Dr. Aydemir Ay Yazdı: Sınırın Cömertliği Azaldığında Elimizde Ne Kalacak?
Sınırın Cömertliği Azaldığında Elimizde Ne Kalacak?
Edirne’de yıllardır yüksek sesle söylenmese de herkesin bildiği bir cümle var. “Türkiye krize girer, Edirne girmez.”
Bu sözün bir hikayesi vardı. 1994’te, 2001’de, 2008’de, 2018’de Türkiye ekonomisi sarsılırken Edirne’nin çarşısında hayat sınır alışverişi ile devam etti. Ülkenin dört bir yanında insanlar alım gücünü kaybederken sınırın öte yanından gelen, avro ve leva kazanan müşteriler Edirne’de alışveriş yapıyordu. Onların gözünde daha ucuz bir seçenek olan Türki’yeydi. Kur farkı, kaliteli seçenekler Edirne için görece bir avantaja dönüşüyordu.
Biz de zamanla bu avantajı kendi başarımız sandık.
Oysa bu bir ekonomi politikası değildi. Bir üretim stratejisi, bir turizm modeli ya da uzun vadeli bir kalkınma planı hiç değildi. Büyük ölçüde coğrafyanın, döviz kurunun ve iki ülke arasındaki gelir farkının bize sunduğu bir fırsattı. Biz şehrin ekonomisini büyütmedik.. Sınırın bize sunduğu avantajla idare etmeyi öğrendik.
Şimdi o avantaj aşınıyor. Ve Edirne, yıllardır ertelediği bir soruyla karşı karşıya! Sınırın cömertliği azaldığında elimizde ne kalacak?
Ucuzluk tek başına bir şehir politikası değildir
Bulgar basınında Edirne’deki alışveriş hareketliliğinin azaldığına ilişkin yayımlanan haberler, tam da bu nedenle dikkate alınmalı. Elbette sosyal medya yorumlarından hareketle bütün bir ticaret hayatı hakkında kesin hüküm verilemez. Boş görünen bir çarşı fotoğrafı, tek başına ekonomik gerilemenin kanıtı değildir. Fotoğrafın hangi saatte çekildiği, hangi günün seçildiği ve mevsimsel koşullar elbette önemlidir. Ancak.. Hem de koskocaman bir ancak…
Ancak tartışmanın özünü bir kenara bırakalı. Bulgaristan’dan gelen müşteri artık yalnızca etikette gördüğü fiyata bakmıyor. Yakıt masrafını, sınırda beklediği süreyi, yolda ve alışverişte kaybettiği günü, aldığı ürünün kalitesini ve bütün bunların sonunda elde ettiği tasarrufu birlikte hesaplıyor.
Bu hesabın adı basitçe müşteri rasyonalitesidir. Müşteri, kendisi için anlamlı bir avantaj buluyorsa gelir, bulamıyorsa alternatiflerini değerlendirir. Edirne’ye bağlılığı yoksa, alışkanlığı da sonsuza kadar sürmez.
Türkiye’deki enflasyon, döviz kuru ve fiyat artışları bu hesabı doğrudan etkiliyor. Fakat Edirne’nin sorunu yalnızca pahalılaşmak değil. Asıl sorun, fiyat avantajı zayıfladığında müşteriye sunabileceği alternatif bir değer önerisini yeterince geliştirememiş olmasıdır.
Bir şehrin ekonomik geleceği, başka bir ülkenin vatandaşının kendi para birimini ne kadar avantajlı kullandığına bağlanamaz.
Müşteriyi gördük, müşteriyi tanımadık
Edirne’nin yıllardır yaptığı temel hatalardan biri, sınır ötesinden gelen müşteriyi ekonomik hayatın doğal bir parçası olarak görmekti. Sanki sınır kapısı açık kaldığı sürece müşteri de kendiliğinden gelecek, çarşı dolacak, esnaf kazanacak ve düzen böyle devam edecekti. Dış İşleri Bakanlığı vizesiz gelişi mümkün kıldı. Pasaportsuz sadece kimlik ile gelmelerini mümkün kıldı. Daha ne olsun…
Peki, Bulgar müşteri Edirne’ye neden geliyor? En çok hangi ürünleri alıyor? Hangi fiyat seviyesinde alışverişten vazgeçiyor? Hangi işletmelere güveniyor? Edirne’de daha fazla zaman geçirmesini ne engelliyor? Bir gece konaklaması için ne sunmamız gerekiyor? Şikayetleri neler ve bunların ne kadarı ölçülebilir?
