin, güzelliğin ve dolayısıyla “fark edilme” arzusunun merkezidir.

Geçmişe baktığımızda, bu iki meylin tarihin akışını nasıl değiştirdiğini görürüz:

• Yusuf ile Züleyha’nın Kıssası: Kur’an-ı Kerimde geçen ve doğu edebiyatına ilham veren bu anlatı, tam olarak bu iki imtihanın zirvesidir. Sarayın en görkemli kadını olan Züleyha, güzelliğini sergileyerek fark edilmenin ve gücün zirvesini yaşamak isterken; Hazreti Yusuf, bakışını ve kalbini muhafaza ederek nefsin en ağır görsel imtihanına karşı bir irade kalesi gibi durmuştur.

• Antik Çağ ve Asalet Ölçüsü: Antik Yunan’dan Osmanlı’ya kadar pek çok medeniyette, kadının asil duruşu “her gözün ulaşamayacağı bir gizem” olarak tanımlanmıştır. Saray toplumlarında değer, uluorta sergilenmekle değil, mahremiyetin ve zarafetin korunmasıyla ölçülmüştür.

Erkeğin İradesi: Bakışı Muhafaza Etmek

Erkeğin “bakmamakla” imtihanı, sadece göz kapaklarını indirmekten ibaret sığ bir eylem değildir. Bu, zihni temiz tutma, karşıdakini bir “nesne” veya tüketim malzemesi olarak görmeme mücadelesidir.
Tarihte İslam medeniyetinin inşa ettiği “Harama bakmamak gözün zekatıdır” düsturu, erkeğin irade eğitiminin temelini oluştururdu.

Büyük İslam Alimleri ve mütefekkirler, kontrol edilmeyen bir bakışın, kalbe saplanan zehirli bir ok olduğunu söylerlerdi. Çünkü bakış kontrolden çıktığında, zihin kirlenir ve insan, fıtri olan helal dairenin dışındaki geçici heveslerin esiri haline gelir. Bugünün sokaklarında ve dijital dünyasında erkeğin iradesi, her köşeden fışkıran görselliğe karşı bakışını serbest bırakmama asaletidir.

Kadının Vakarı: Fark Edilme Çılgınlığına Karşı Durmak

Kadının fıtratındaki estetik ve beğenilme arzusu, yaratılışın en güzel renklerinden biridir. Ancak bu meyil, sınırları aşıp bir “onaylanma bağımlılığına” dönüştüğünde imtihan başlar. Kadının “görünmemekle” imtihanı, kendi değerini yabancı gözlerin takdirine ve şehvetine meze etmeme mücadelesidir.

Geçmişte kadınlar, güzelliklerini sadece hak eden, kendilerine değer veren özel alanlarda sergilerken, kamusal alanda ağırbaşlılıkları ve vakarlarıyla zırhlanırlardı. Bugün ise modern sistem, kadını ne kadar çok görünür kılarsa o kadar değerli olduğu yalanını fısıldıyor.

Beğeni (like) butonlarının kölesi haline gelen, her anını ve bedenini sergileme yarışına giren modern insan, aslında fark edilmek uğruna özgürlüğünü kaybediyor. Kadının bu çağdaki en büyük zaferi; güzelliğini ucuzlatmadan, öz değerini sadece vitrine değil, zekasına, ahlakına ve ruhuna dayandırarak var olabilmesidir.

Ruhun Özgürleştiği Denge Zemin

Neticede, bu iki taraflı imtihan bir toplumun manevi bağışıklık sistemidir. Erkek bakışını kontrol ettiğinde kadını korur ve ona saygı duyar; kadın görünürlüğünü sınırlayıp gizemini koruduğunda erkeğin zihni duruluğuna zemin hazırlar.

Tarih, bu dengenin kaybolduğu medeniyetlerin (Roma’nın çöküş dönemi gibi) ahlaki ve sosyolojik olarak nasıl büyük bir yıkıma uğradığını yazar. Bugün bizler de ekranların karşısında aynı tehlikeyle yüz yüzeyiz.

Çözüm ise kadim fıtrata dönmekte saklı: Biri gözüne kilit vuracak, diğeri özünü sakınacak. Ancak o zaman insan, bedeninin ve nefsinin kölesi olmaktan kurtulup, ruhsal özgürlüğün ve gerçek huzurun tadına varacaktır. Vesselam…..
Kaynak: Abdullah Bayrak

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.