Gündüz Demirhan Yazdı: Tarih, basiret sahipleri için geleceği aydınlatan bir meşale; ders almayanlar için ise aynı trajedilerin tekrarlandığı bir yangın yeridir

Tarih, basiret sahipleri için geleceği aydınlatan bir meşale; ders almayanlar için ise aynı trajedilerin tekrarlandığı bir yangın yeridir
Tarih, basiret sahipleri için geleceği aydınlatan bir meşale; ders almayanlar için ise aynı trajedilerin tekrarlandığı bir yangın yeridir. Şairin dediği gibi;

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

​Ankara ile Bağdat arasında atılan imzalar, coğrafyanın kaçınılmaz kader ortaklığını bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak 1950’lerin Bağdat Paktı ruhu ile günümüzde hayata geçirilen enerji, savunma, ulaşım ve ticaret odaklı stratejik anlaşmaları doğru okumak, anlamak ve tedbirli olmak gerekiyor.

1955 yılında Adnan Menderes Türkiyesi ile Kral II. Faysal Irak’ı arasında kurulan Bağdat Paktı, soğuk savaş şartlarında Batı bloğunun güvenlik mimarisine dayanıyordu. Dış dinamiklerin yönlendirdiği, yukarıdan aşağıya inşa edilen ve bölgesel gerçeklerle tam örtüşmeyen bu ittifak, iki liderin de trajik sonunu hazırlayan fırtınalı bir sürecin kapısını araladı.

​14 Temmuz 1958 sabahı, Türkiye Başbakanı Adnan Menderes, İstanbul Yeşilköy Havaalanı’nda Vahdettin’in torunu Sabiha Fazile ile nişanlı bulunan Kral II. Faysal’ı karşılamak üzere kırmızı halılar üzerinde beklerken Bağdat’tan feci bir haber gelmişti.

General Abdülkerim Kasım liderliğindeki askeri darbe, 23 yaşındaki genç Kral’ı, Veliaht Prens Abdülilah’ı ve bütün kraliyet ailesini Rihab Sarayının bahçesinde acımasızca katletmişti.

​Bu kanlı darbeden iki yıl sonra, 27 Mayıs 1960’ta Türkiye de askeri darbe oldu. Menderes hükümeti devrildi, Yassıada yargılamalarının ardından Başbakan Menderes, 17 Eylül 1961’de idam sehpasında hayatını kaybetti.

​Kaderin acı bir cilvesidir ki; aynı bölgesel paktın altına imza atan iki devlet başkanı da kendi ülkelerindeki vesayetçi ve darbeci odakların kurbanı olmuşlardı.

Bugün Kalkınma Yolu, Kerkük petrol sahaları iş birliği, altyapı, sanayi, eğitim ve savunma alanlarında imzalanan anlaşmalar, görünürde 1950’lerin Ankara-Bağdat eksenini hatırlatmıyor mu?

Her iki dönemde de Türkiye ve Irak, Anadolu ile Mezopotamya’yı birbirine bağlama, bölgesel izolasyonu kırma, ortak güvenlik ve istikrar alanı oluşturma arayışındadır. Coğrafya değişmediği için stratejik ihtiyaçlar da zamandan bağımsız olarak birbirine benzemektedir.

Anlaşmalar kâğıt üzerinde imzalanır fakat onları yaşatan veya yok eden şey; toplumsal adalet, merhamet ve basiret gibi mefhumların varlığı veya yokluğudur.

Tarihin unutulan sayfalarından çıkarılacak çok temel dersler olduğunu düşünüyorum.

Ne Kral Faysal’ı koruyan saray muhafızları ne de Menderes’i destekleyen dış ittifaklar, darbe mekanizmalarını durdurmaya yetmedi. Hatta bu ittifaklar onların gömülecekleri mezarlarını bile kazmıştı.

​Tarih gösteriyor ki; diplomasi kâğıttan bir kaledir, onu çelikleştiren ise adalet ve milletin rızasıdır. Bu cümleyi hafife almayın.

Türkiye, üç yıldır dünyanın en yüksek faiz oranları ile siyonizme hizmetin en alasını, servet transferi ile yaşıyor mu? Evet.

Türkiye yüksek faiz ve servet transferi politikası ile hemen her kademesindeki insanlardan hain üretiyor mu? Evet.

Türkiye’de gelir dağılımında adalet ve sefalet endeksi, son zamanların en kötü derecesinde mi? Evet.

Geçmişte sadece soğuk savaş vardı… Şimdi ise savaşın her türlüsü var. ABD, İran ile savaşını bitiremedi. Çin ile ticaret savaşları her geçen gün biraz daha sertleşiyor.

Avrupa, Ukrayna’nın ardında Rusya’ya karşı bütün gücünü ortaya döktü. Savaşı yine de bitiremediler. Rusya her hikayeden habersiz kutup ayısı gibi ağır ağır yoluna devam ediyor.

Bu manzarada Irak ile yapılan anlaşmaların en hassas noktası Kerkük’te İngiliz gücü olan BP ile Türkiye ortaklığıdır. İngiltere ile farklı alanlarda savunma iş birliğimiz de var.

Peki İngiltere eski gücünde mi?

ABD veya Çin’in onaylamadığı veya karşısında olduğu bu yeni anlaşmalar ne derece sağlıklı olacaktır. Ukrayna veya daha doğrusu Avrupa, Hazar’da İran gemisi vurdu. Gücü yetse daha ileri gitmeyecek mi?

Petro dolar saltanatının sonuna gelinirken, Çin’in nadir toprak elementleri hakimiyeti Ortadoğu’da barışın mı yoksa savaşın mı tetikleyicisi olacaktır?

Bu denklemlerin tamamında toplumsal adaletin birinci etken olduğunu düşünüyorum.

İstediğimiz kadar savunma alanında dev atılımlarımız olsun, isterse bütün bu saydığım ABD, Çin ve Rusya gibi çevre devletlerden daha güçlü olalım; adalet yoksa ve gelir dağılımındaki adaletsizlik hain üretiyorsa sonuç ne olacaktır?

Emeviler Orta Asya bozkırlarından İspanya ortalarına kadar uzanmışlardı. Ama bir gecede, bir akşam ziyafetinde yıkıldılar.

Çünkü…

Onlar, kötülüklerinden emin oldukları için, dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için, düşmanlarını yakın tuttular. Yakın tutulan düşman, dost olmadı. Uzak tutulan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.”

Irak ile yapılan anlaşmakarı ben ekonomideki adaletsizlikler ile bir arada kafamda canlandırdım.

Milyar dolarlık kredi çeken bir iş adamının borcu yüzde 5 faizle yenilenmiş. Devletten kredi alıp batıran veya okyanus ötesi hesaplara aktaran yüzlerce iş adamının vergi muafiyeti var. Uluslararası kara para yatırımcılarına 20 yıllık vergi muafiyeti yasası çıktı.

Üretici ve bu AKP hükümetini yıllarca iktidar yapan emekli, asgari ücretli, çiftçi ise açlık ile boğuşurken bile dünyanın en yüksek faizini ödüyor. Aynı bankalar bu millletin malına mülküne konuyor. Helal alın terleri, tefecilere transfer ediliyor.

Bu ekonomik adaletsizlik, bataklığın mikrop üretmesi gibi hain ürettikten sonra, sen istersen galaksiler arası küresel lider ol, Nemrut gibi bir sivrisinek tarafından mağlup edilmeyeceğini, nereden biliyorsun?

Kaynak: Gündüz Demirhan

 

 

 

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.