Bu soruların düzenli, karşılaştırılabilir ve kamuoyuna açık cevapları olmadan sağlıklı bir politika üretmek mümkün değil.
Bir ticaret şehrinin müşteri davranışlarını anlamak için yabancı basında yayımlanan sosyal medya yorumlarına başvurmak zorunda kalması, üzerinde düşünmemiz gereken bir veri ve yönetim eksikliğidir. Sorun, Bulgar basınının ne yazdığı değil, bizim müşterimizi ne ölçüde tanıdığımızdır.
Edirne’nin artık düzenli bir sınır ötesi ziyaretçi araştırmasına ihtiyacı var. Gelenlerin beklentileri, harcamaları, memnuniyetleri ve tekrar ziyaret niyetleri ölçülmeli. Bulgular yalnızca bir raporda kalmamalı… Esnafın, turizmcinin ve yerel yönetimin kararlarını şekillendirmeli.
Çünkü ölçmediğimiz bir sorunu yönetemeyiz. Tanımadığımız bir müşteriyi de elimizde tutamayız.
Güven, fiyat etiketinden daha değerlidir
Bir başka mesele de güven.
Farklı müşterilere farklı fiyat uygulandığı, etiketle kasa fiyatının uyuşmadığı, ürün kalitesinin beklentiyi karşılamadığı veya satılan ürünün niteliği konusunda yanıltıcı davranıldığı yönündeki şikayetler zaman zaman gündeme geliyor. Bu iddiaların her birini doğrulanmış olgu gibi sunmak doğru olmaz. Ancak bunların ne kadar yaygın olduğunun araştırılması ve doğrulanabilen ihlallerin giderilmesi gerekir. Edirne’de halen sahte temizlik ürünler, deterjan konusu konuşuluyorsa, ve bunlar halen satılıbiliyorsa..
Çünkü ticarette itibar, yalnızca doğru davranmanın değil, doğru davranıldığına ilişkin güven oluşturmanın da sonucudur.
Binlerce dürüst esnafın bulunduğu bir şehirde birkaç kötü deneyim, bütün çarşının algısını etkileyebilir. Müşteri bir işletmede sorun yaşadığında yalnızca o işletmeyi değil, zaman zaman bütün şehri sorgular. Hele ki sınırın ötesine döndüğünde deneyimini sosyal medyada paylaşabiliyorsa, tek bir olumsuzluk çok daha geniş bir kitleye ulaşabilir.
Burada çözüm, bütün esnafı zan altında bırakmak değildir. Tam tersine, dürüst esnafı koruyacak mekanizmalar oluşturmaktır.
Açık fiyat etiketleri, fiş düzenine uyum, ürün kalitesinde şeffaflık, erişilebilir bir şikayet sistemi ve sonuçları kamuoyuna açıklanan etkin denetimler bu mekanizmaların temelini oluşturur. Bulgarca bilgilendirme ve şikayet kanalları da sınır ötesinden gelen müşterinin kendisini güvende hissetmesine katkı sağlayabilir.
Esnafın kendi içinde geliştireceği gönüllü bir güvenilir işletme standardı, kamu denetiminin yerine geçmez, onu tamamlar.
Güven, bir kez kaybedildiğinde indirim yaparak geri alınamaz.
Edirne’yi bir günlük alışverişten ibaret bıraktık
Belki de en önemli mesele burada.
Edirne’ye gelen müşteri sabah sınırı geçiyor, alışverişini yapıyor ve akşam ülkesine dönüyorsa şehrin ekonomisine katkı sağlıyor demektir. Ancak bu katkının sınırları var. Ziyaretçi ne kadar kısa kalırsa harcaması da çoğunlukla belirli ürünler ve işletmeler etrafında yoğunlaşıyor. Şehrin kültürel mirası, gastronomisi, konaklama işletmeleri ve diğer turizm değerleri bu ekonomik hareketlilikten hak ettiği payı alamıyor.
Bir başka ifadeyle Edirne, ziyaretçiyi getiriyor ama onu şehirle yeterince buluşturamıyor.
Selimiye Camii’ni, Eski Çarşı’yı, tarihi sokakları, müzeleri, gastronomiyi ve şehrin çok katmanlı kültürel mirasını alışveriş deneyimiyle birleştirebildiğimiz ölçüde ekonomik değeri artırabiliriz. Ziyaretçi yalnızca bir ürün satın alıp dönmemeli, yemek yemeli, kahve içmeli, kültürel mekanları gezmeli, etkinliklere katılmalı ve mümkünse konaklamalı.
Burada amaç, herkesi mutlaka geceletmek değil. Amaç, şehre gelen her ziyaretçinin daha fazla seçenekle karşılaşmasını ve kendisi için anlamlı bir deneyim yaşayabilmesini sağlamak.
Çünkü alışveriş için gelen bir insan, doğru bir deneyim sunulduğunda kültür turizminin de ziyaretçisi olabilir. Gastronomi için gelen biri festivallere ilgi duyabilir. Bir etkinlik için gelen aile, şehrin tarihi merkezini keşfedebilir.
Böylece tek bir ziyaret, birbirini besleyen farklı ekonomik faaliyetlere dönüşür.
Edirne’nin Selimiye’si, Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali, Kakava ve Hıdırellez Şenlikleri, tava ciğeri, müzeleri, tarihi çarşıları ve farklı toplulukların izlerini taşıyan kültürel mirası var. Bunlar yalnızca tanıtım broşürlerine yazılacak değerler değil, birbirine bağlandığında ekonomik karşılık üretebilecek bir destinasyonun yapı taşlarıdır.
Edirne’nin ihtiyacı daha fazla insanın sınırdan geçmesi kadar, şehre giren insanın Edirne’de daha fazla şey bulabilmesidir.
Herkesin sorumlu olduğu yerde kimse sorumlu değildir
Bir de kurumsal mesele var.
Sınır geçişleri merkezi idarenin ve ilgili sınır kurumlarının yetki alanında. Tüketici denetimlerinde Ticaret İl Müdürlüğünün ve diğer yetkili kurumların görevleri bulunuyor. Esnaf odaları üyeleriyle, Ticaret ve Sanayi Odası ekonomik gelişmeyle, Belediye ise kendi görev ve yetki alanındaki kentsel çevre, tanıtım, kültür ve turizm hizmetleriyle ilgileniyor.
Herkesin ayrı bir görevi var. Ancak bütün bu görevleri Bulgaristan’dan gelen ziyaretçinin Edirne deneyimi etrafında birleştiren ortak bir yönetim anlayışına ihtiyaç bulunuyor.
Mesele, bütün sorumluluğu tek bir kuruma yüklemek değil. Mesele, kurumların kendi görevlerini yerine getirirken aynı hedef doğrultusunda çalışmasını sağlamak.
Edirne’nin sınır ötesi ticaretini, ziyaretçi memnuniyetini ve turizm gelirlerini birlikte ele alan bir koordinasyon mekanizması kurulabilir. Valilik, belediye, ticaret ve sanayi odası, esnaf odaları, ilgili kamu kurumları ve turizm sektörü aynı masa etrafında buluşabilir. Bulgaristan tarafındaki yerel yönetimler, ticaret kuruluşları ve turizm paydaşları da bu yapıya dahil edilebilir.
Bu mekanizma yalnızca toplantı yapan bir kurul olmamalı. Hedefleri, takvimi, sorumluları ve ölçülebilir sonuçları bulunmalı. Kaç ziyaretçi geliyor, ne kadar harcıyor, hangi şikayetler artıyor, konaklama oranı nasıl değişiyor? Bunlar düzenli olarak izlenmeli.
Çünkü kurumlar arası koordinasyon, herkesin birbirine bilgi vermesi değil, ortak bir sonucun sorumluluğunu birlikte üstlenmesidir.
Büyük bütçelerden önce, doğru kararlar gerekiyor
Peki, nereden başlamalıyız? Hani bir söz var 😊 Diyos diyos ta anlatamıyos…
İlk olarak, sınır geçişlerindeki bekleme süreleri konusunda ilgili kurumlarla ve Bulgaristan tarafıyla düzenli koordinasyon kurulmalı. Mevzuatın ve teknik imkanların elverdiği ölçüde, doğrulanabilir bekleme bilgileri Türkçe ve Bulgarca yayımlanmalı. Ziyaretçi yola çıkmadan önce karşılaşacağı koşulları öğrenebilmeli.
İkinci olarak, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası öncülüğünde düzenli bir sınır ötesi fiyat araştırması yapılmalı. Edirne’deki temel ürünlerin fiyatları, karşılaştırılabilir ürünler ve aynı para birimi esas alınarak Bulgaristan’daki seçilmiş pazarlarla karşılaştırılmalı. Böylece hangi ürünlerde avantajımızın sürdüğü, hangi alanlarda geride kaldığımız görülebilmeli. Araştırma, kapsamı ve yöntemi açıklanan bir endeks veya dönemsel rapor halinde kamuoyuyla paylaşılmalı. Yani neden Edirneli Lidl’a gidiyor alışveriş yapıp dönüyor! Neden Bulgar vatandaşı Edirne’ye gelsin de market alışverişi yapsın 😊
Üçüncü olarak, tüketici şikayetleri erişilebilir hale getirilmeli. Yetkili kurumların görev alanları açıkça belirtilmeli, Bulgarca bilgilendirme hazırlanmalı ve şikayetlerin hangi kanaldan iletileceği anlatılmalı. Denetim sonuçları da kişisel veriler ve hukuki sınırlar gözetilerek şeffaf biçimde açıklanmalı.
Dördüncü olarak, esnaf odaları güvenilir ticaret anlayışını somutlaştırmalı. Fiyat etiketi, fiş, ürün niteliği ve müşteri iletişimi gibi temel standartları içeren gönüllü bir taahhüt programı başlatılabilir. Burada amaç, esnafı yeni bir bürokrasiye boğmak değil, dürüst çalışan işletmelerin itibarını görünür kılmak olmalı.
Beşinci olarak, belediye ve turizm paydaşları alışverişi kültür, gastronomi ve etkinliklerle birleştiren rotalar geliştirmeli. Bulgarca yönlendirmeler, dijital şehir haritaları, kısa gezi önerileri, yerel gastronomi durakları ve etkinlik takvimi bu rotaların parçaları olabilir. Ziyaretçi çarşıdan Selimiye’ye, oradan tarihi merkez ve gastronomi duraklarına ulaşabilmeli. Ha bu arada Edirne’yi bizden daha iyi biliyorlar..
Bunların hepsi maliyetsiz işler değil. Veri toplamanın, iletişimin, denetimin ve turizm altyapısının bir maliyeti olacaktır. Fakat ilk adımların tamamı büyük yatırımlara bağlı da değil. Birçoğu, mevcut kurumların kaynaklarını daha iyi kullanması ve birlikte hareket etmesiyle başlatılabilir.
Asıl eksik çoğu zaman para değil, öncelik, koordinasyon ve sürekliliktir.
Sınırın ötesinde değil, şehrin içinde aramalıyız
Edirne fiyatla sonsuza kadar yarışamaz. Kur değişir, enflasyon değişir, gelir farkları kapanır. Bugün avantaj sağlayan koşullar yarın ortadan kalkabilir. Başka bir ülkenin ekonomik politikalarına veya para biriminin hareketlerine bağlı bir ticaret modeli, tek başına sürdürülebilir kalkınma stratejisi olamaz.
Ama Edirne’nin fiyat dışında sunabileceği çok şey var. Dürüstlük! Denetim… Ya da,
Selimiye’nin tarihi ve mimari değeri, Kırkpınar’ın yaşayan geleneği, Kakava’nın kültürel enerjisi, gastronomisi, tarihi çarşıları ve farklı toplulukların izlerini taşıyan mirası, şehri sıradan bir alışveriş noktasından ayırıyor. Bunların her biri tek başına önemli, birlikte düşünüldüklerinde ise daha güçlü bir destinasyon kimliği oluşturabilirler. Ya da Dürüst bir Kent! Gelen herkesin Edirne gerçekten dürüst bir kent demesi sağlanmalı..
Edirne’nin bundan sonraki başarısı, sınırın öte yanından kaç kişinin geldiğiyle değil, gelenlere ne sunduğuyla da ölçülmeli. Ticaret turizmi kültür turizmiyle, gastronomi etkinliklerle, yerel işletmeler ortak bir kalite anlayışıyla buluşturulmalı. Böylece şehir yalnızca ucuz olduğu için tercih edilen değil, sunduğu deneyim için yeniden ziyaret edilen bir yer haline gelebilir.
Bu dönüşümün kazananı sadece belediye ya da turizm sektörü olmamalı. Esnafımız da kazanmalı, küçük işletmeler de üreticiler de çalışanlar da. Şehirde yaratılan ekonomik değer, daha geniş bir kesime yayılmalı.
Çünkü mesele yalnızca Bulgar müşterinin yeniden gelmesi değil. Mesele, Edirne’nin kendi ekonomik geleceğini kurabilmesi.
Yıllarca “Türkiye krize girer, Edirne girmez” dedik. Belki de artık bu cümleyi değiştirmenin zamanı geldi. Çünkü Edirne hiçbir zaman krizlerden bütünüyle muaf değildi, yalnızca bazı krizlerin etkisini sınırın öte yanından gelen talep sayesinde daha az hissetti.
Şimdi o desteğin zayıfladığı bir dönemdeyiz.
Edirne, yıllarca sınırın ötesindeki insanların parasına güvenerek kendi geleceğini kurmayı erteledi. Bulgaristan’dan gelen müşteri vardı, çarşı doluydu ve biz de her şey yolundaymış gibi yaşadık. Oysa dolan çarşıydı, büyüyen bir şehir ekonomisi değil. Şimdi müşteri hesabını yapıyor, biz ise yıllardır yapmadığımız hesabı yapmak zorunda kalıyoruz. Bir şehrin en büyük krizi, müşterisinin azalması değil, müşterisi varken geleceğini kurmayı akıl edememesidir. Sınır kapısı yine açılır, kurlar yine değişir, müşteriler yine gelir, yine gider. Ama bir gün herkes kendi şehrinin yolunu tutar. İşte o gün geriye şu soru kalır: Biz Edirne’yi bir şehir olarak mı büyüttük, yoksa başkalarının parasının burada daha değerli olduğu günleri mi yaşadık? Çünkü başkasının parasına güvenerek zenginleştiğini sanan şehir, o para çekildiğinde yoksulluğuyla değil, yıllarca göremediği gerçeğiyle yüzleşir.
Önümüzde iki seçenek var: Eski avantajın geri gelmesini beklemek ya da elimizdeki değerleri yeni bir ekonomik modele dönüştürmek.
İlki, kararımızı başkalarının koşullarına bırakmak demek. İkincisi ise kendi geleceğimizin sorumluluğunu üstlenmek.
Edirne’nin kaderini sınır kapısındaki araç kuyruğu belirlememeli. Sınırın ötesinden gelen müşterinin cebindeki paraya da mahkûm olmamalıyız.
Çünkü sınır bize yıllarca bir fırsat sundu. Ama fırsat, kendi başına bir gelecek kurmaz.
Sınırın cömertliğine güvendik. Şimdi sıra, Edirne’nin kendi gücüne güvenmesinde.
Dr. Aydemir Ay
Haber linkii
https://blitz.bg/svyat/lyubim-pazar-na-balgarite-v-odrin-veche-ne-e-sashtiyat_news1176320.html?fbclid=Iwb21leAU4PFdjbGNrBTg8U2V4dG4DYWVtAjExAHBkb2YFc3J0YwZhcHBfaWQMMzUwNjg1NTMxNzI4AAEeC36L74k9Q865p9XtaP6pyuQDu-xzBVPQTJwM0EPpzOLEd85IKya1hY0CScs_aem_PjYt5U99BPzyTdWJm1Md1Q
Kaynak: Dr. Aydemir Ay

